GeriKelebek 508 yıllık mirası yaşatıyorlar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

508 yıllık mirası yaşatıyorlar

Erensiya Sefaradi Grubu, İspanyol Musevileri'nin mirasını gelecek kuşaklara aktarmak için, 1993 yılında kuruldu.

Galata Kulesi / Orada doğduk orada yaşadık / Orada ağladık orada güldük / Orada büyüttük, orada öldük / Ama bir gün geldi ki orayı terkettik

Galata Kulesi İstanbul'un sembolü / Ay oradan yükselir, güneş oradan doğar / Ah Galata Kulesi / Seni sevdik, seni yaşadık, ama seni terkettik.

Bu şarkı, Musevi İspanyolcası dilinde yazıldı, söylendi. Galata Kulesi kendileri için çok önemli olan insanlar; bu çevrede 150-200 yıl yaşayan Museviler'in torunları tarafından...

Erensiya Sefaradi grubunun kendi özgün şarkısıydı La Kula De Galata. İkinci CD'lerine de adını verecekti ama Galata'nın çocukları, önce orada konserler verip, izleyiciler tarafından çok alkışlanıp, ‘‘Burası için de bir şarkı yazın’’ talebi üzerine üretmişti bu şarkıyı.

Bu şarkıya gelene kadar ne olmuştu peki?

Önce, çok yüzyıllar önce, İsrail topraklarından kovulmuştu Museviler. Romalılar tarafından. Dünyanın her yanına dağılmışlar, bir kısmı da İspanya'ya yerleşmişti. Ancak 1492'de yine yol görünecekti onlara; bu kez engisizyonun zulmünden kaçacaklar, Osmanlı Sultanı 2. Beyazıd'ın gönderdiği kadırgalara doluşup, Osmanlı topraklarına dağılacaklardı.

Gelirken, kendi kültürleriyle geleceklerdi elbet. Yanlarında, baladlar, serenadlar, romanslar vardı. Ancak, yerleştikleri topraklardaki kültürden de etkilendiler ve yeni bir müzik doğdu, biraz Rebetiko'yu, biraz Balkan ezgilerini andıran, Türk Sanat Musikisi'nden de Anadolu türkülerinden de renkler taşıyan şarkılar yapar, söyler oldular.

Ayrıca kendi dilleri vardı yanlarında. Yaklaşık 200 yıl bu dil bütün safiyetini korumuş, kullanılmıştı. Ama zaman ve başka kültürlerle içiçe yaşamanın sonucu değişmiş, - belki de bir bakıma zenginleşmiş-ti: Biraz Türkçe girmişti içine, biraz Bulgarca, biraz Rumca, yani bütün Osmanlı dilleri. Adına da Judeo Espanyol - Musevi İspanyolcası denmişti. Ancak bu güzel lisanın Musevi hayatındaki önemi zamana yenildi; giderek kayboldu, son 50 yılda ise soluksuz kaldı. Son yıllarda Musevi evlerinde anneannelerin, dedelerin, teyzelerin konuştuğu dili, anne babalar konuşmamaya başladı, çocuklar ise hiç öğrenemedi. Dolayısıyla 508 yılı aşıp müziğiyle, diliyle günümüze gelmeyi başaran Sefarad kültürü de yokolmaya yüz tuttu.

Grubu doğuran acı

Erensiya Sefaradi Grubu işte bu mirası taşıyabilmek, gelecek kuşaklara aktarmak için kuruldu, 1993 yılında. Onlar, yüzyıllar önce İspanya engizisyonundan kaçarak Osmanlı topraklarına yerleşen Musevilerin torunlarının torunlarının torunlarıydı. 40'larını henüz aşmış insanlar olarak, dedelerinin, büyükannelerinin dilini konuşabilen belki de son kuşağa mensuptular. Bundan acı duyuyorlardı. Erensiya Sefaradi'nin kurulması, biraz bu yokoluşa duyulan acıya dayandı.

David Yanarocak ve eşi Sara hanım, müzikle içli dışlı insanlar; evde kendi kendilerine çalıp söylüyorlardı. Söyledikleri de öyle Musevi müziği filan değil, Türk Pop, hafif batı müziği filandı. Keyif yapıyorlardı kısaca. ‘‘CD koyacaklarına, Gery vuruyor, David tıngırdatıyor, Sara söylüyor’’du. Ancak bu keyifçatmaların içeriğini, bir gün aile dostları Yusuf Altıntaş değiştiriverdi, bir misyona dönüştürdü. Altıntaş, gazeteci-yazar, araştırmacı bir Musevi, Musevi İspanyolcasını çok iyi biliyor, akademik olarak biliyor üstelik. Bu dilde Şalom gazetesine yazıyor, uluslararası kongrelere katılıyor. David Yanarocak'a bir gün dedi ki: ‘‘Gelin yeni bir prodüksiyon yapalım, şu kültürün bir ucundan tutalım!’’

Tuttular. David Yanarocak besteliyor ve gitarla çalıyordu artık, Yusuf Altıntaş o şarkılara Judeo İspanyolca sözler yazıyor, Gery Erdemanar perküsyonu üstleniyor, Sara Yanarocak ise söylüyordu.

İspanyolca sözlü Türk Sanat Müziği

O günden bu güne üçüncü CD'sini çıkaran grup, sadece ve sadece özgün Sefarad müzikleri üretiyor. Amaçları arasında mesaj vermek de var. Sara Yanarocak, ‘‘İbranilerin tarihinden itibaren günümüze değin yaşananlar var repertuarımızda’’ diyor. Şiir yoluyla, şarkı yoluyla anlatıyorlar bu tarihi. Ve ayrıca aktüel olayları da dile getiriyorlar. ‘‘Yine geçmişin müziklerine saygı duymak açısından o dönemleri anlatan, o dönemlerin müzik formlarına bağlı kalarak yapılmış parçalar var. Musevi iç hayatımızın kutsal topraklar dışında yaşayan bütün Musevilerin kendi ülkelerinde yaşadığı etkileşimleri ve olayları anlatan şarkılar var. Ve bugünkü modern hayat var’’ diye anlatıyor.

Birkaç örnek verelim: Mesela, Sefaradların Destanı, ortaçağda yapılan Musevi engizisyonlarını, ardından Osmanlı'ya gelişlerini ve yeni hayatlarını anlatıyor, Sultan Beyazıt'a şükranlarını dile getiriyor.

En El Neve Şalom, 22 Musevinin öldürüldüğü Neve Şalom'la ilgili...

İkinci Dünya Savaşı'nda yaşananları konu alan, bir dizi soykırım şarkıları var.

İstanbul'da başka Sefarad müziği yapan gruplar da var; ‘‘hepsi de değerli çalışmalar yaparak kültürümüzü günümüze aktarıyorlar’’ diyorlar. Ancak onların bir farkı var: Geçmişten gelen müzikleri yeniden söylemiyorlar, bizzat yeni, özgün Sefarad müzikleri üretiyorlar. Hatta içlerinde Judeo İspanyolca sözlerle yazılmış Türk Sanat Müziği parçaları bile var! Hepsinin sözleri Yusuf Altıntaş'a, hepsinin besteleri David Yanarocak'a ait. Onlar bunu, ‘‘geçmişi unutmadan bugüne getirmek, ama bugün de onun üzerine yeni yapı taşları ekleyerek daha sağlam bir duvar oluşturmak’’ olarak tanımlıyorlar.

8 Haziran'da konser var

Peki kim izliyor, dinliyor onları? Sara Yanarocak, ‘‘Başta bu dili anlayan kişilere hitap edeceğimizi zannediyorduk, kapalı toplumumuzda’’ diyor. Ancak sadece beş altı ay bu böyle olmuş. Şimdi festivallerde, kültür merkezlerinde, önemli konser salonlarında ayda birkaç konser verir duruma gelmişler. Ve izleyicileri ‘‘herkes’’ olmuş. Mesela geçenlerde Trakya Üniversitesi'nden aramışlar, Edirne'deki harap sinagogun onarılmasına katkıda bulunmak için konser vermelerini istemişler, onlar da vermiş.

8 Haziran'da ise Profilo Kültür Merkezi'nde bir konserleri var. 21. Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı'nın düzenlediği bu özel günde, dört ayrı dini grubun - Müslüman, Musevi, Ermeni ve Rum - müziği icra edilecek. Musevi müziğini ise onlar kendi şarkılarıyla seslendirecekler.

t ERENSİYA SEFARADİ'NİN KÜNYESİ

David Yanarocak, Sara Yanarocak ve Gery Erdemanar'dan oluşuyor.

İlk albümü Dos Kandelikos

/ İki Mum adını taşıyor.

Onu La Kula De Galata / Galata Kulesi izlemiş. Son albümleri ise Suenyos Despanya / İspanya Rüyası... Şarkılarına gitar, tumba, bendir, darbuka, tef ve ziller eşlik ediyor.

Sara

YANAROCAK

1955 doğumlu. Marmara Koleji mezunu. Küçükken klasik piyano eğitimi aldı. Çalmıyor artık, çünkü yazmak daha çok haz veriyor ona, Şalom'da yazıyor. Kadın üzerine sosyolojik bir araştırmayı ve 99 Musevi kadınının hayatını içeren ‘‘Biz Kadınlar’’ adlı bir kitabı yayımlandı.

David YANAROCAK

1954 İstanbul doğumlu. İşletme mezunu, özel bir şirkette üst düzey yönetici. 33 yıldır gitar çalıyor. Üniversite yıllarından bu yana beste yapıyor. Özelliği eski Judeo Espanyol müzik formlarına sadık kalarak çağdaş müzik bestelemek. Grubun bestecisi, vokalisti ve gitarcısı.

Gery ERDEMANAR

1955 İstanbul doğumlu. Işık Lisesi mezunu. Ticaretle uğraşıyor. O da küçük yaşlarda tencereleri çalarak bateriye başlamış. Gruba hafif batı müziği çalarak girmiş, sonra hep birlikte Sefarad müziği yapmaya başlamışlar. Grubun perküsyoncusu.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle