GeriKelebek 6 Ay oyuncu 6 ay yazar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

6 Ay oyuncu 6 ay yazar

Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu beş yıl sonra ilk kez Ankara'da

Ali Poyrazoğlu'nun Taksim Ayaspaşa'daki evi, bir evi olduğu kadar bir kütüphaneyi andırıyor. Bütün odalarda kitaplıklara ya da raflara dizilmiş yüzlerce kitap bulunuyor. Zaten Poyrazoğlu, bir başka dairede otururken de burayı kütüphane olarak kullanıyormuş. Hayattaki amacının okuyarak, yazarak, gezerek ve öğrenerek zenginleşmek olduğunu söylüyor. Küçük evinin de bu amacın bir sonucu olduğunu ekliyor: ‘‘Benim nasıl bir hayatı amaçladığım evimden belli. Kitaplarla, sanatla içiçe. Bir de ufak bir ev. Yazlık evim de ufak. Tantana meraklısı değilim. Kafamın içini zenginleştirmeyi tercih ederim.’’

Bir tarihte Ali Poyrazoğlu'na yangında kurtaracağı ilk üç şeyi sormuşlar. 1. Sevgilim 2. Kitaplarım 3. Öbür sevgilim, diye cevap vermiş. Tercihlerinin bugün de aynı olduğunu söylüyor. Ama bu aralar yangında işi kolay, çünkü tek bir sevgilisi var. Poyrazoğlu çok eşli yaşıyor, gönlünün birden fazla kişiyi kucaklayacak kadar zengin olduğuna inanıyor. Aynı şey yaptığı işler için de geçerli: ‘‘İki sevgiliyi yangından kurtardığım gibi iki mesleği de aynı anda yapabilirim. Bundan sonra yılın altı ayında sadece oyunculuk, altı ayında da yazarlık yapacağım. Altı ay biriyle altı ay öbürüyle kapanacağım.’’

Son zamanlarda yoğunlaşan yazarlık faaliyetlerinin ilk meyvesi, gençlik yıllarında yaptığı çevirileri saymazsak, anlatı türünde yazdığı ‘‘Ödünç Yaşamlar’’ adlı kitap. Ama esas gürültü şu anda yazımıyla uğraştığı anıları yayımlanınca kopacak: ‘‘Ben kitabı akıllı okur için yazıyorum. İyi okuyucu kitabın neresinde nelerin gizlendiğini keşfeden okuyucudur. Dangalaklar için hiçbir şey yazmıyorum. Kitabım çok cesur ama salaklar hiçbir şey anlamayacak. Ben magazin gazetesine haber yazmıyorum. Dedikodu kitabı değil. Magazin basını aradığını bulamayacak.’’

SÜMERBANK ÇOCUĞU

Ali Poyrazoğlu'nun çocukluğu, babasının Fatsa'daki ezcanesinde çıraklık yaparak geçti. Kendi babası da bir eczacı olan Mahmut Bey, büyük oğlu Ali'nin bu mesleği seçeceğinden şüphe etmiyordu. Ali Poyrazoğlu babasını ‘‘höt zöt bir Türk babası’’ olarak hatırlıyor: ‘‘Fazla otoriterdi. Bizim evde fazla disiplin vardı. Biz de bu disiplinin gereklerini yerine getirirdik. Ben mesela, bugünkü halimin tam tersine, tutumlu, Sümerbank ayakkabısı giymeye çalışan, kumbarada para biriktiren, paketin ipini çözüp belki lazım olur diye saklayan bir çocuktum. Efendi bir çocuktum. Sakindim; okuyup yazar, kukla oynatırdım.’’

Eczanede önce çırak daha sonra kalfa olarak çalıştığı dönemde en zor doktor reçetelerini okuyup havanda ilaç hazırladı: ‘‘Şimdiki gibi ticarethane değildi eczaneler. Bayağı ilaç yapılırdı. Bir de kasaba sosyetesi orada toplanırdı. Eğlenceli bir yerdi.’’

ARKADAŞI KADİR İNANIR

Ali Poyrazoğlu'nun çocukluk arkadaşlarından biri ünlü aktör Kadir İnanır: ‘‘Onun babasının şekerci dükkanı ile bizim eczane yanyana idi. Onların dükkanını devamlı soyardık. Kışları şeker, yazları dondurma araklardık.’’

Ortaokul'da aile İstanbul'a taşınınca Ali'nin hayatında da yeni bir dönem başlar. Büyükşehir herkesi bozduğu gibi onu da ‘‘bozar’’. Kendi halindeki sakin çocuk yavaş yavaş sosyalleşir: ‘‘Liseyi Pertevniyal'de okudum. Aynı zamanda konservatuvara devam ettim. Babam tabii ki tiyatrocu olmamı istemiyordu. Ama üzerimde kurduğu baskı bir süre sonra kendiliğinden kalktı. Çünkü annemle babam ayrıldı ve ben annemle yaşamaya başladım. Dolayısıyla babamın evdeki kontrolü yok oldu.’’

Annesi de tiyatrocu olmasını destekleyince Ali Poyrazoğlu 17 yaşında Şehir Tiyatroları'nda sahneye çıkmaya başlar. Bu yıllar aynı zamanda bağımsızlığını ilan edip evden ayrıldığı yıllardır. Çevirilerini yaparak ve tiyatrodan aldığı yövmiye ile geçinmeye başlar. ‘‘Ayrılmasalardı, o baba baskısı devam edecekti belki’’ deyince bir kaşını kaldırıp kesin bir ses tonuyla itiraz ediyor: ‘‘Sökmezdi. Ben çok inatçı bir adamım.’’

Tiyatro daha ilk günden onu içine alır: ‘‘Birinci gün iş bitmişti benim için. Öyle bir yere gittim ki okul diye, Ercüment Behzat Lav, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, Ahmet Kutsi Tecer, Yıldız Kenter... Taptığım insanların hepsi bir anda hoca olarak karşıma çıktı. Çok doğru bir iş yaptığımdan hiç şüphe etmedim.’’

Poyrazoğlu 25 yaşında kendi tiyatrosunu kurar ve böylece Türkiye'nin en genç tiyatro patronlarından biri olur: ‘‘O zaman bu büyük bir riskti. Ama ben hem özel hem de sanat hayatımda riskler alan bir insanım. Riski severim.’’

Kitabında genç Ali ile bugünkü Ali'yi konuşturmuş. Genç olan diyor ki, aşkı daha çok yaşa, ona daha çok vakit ayır. Pek gözler önünde yaşamasa da Ali Poyrazoğlu'nun doğası gereği aşkı ihmal edecek bir tip olmadığını söylüyorum. Çünkü kendisi her fırsatta aşkın onun için ne kadar önemli olduğunu söyler: ‘‘Ben bunu çok söyleyen, ama bir türlü yapamayan insanlardanım. Çok çalışıyorum. Niye böyle oldu bilmiyorum ama. Tiyatro yönetiyorum, ünlü bir oyuncuyum. Bunların sorumlulukları var. Kitap yazıyorum. Profesyonel bir okuyucuyum.

‘‘Yazarlığı profesyonelce yapmak istiyorum’’ sözünü hatırlatınca itiraz ediyor: ‘‘İstiyorum değil, yapıyorum zaten. Bu ilk kitabım ama bir sürü oyun yazdım, çeviri yaptım. Hürriyet gazetesinde seyahat yazıları, Yeni Yüzyıl'da köşe yazdım. Yayımlanmamış kitaplarım var. Bir sürü radyo programı, skeç metinleri yazdım. Çok kağıt harcadım.’’

Ali Poyrazoğlu ve tiyatrosu bu hafta boyunca Ankara'da. Ankara Devlet Tiyatroları'na konuk olarak gidip Şinasi sahnesinde ‘‘Eski Çamlar Bardak Oldu’’ adlı oyunu sahneleyecek. Özel tiyatroyu özleyen Ankaralılara duyrulur.

Bana baskı sökmez


Yorumları Göster
Yorumları Gizle