GeriKelebek 8 şehirde 39 film
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

8 şehirde 39 film

8 şehirde 39 film
refid:21533638 ilişkili resim dosyası

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği Filmekimi, 11. yaşını kutluyor. Haftaya cumartesi başlayacak film günleri, geçen sene olduğu gibi bu yıl yine İstanbul sınırlarını aşacak. Bursa, İzmir, Ankara, Erzurum, Diyarbakır, Gaziantep, Van ve Batman’da da düzenlenecek. Pek çok iddialı film var. İşte onlardan 10 tanesi...

Aşk
HANEKE’DEN İZ BIRAKAN FİLM
Alzheimer hastalığının pençesindeki Anne (Emmanuelle Riva) kocası Georges’la (Jean-Louis Trintignant) Paris’te yaşıyor. Başarısız geçen ameliyatından sonra yavaş yavaş sona doğru ilerliyor... Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’ye Cannes Film Festivali’nde bu yıl ikinci Altın Palmiye ödülünü getiren Aşk, yılın iddalı filmlerinden. Haneke filmde aşkın sınırlarını sorgularken, bizler de aşkın hayattaki bütün engelleri aşmak için ne kadar kuvvetli olması gerektiğini sorguluyoruz. Emmanuelle Riva’nın dört dörtlük bir performans sergilediği Aşk’ta, sinemaya 10 yıllık ara veren Trintignant, hayatının performansını gösteriyor. Aşk, seyredilmesi zor ve etkili, iz bırakan bir film.

Meleklerin Payı
YETER Kİ ŞANS VERİLSİN
18-24 yaşları arasıdaki gençlerin bir milyonunun işsiz olduğu İngiltere’deyiz. Genç suçlu Robbie (Paul Brannigan), mahkemeye çıktığı zaman şans yüzüne gülüyor ve savcı Robbie’nin hapis cezası yerine kamu yararına çalışması isteğini kabul ediyor. Yoksulluğun ve çaresizliğin hayatı imkânsızlaştırdığına inanan İngiliz yönetmen Ken Loach’un 2012 yılı filmi ‘Meleklerin Payı’, bir grup gence şans verildiği zaman nelerin değişebileceğini eğlenceli bir dille anlatılıyor. Hayatın gerçeklerini anlatırken şiddeti de olduğu gibi beyazperdeye taşıyan Ken Loach, ‘Meleklerin Payı’nda Robin Hood efsanesinde olduğu gibi zengin, gösterişçi insanlardan alıp, fakir, muhtaç insanlara veriyor. Viskiyi de, umudu da...

Onur Savaşı
İFTİRAYA MARUZ KALINCA
40 yaşındaki Lucas (Mads Mikkelsen) hayattan umduğunu bulamamış olsa da umudunu da tamamıyla kaybetmemiş güleryüzlü bir adam. Günün birinde Lucas çocuk taciziyle suçlanıyor. Kendisini bir ömür boyu tanımış olan kasaba halkıysa nedense hiç tereddüt etmeden bu iftiraya inanıyor. Bu yıl Cannes Film Festivali’nde yarışan ve Mads Mikkelsen’e En İyi Aktör ödülünü getiren Onur Savaşı, Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’ün yedinci ve ‘Festen’den beri yaptığı en iyi filmi.

Süperstar
DİKKAT! HER AN MEŞHUR OLABİLİRSİNİZ

Bir adam her sabah olduğu gibi yine işe gitmek için metroya biniyor ve herkes imza almaya ve fotoğrafını/videosunu çekmeye başlıyor. Ünlü olmak gibi bir derdi olmayan Martin Kazinski (Kad Merad), yaşadığı olaylara bir anlam veremiyor. Yabancı insanların nasıl olup da ismini bildiklerini anlayamayan adam bu işe bir son vermek istedikçe daha ünlü olup, daha çok hayrana sahip oluyor. Banal bir adam olduğu söylenen Martin’i hayranları şehrin her köşesinde aramaya başlıyorlar. Yeter ki el sıkışsınlar... Günümüzde başarısı ve artıları olmayan insanların bile ünlü olmalarını eleştiren yönetmen Xavier Giannoli bu filmiyle bizlere ‘telefon demokrasisi’nin çığırından çıktığı zaman masum insanların nasıl yaralanabildiklerini de gösteriyor.

Seyyar Ev
AVRUPALI GENÇLERİN GELECEĞE BAKIŞI

Julien (Guillaume Gouix) ve Simon (Arthur Dupont) 20’li yaşların sonundalar  ve bir kasabada yaşıyorlar. İki arkadaşın en büyük eğlencesi bisikletlerine, motosikletlerine binip dengeyi bulmaya çalışmak. Hayattan daha fazlasını isteyen iki kafadar düşünüp taşındıktan sonra bir karavan satın alıp gençlik hayallerinin peşinden gitmeye karar veriyorlar. Başrol oyuncularının dikkat çektiği ve François Pirot’nun yönetmenliğini yaptığı ‘Seyyar Ev’, komedi türünde bir yol filmi olsa da ekonomik bunalımdaki Avrupalı gençlerin geleceğe karamsar bakışlarını da ekrana yansıtmayı başarıyor.

Tüm Arzularımız
DAHA ADİL BİR DÜNYANIN PEŞİNDE

Başarılı yazar Emmanuel Carrere’in 2005 yılında çıkan kitabı ‘D’Autres Vies Que La Mienne’ sadece edebi kalitesiyle değil, konusuyla da zamanında büyük yankı uyandırmıştı. Fransız sinemasında yaptığı sosyal içerikli filmlerle tanınan yönetmen Philippe Lioret, son filmi için Carrere’in kitabını kullanmış. Alacak ve icra davalarından bunalan yargıç Claire, bir gün mahkemede karşısına çıkan ve çocuğunun okulundan tanıdığı kadına yardım ediyor. Fransız adalet sisteminde ezilen halkın dramına tanık olduğumuz ‘Tüm Arzularımız’da, Lioret daha adil bir dünyanın peşinde. Tecrübeli yargıç Stephane rolünde Vincent Lindon’u izlediğimiz filmde Marie Gillain bugüne kadar oynadığı en iyi rollerden biriyle karşımızda.

Katil Joe
HER ŞEY PARA İÇİN

Şimşekler, yağmur, havlayan bir köpek... Teksas’ta akşam vakti. Altı bin dolar borcu olan Chris hayatı için endişeli. Son çare babası. Ama onda da para yok. Chris bunun üzerine nefret ettiği annesinin 50 bin dolarlık hayat sigortasını ve onu bir kiralık katilin 20 bin dolara öldürebileceğini söylüyor. Kiralık katil Dallas’ın polis departmanından bir detektif. Ay sonunu getiremeyen Katil Joe ise peşin ödeme almadığı için önce bu işi kabul edemiyor. Neden sonra sigortadan para gelene kadar Chris’in ergenlik çağındaki kız kardeşi Dottie’yle birlikte olabilirse bu işi kabul edebileceğini açıklıyor ve bu teklifi Chris de babası da onaylıyor. 77 yaşındaki yönetmen William Friedkin filmde insanların alternatifleri olmadan yaşadıkları bir yeri ve en karanlık yüzlerini gösteriyor.

Başka Bir Kadın
KARİYER Mİ AİLE Mİ

Sabah uyanıyorsunuz ve kendinizi Paris’in muhteşem manzaralı evlerinden birinde buluyorsunuz. Etrafınızda dolanan küçük çocuğun da size ait olduğunu öğreniyorsunuz. Saçlarınız kesilmiş. Kocanız olacak adam Paul, size hiç yabancı gelmiyor. Siz daha yeni tanışmamış mıydınız? Aslında hayır. Artık önemli bir işkadını olan ama kocası ve çocuğuyla arasında dağlar olan Marie bundan tam 15 yıl öncesini hatırlıyor sadece. Bugün iş hayatında başarılı olsa da ailesini kaybetmek üzere olan Marie, önceliklerini değiştirip evliliğini kurtarmaya karar veriyor.

Baştan Al
FRANSA’DA BİR NUMARA

25’in üzerinde filmde oynayan Noemie Lvovsky, beşinci yönetmenlik denemesi ‘Camille Redouble’la Cannes Film Festivali’ni fethettikten sonra şimdi de Filmekimi’nde. 41 yaşındaki Camille, günün birinde kızının babası tarafından kızı yaşındaki bir sevgili uğruna terk ediliyor. Gençliğindeki oyunculuk hayalleri yerine dublörlük yapan ve viskiyle avunmaya çalışan Camille, nerede yanlış yaptığını anlamaya çalışıyor.
‘Baştan Al’ aynı zamanda sinemaseverlere, başrolünü Kathleen Turner’ın oynadığı bir Francis Ford Coppola filmini, ‘Peggy Sue Got Married’i (1986) hatırlatacaktır. Geçen hafta Fransa’da vizyona giren ‘Baştan Al’ 196 bin 179 seyircisiyle Fransa’da günün
1 numaralı filmi...

Biz ve Ben
NEW YORK GENÇLİĞİ

Okulların tatil olduğu gün Bronx’ta, New Yorklu öğrenciler otobüsü doldurup evlerinin yolunu tutuyorlar. Çoğunlukla Amerika’da çalışan Fransız yönetmen Michel Gondry, Bronx’ta bir kültür merkezinde tanıştığı sinema meraklısı lise öğrencilerinden o kadar çok etkileniyor ki bu ekiple bir film yapmaya karar veriyor. Gondry’nin bir dokümanter gibi çektiği ‘Biz ve Ben’de amatör oyuncuların bazıları zaman zaman doğallıktan uzaklaşsa da kendi lisanları ve kendi kodlarıyla anlattıkları evrende, bencillikleri, zalimlikleri ve kırılganlıklarıyla başarılı portreler çiziyorlar. Filmin son 15 dakikasında günün sona ermesiyle dokunaklı anlar yaşanıyor...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle