GeriKelebek Aaa, balet abi!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aaa, balet abi!

Tan Sağtürk; Oynadığı reklam ve dizilerle baleye popülerlik kazandırdığına inanıyor

Fransız Devlet Balesi'ne kabul edilen ilk yabancı baletti. Üstelik ömür boyu kontratlıydı. Dünyanın dört bir yanında Fransız Devlet Balesi'yle 400 temsil verdi. Derken günün birinde istifa etti ve iki valizle Türkiye'ye döndü. Bir yıl boyunca, konuk sanatçı olarak İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde başrolde dans etti. Oradan da ayrıldı. Vakko reklamlarında, televizyon dizilerinde boy gösterdi. Troçki filminde oğlunu oynadı. Pınar Aylin'in klibinde dans etti. Elin ağzı torba değildi ve büzülemedi tabii. Herkes bu durumda bir bit yeniği aradı. Ya şu Fransa işinde bir tuhaflık vardı, ya Fransız Devlet Balesi söylendiği kadar matah bir şey değildi. Belki de ciddi bir sakatlık geçirmişti, söylemiyordu. Popüler olmanın getirdiği sarhoşluk da cabasıydı. Oysa Tan Sağtürk bu ay içinde bale okulu projesini hayata geçiriyor. Genç Türk Bale Topluluğu'nu da, Aysun Aslan'la birlikte 2000 yılında kurmuş olacak. Tan Sağtürk'le bütün bunları, biraz da aşkı konuştuk. O yalnızca şunu söylüyor: ‘‘21 yıldır dans ediyorum. Sanatta doyuma ulaştığınız anda yeni şeyler yapmak, bunun için de Fransız Devlet Balesi'nden, İstanbul Devlet Balesi'nden istifa etmeyi göze almak gerekiyor. Bu kadar basit.’’

Şu anda karamsar olmamı gerektiren bir durum yok aslında. Duygu su gibi bir insan. Belki ilişkimizin bu kadar iyi olması ikimizin de aynı şekilde yaşayıp, büyümemizden kaynaklanıyor. İkimiz de sobalı evlerde İzmir'de, üstelik aynı semtte büyümüşüz. Ben bir de burçlara inanırım. Ben Yengeç burcuyum, Duygu, Aslan. Komik bir tesadüf, babam Yengeç annem Aslan. Babamla annemin reaksiyonları bize birebir uyuyor. Ben de önüme model olarak onları koyuyorum. Karamsar değilim, aslında bu sefer ikimiz de çok umutluyuz.

İnsanlar sizin Fransız Devlet Balesi'ni bırakıp gelmenizi ve burada başka işler yapmanızı anlayamıyorlar. ‘‘Herhalde bu Fransız Devlet Balesi de pek önemli bir kurum değilmiş’’ diyenler bile var. Ne diyeceksiniz?

- Fransız Devlet Balesi bilindiği gibi dünyanın en iyi bale topluluklarından biri. Ayrıca çok az insana nasip olabilecek, ömür boyu kontrat da verildi bana. Sonuçta orada 365 günde 400'e yakın temsil verdik. Bunları yeniden anlatmak istemiyorum. Biliyorsunuz dünyanın en zor mesleklerinden biri bu, vücudunuzdan da çok şey götürüyor. Yarış arabasına binmiş bir yarışçı gibi pistin sonunu getirmeye çalışıyorsunuz yine de. Yarışı bitirdiğinizde doyuma ulaştığınızı hissediyorsunuz. Sonra aynı işlerin tekrarı başlıyor, o zaman o işi değiştirmelisiniz. Ben 21 yıldır dans ediyorum. 2500 temsilin üstünde dansettim. Klasik bale için yaşım Avrupa'da artık yaşlı dansçılar kategorisinde. Artık yeni şeylerin zamanı.

Herhalde baleyi bırakıp, popüler işler yaptığınız için eleştiriliyorsunuz. Vakko reklamı, klip oyunculuğu...

- Sanat kelimesi bizim için mabet gibi bir şey. Günde 8, 9 saatimizi verdiğimiz bir mabet. Ama zaman içinde belli monotonluklar oluşuyor. Ben artık bunu kırmak istiyorum. Çark içinde dönmek çok tehlikeli bir şey. Popülerliğe gelince: Fransız Devlet Balesi bir temsil vereceği zaman kostümleri Versace yapıyor, Elton John ya da Queen temsil sırasında sahneye çıkabiliyor. Bunlar da ticari şeyler değil mi? Kaldı ki Vakko alanında bir kalite, ‘‘İkinci Bahar’’ alanında kalite, Troçki filmi öyle. Çok zor günler geçirdim ama kalitesiz hiçbir şeyi kabul etmedim. Biz kolektif bir sanat yapıyoruz, yani tanıtımı en güç sanatlardan biri. O zaman bir şekilde bunun popülariteye ihtiyacı var. Devlet tıkanıklığın ta kendisi. Bu durumda sanatçılar kendi mesleklerinin popülaritesini sağlamak durumundalar. Barişnikov, Nureyev filmler çevirdi, kitaplar yazdılar. Sanatta doyuma ulaştığınız anda bir şeyleri değiştirmek, bunun için de Fransız Devlet Balesi'nden de, İstanbul Devlet Balesi'nden de istifa etmek gerekiyor.

ZEKİ MÜREN'İ SINAVA SOKMAK

İstanbul Devlet Balesi'ndeki tekelci zihniyetten dolayı ayağınızın kaydırıldığı yönünde de söylentiler var.

- Ben iki valizle geldim Türkiye'ye. İstanbul Devlet Balesi'ne girdim ve bir hafta sonra Kuğugölü'nde başrol oynadım. Ondan sonra bütün eserlerde başrol oynadım. Yekta Kara kadroların dolu olduğunu, beni ancak Fransız tabiyetimle başbalet olarak çalıştırabileceğini söyledi. Bir yıl boyunca konuk statüsünde çalıştım. Derken kadroların açılacağı söylendi. Ama çok acı şeyler var işte. Ben Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bale Bölümü mezunuyum. Bu diplomayı alan herhangi biri önce stajyer olarak başlamak zorunda. Neyse kadro verecekler ama bir yıl stajyer olacaksın. Zeki Müren'in TRT'ye girmek için sınava sokulması gibi bir şey bu. Ya stajyer olacaktım ya Fransız konuk sanatçı. Hemen istifamı verdim. Kısacası kimse benim ayağımı falan kaydırmadı, belki küçük kıskançlıklar olmuştur, bilemem. Bakın, ben döndükten sonra, Fransız Devlet Balesi direktöründen, oradaki geçmişim hakkında bir faks aldım. Herhangi bir zor durumda bana yardımcı olsun diye. Üstelik öyle bir kaleme alınmış ki, bu kadar övgü benim bile yüzümü kızartıyor.

Dans etmeyi özlemeyecek misiniz?

- Geçen hafta Kültür Bakanı beni çağırdı ve istediğim an baleye dönebileceğimi, esas kadroyu hemen verebileceğini söyledi. Ben küserek istifa etmedim ki döneyim. Bakın, Fransa'da bir arkadaşımla partiye gideceğiz bir akşam. ‘‘Ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum’’ dedi. Yol üstünde bir laboratuara girdik, hani demir mi eksik, ne eksik, öğreneceğiz. Ve arkadaşımda HIV virüsü olduğu ortaya çıktı. 1 yıl sonra öldü. Bir başka arkadaşımın çok az ömrü kaldı. Bunlar beni çok etkiledi. Dolu dolu yaşamak istiyorum artık. Bu kadar yıl başbalet olarak dans ettim. 21 yıldır dans ediyorum. Bir balet başka ne isteyebilir? Şimdi yapacak bir dolu işim var. Hiçbir zaman ölmeyecekmişim gibi geliyor bana. Cüretkar bir cümle ama ben hiçbir zaman ölmeyeceğim. Dansı bırakmadım ki özleyeyim. Her gün stüdyoya gidip birkaç saat çalışıyorum.

GENÇ TÜRK BALESİ

Baleyle ilgili projelerinize geleceğiz ama, bu arada popüler işlere devam mı?

- Ben yaptığım her işe dansımı koydum ve kendim olarak girdim. Dizi olsun, reklam olsun. Ben sahne insanıyım ve yaptığım her işte rol var. Sonuçta bale bir sahne sanatı. Kısacası rol ve dansın dışında yapılmış bir şey yok. Dedikodular hep olacaktır, onlara uyarak yaşayamayız. İlk geldiğimde bana bir fıkra anlatılmıştı, anlamamıştım. Şimdi anlıyorum: Öldükten sonra toplumlar cennete ya da cehenneme gitmeden önce çukurlarda bekletiliyorlar. Her toplumun ayrı bir çukuru var ve her çukurun başında, bir zebani çıkmak isteyene sopasıyla vurup, geri düşürüyor. Ama bir çukurda hiç böyle yukarı çıkmak isteyen yok. Herkes merak ediyor. Azrail açıklıyor durumu: ‘‘Orası Türkler'in çukuru, çıkmak isteyen olursa zaten alttan çekerler!’’ Ben gerçekten aşağı çekildiğimi hissetmedim ama artık fıkranın ne demek istediğini anlıyorum.

En büyük isteğiniz Genç Türk Balesi'ni kurmak. Ne zaman gerçekleşecek?

- Aysun Aslan'la birlikte yapabileceğimiz bütün hazırlıkları tamamladık. Şimdi sponsorların gözünün içine bakmak kaldı geriye. Sponsorlar oluşmamış bir şeye para yatırmaya çekiniyorlar ama şimdi her şey oturdu. Türkiye 21. yüzyıla artık ilk özel profesyonel dans topluluğuyla girecek.

Kadronuz yine devlet balesiyle dans topluluğu arasında koşacak mı, Turkuaz'da olduğu gibi?

- Hayır, hatır gönülle bale olmaz. Devlet balesinden kimse olmayacak bu nedenle. Memuriyet çarkına alışmamış insanlar olması lazım. İstifa nedenlerimden biri de buydu. Sanatçının bir çarka sokulması. Beyin fırtınası yok, diyaloglar son derece yüzeysel... Düşünün balede 200 kişi çalışıyor, danseden 30 kişi, stajyerler olmadan eser dönemiyor. Şimdi konservatuar öğrencileri büyük kaynak. Bu potansiyel aktarılabilir. Bir kısmını da yabancılardan seçeceğiz.

Aşkta formül yok

Hem bu kadar popülersiniz, hem bu kadar yakışıklı. Aşktan söz etmezseniz olmaz şimdi.

- Şu ana kadar söylediklerim konusunda ne kadar net, ne kadar eminsem, aşk konusunda okun nereye gideceğinden de bir o kadar emin değilim. Çünkü büyümemiş biri gibi hissediyorum kendimi. Bugüne kadar çok fazla ilişkim olmadı. Ama olanlar çok önemliydi, biterken de güzel bitmeliydi. Ben hep Romeo oldum balede, ama hayatta böyle bir şey olacağına inanmazdım. Meğerse oluyormuş. Son birkaç aydır oluyormuş diyorum.

Duygu Dikmenoğlu'ndan söz ediyoruz değil mi?

- Evet.

Peki nasıl gidiyor?

- Ne anlatabilirim bu konuda? Hiçbir şey bilmiyorum ki! Anneme babama bakıyorum bazen. Hala aşıklar birbirlerine ama onlar da bilmiyorlar. Nasıl bir aşk bu? Nasıl bugüne geldiler? Yeni kurulan bir ilişkide ben mi ipleri tutmalıyım, o mu? Yoksa mıknatıs gibi mi olmalı, biri kaçtıkça öbürü ardından giden, hiçbir şey bilmiyorum inanın. Yoksa burçlara göre mi hareket etmeli? Aşkta kesin formüller, cevaplar yok ki! Evlenenlere insanın sorası geliyor ‘‘ne zaman boşanacaksınız’’ diye. Çünkü herkes ayrılıyor.

Bir de Meltem Cumbul'la ilgili sizi eleştirenler var. Fransa'dan gelir gelmez çok popüler biriyle birlikte olmayı seçti diyorlar.

- Meltem çok insani kaliteleri olan birisi. Böyle şeylerin söylenmesi çok ayıp doğrusu. Ayrıca ilişki öyle dedikleri gibi seçilmiyor ki! Ben Meltem'i ilk tanıdığımda kim olduğunu bile bilmiyordum tam olarak. Dışarı çıktığımızda insanların ona ilgisini görünce o kadar şaşırdım ki, niye böyle diye kendisine sormuştum.

Bunca yoğun tempo içinde Duygu Dikmenoğlu'na vakit kalıyor mu?

- Kalmıyor fazla. Birbirimizi anlamamamız ve yaşamamamız için bir neden değil bu. Kolay değil tabii, bir kere o İzmir'de oturuyor zaten. Buraya geldikçe görüşüyoruz. Bazı şeyleri beraber çalışıyoruz. Çünkü onun vizyonunu ne kadar genişletmeye çalıştığının farkındayım. Yaşı çok genç de olsa, ben ona kendimi anlatırken bile ondan çok şey öğreniyorum.

Peki Duygu Dikmenoğlu yurtdışında çalışmaya giderse ne olacak?

- İmkanı olursa gidecek tabii. Engelleyemem, ‘‘gitme ilişkimiz sürsün’’ diyemem. Ben o zevki yaşadım. Onun da yapması lazım. Ayrıca o koşullarda da devam ettirebiliriz.

FUTBOLDA GAY DAHA FAZLA

Baleyi siz mi seçmiştiniz, aileniz mi?

- Ben ilkokuldayken TRT İzmir televizyonu okula geldi, 30 çocuk seçtiler lay lay lom bir şeyler yaptıracaklar. Bize konservatuardan bir koreograf geldi, Suna Şenel. Sonra Ankara Devlet Balesi'ni arıyor ve ‘‘eğer ikna edebilirseniz, böyle bir çocuk var ve Türkiye'nin Nureyev'i olacak,’’ diyor. Ankara'dan da annemi aramışlar. Ben sokakta oynarken annem beni çağırdı, karşısına oturttu ve ‘‘bu karar sana ait’’ dedi. Bizim ev kitap doludur, ben de annemden baleyle ilgili bütün kitapları çıkarmasını istedim. 2 gün onlara daldım ve sonra ‘‘tamam’’ dedim.

Babanız ‘‘gitti bizim oğlan elden’’ demedi mi? Hani baletler gay olur diye bir genelleme vardır ya.

- Ben çocuğum homoseksüel olacak diye korkmam. Nasıl mutlu olacaksa öyle yaşasın. Babam da korkmamıştır. Benim için böyle ayırımlar yok. Ben heteroseksüelim. Demek ki istisnalar kaideyi bozarmış! Mesela Fransa'da futbol alanındaki gay sayısı baleden çok daha fazla. Ama buradan şöyle bir yere geçeyim: Mesela gece bir yere gidiyorsunuz. Kızlar deli gibi dansediyorlar. Erkeklere dikkat ediyorum, ellerinde bir kadeh var, o kadehteki içki sarsılmıyor bile. Asıl anormallik burada. Çünkü gay görünmekten korkuyor hepsi.

Bu ay içinde sanıyorum bale okulu projeniz hayata geçiyor.

- Evet ve bu biraz da popülarite sayesinde oldu. Mesela Giresun'dan bir teyze, Van'dan bir çiftçi aradı beni. Oralara gidip gitmeyeceğimi soruyorlar. Ya da yolda yürürken midyeci çocuk ‘‘aaa balet ağbi’’ diyor. Bunlar çok avantajlı işte. Konservatuara başvurular ikiye katlanmış. Ben bunun baleyle ilgili yapılan popüler propagandadan da kaynaklandığını düşünüyorum. Bu fazla talep de neden oldu bale okulu projesine. Sport International'la Ankara, İzmir ve İstanbul'da açıyoruz. 7 yaşından itibaren alacağız çocukları, ama ileride ‘‘show’’ okulu olarak da işleyeceği için 7'den 77'ye herkese açık olacak. Bence herkes dans etmek için doğuyor. Ben babanemi de getirip dansettirmek istiyorum artık.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle