GeriKelebek 4 yapraklı yoncayı tamamlıyorum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

4 yapraklı yoncayı tamamlıyorum

4 yapraklı yoncayı tamamlıyorum
refid:18869423 ilişkili resim dosyası

“Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit’le oynadım. Şimdi Filiz Akın’la oynuyorum. Dört yapraklı yoncayı tamamlamak için bir tek Türkan Şoray kaldı” diyor Halil Ergün. “Gün Akşam Oldu” dizisiyle yeniden ekranlara dönen usta oyuncunun tek korkusu, seyircinin hâlâ Ali Rıza Bey’i unutamamış olması!

Beş sezon devam eden “Yaprak Dökümü” gibi uzun soluklu bir diziden sonra neden biraz dinlenmediniz, ara vermediniz?
- Onu bırakın, ben 1997’den beri aralıksız çalışıyorum. Bu sene yeni bir diziye hiç niyetim yoktu. Dinlenmeyi seçmiştim. Kendime yatırım yapacağım diye söz verdim. Hem fiziki hem de ruhsal olarak dinlenmem lazımdı. Bunu yapamadım, çünkü bir inşaat sardım başıma, bitmek bilmeyen bir ev tadilatı. O arada zaman geçti, 7-8 ay gibi bir zaman... Teklifler geliyordu; “Hayır dinlenmem lazım” diyordum. Bir süre sonra, bunu da ilk defa itiraf ediyorum sana; bende bir endişe başladı. “Bir sene sonra seyirci beni unutursa” diye. Hepimizde olabiliyormuş demek ki. Çünkü değişen bir Türkiye ve değişen yüzler o kadar çok ki!

Evet ama sizin işiniz de öyle bir iş.
- Evet, bir de bunun üstüne pat diye “Gün Akşam Oldu”dan teklif geldi. Doğrusu bir de ilginç bir hikâye. İçimi ısıttı. Kabul ettim ama yılbaşında başlayacaktı her şey. “Evet” dedikten sonra da kendimi sette buldum!

Dizinin fragmanını izlediğim zaman Halil Ergün’ü yine koruyup kollayan, çekip çeviren bir baba karakteri olarak gördüm. Yanlış mı düşünüyorum?
- Hangimiz hayatımızda annemizden ya da babamızdan “Çocuğum sırtına bir şey al üşürsün, çorapsız giymişsin ayakkabını” gibi sözler duymadık ki! Bitmez anne ve baba fonksiyonu. Bu da bir baba. Ben daha önce baba karakterleri oynadım, onlar oturdu artık seyircinin gözünde. Değişik bir baba olmasına özen göstermek zorundayım. Zaten burada da farklı bir baba var.

Nasıl bir karakter olacak?
- Yumuşak bir baba. İçe dönük biraz. Baskıcı değil. Çocukları için düşünceleri var. Onları gerçekleştirdiğini sanıyor. Ama eşini kaybettikten sonraki zamanlarda çocuklarının da ayaklarını kesmeye başlamasıyla yanıldığını anlıyor. Hepsinin büyük, küçük sorunları, tanımadığı yüzleri var. Herkes ailesini sever ama çoğu tanımaz, tanıdığını sanır. Arkadaşlıkta, dostlukta, aşkta, hepsinin mekanı ve zamanı vardır. Orada belli olur gerçekten tanıyıp tanımadığımız. Baba büyüttü, saldı sokağa çocuklarını. Sokağın kokusu, fırtınası, rüzgarı var. Alıp götürdüğü şeyler var. Onlardaki etkileşimler karşılıklı. Onlardaki acılar, hüzünler, birikintiler, beklentiler veya ihtiraslar. Bunları bilmiyor. Çocuklarının halini görünce; “Onları yeniden örgütleyebilir miyim, onların hayatına mutluluk katabilir miyim” düşüncesine giriyor.

BU KEZ BİRAZ HEYECANLIYIM

Son dönemin en popüler babasınız. Gerçi siz seçiyorsunuz ama çok üst üste geldi değil mi bu baba rolleri?
- Evet, bu rolle ilgili çok öneri geliyor. Bunu söylemek belki ukalalık ya da biraz kendini beğenmişlik olacak ama ben seçiyorum rolümü. Aşağı yukarı bilebiliyorum seyirciyle nasıl bağlantı kurulacağını. Dilerim ki burada da iyi bir sonuç alırım. Biraz heyecanlanıyorum bu sefer tabii. Çok büyük bir yarış var.

Heyecan yılların oyuncusunu dinlemiyor, gelip oturuyor değil mi yüreğinin ortasına?
- İki türlü heyecanım var. Başarıysa, başarıyı yakalamış oyunculardan biriyim TV’de. Yıllardır sinema filmlerinde rol almışım. Benim konumumdaki insanlar kendilerini emekli etmeyi düşünüyorlar. Ben doygunlukları biraz geç yakalamış aktörlerden biriyim. Sinemaya başladığımda şarkıcı ve seks filmleri furyasının estiği günlerdi. Kan ter içinde projeler yapıyorduk. Daha sinema sanatına dönük, daha toplumsal içerikli ve zor bir maceraydı o. Son zamanlara doğru sinemada imkanlı şeyler yakaladık. Bir de TV’de istediğim şeyler vardı. Onları da yakaladım. Mesleğimi çok seviyorum, başka da yapacak bir şeyim yok. Ya bitkilerle, hayvanlarla uğraşırım ya da oyunculuk yaparım. Başka da bir şey bilmiyorum aslında. O yüzden onun heyecanı var. Bir de tabii yeni bir baba karakterini canlandıracağım. Her şeyi oynadım sinemada ama seyirci hepsini bilmiyor. Sinemada en renkli karakterleri oynayan oyunculardan biriyim. Doygunluklarım var ama TV’de böyle bir macera devam ediyor. Bu rolü Ali Rıza Bey’den farklı bir şekilde yaratmalıyım, başarılı olmalıyız.

EŞREF BEY’İ KABUL ETTİRMEK ZOR OLACAK

O da çok zor bir şey değil mi? Yeni karakteriniz Eşref Bey’in işi çok zor. Ali Rıza Bey’in unutulması mümkün görünmüyor.
- Çok zor. Kolay olur mu? Hâlâ boynuma “Ali Rıza Bey” diye sarılıyorlar. Gerçekten de Eşref Bey’i kabul ettirmek zor olacak. İşte bu beni çok heyecanlandırıyor. Bir de şimdi eskisinden daha çok düşündüğüm bir mesele var; sette 60-70 kişi çalışıyor. Stüdyodaki montaj, dublaj çalışanları dışında reklam sektörü, basın ve reklamı... Büyük bir kitlenin ekmek kapısı bu diziler. İnsanlar toplu halde bir işe karar veriyorlar, emek veriyorlar. Umutları, beklentileri var. Ama Türkiye’de diziler o kadar çabuk ve kolayca kalkıyor ki tedavülden... “Tutmadı” deyip kaldırıyorlar, bu çok acayip bir şey. Bu sene bunu daha fazla hissettim ve şimdi herkes için üzülüyorum. Allah herkesin emeğinin karşılığını versin. Büyük bir rekabet var. Paylaşım kavgası çok yoğun ve tehlikeli bir dönem. O yüzden hem kendi prestijim için başarılı olmak istiyorum hem de bu insanlar için endişeleniyorum. O kadar vahşi çalışılıyor ki; sabah 06.00’larda kalkıp, gecesi belli olmayan bir iş yapıyorlar. Belli insanların dışında da kimse öyle büyük paralar kazanmıyor.

Belki de sizi zorlayan tek şey rakip diziler değil, Ali Rıza Bey olacak...
- Evet, Ali Rıza Bey gerçekten zorlayacak. Baba rolünü değiştirmek için bir şeyler yaptım ama... Arkadaşlarım moral veriyorlar; “Çok farklı” diyorlar ama izleyiciler onu da Ali Rıza Bey diye seyredecekler, tahmin ediyorum. “Yaprak Dökümü” bir fenomendi. İrfan Şahin diyordu; “Yarın başka bir dizi belki çok daha fazla reyting yapacak ama böylesi ancak binde bir olur.” Beş sene birinci olmak ve aynı reytingi almak çok zor.

BİR TEK TÜRKAN ŞORAY KALDI

Yıllar sonra ekrana çıkan Filiz Akın’la oynamak nasıl?
- Adam, karısına tutkulu bir aşık. Ömrü boyunca da bunu taşıyacak. Onu kaybettikten sonra da resmiyle, sesiyle konuşacak. Yıllardır oynamıyor Filiz Hanım. Heyecan içinde çalışıyoruz, çok keyifli setimiz var. Böylece yavaş yavaş dört yapraklı yoncayı tamamlıyorum. Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit’le oynadım. Bir tek Türkan Şoray kaldı. Kulakları çınlasın. Onlar tutkularım benim.

YAPRAKLARIN HEPSİ STAR OLDU

Sizin kızların, gelinlerin hepsi şimdi başka dizilerde başrol oynuyor bu arada... “Yaprak Dökümü”nün yapraklarının hepsi bir yerde...
- Evet, star oldu hepsi. Bakıyorum; yaşlı, genç, kadın boynuma sarılıp kokluyorlar. Anadolu’dan gelenler özellikle. Örtülü, örtüsüz hiç çekinmiyorlar, öyle baba saymışlar ki beni. İşte bu “Yaprak Dökümü”nün başarısıdır. Daha önce de çok sevilen diziler oldu. Ama bazılarını kadınlar seviyor, bazılarını belli bir kesim seviyor. Bizi her kesim sevdi. Keşke bu sıcaklık Türk Sineması’nda da olsa... Bütün alanları kapsayan estetiği yakalamak, herkesi kucaklamak isterim. Bir filmde herkes kendinden bir parça bulmalı.

http://twitter.com/hurriyetmagazin        

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle