Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

KCK tutukluları tehlikeli bir sürece girdi

Ne Ankara, ne de BDP’nin strateji veya amaçları anlaşılamıyor. Ancak KCK tutuklamalarında, gerçek militanlarla gazeteci ve düşünürlerin birbirine karıştırılması, yarardan çok zarar getirecekmiş gibi görünüyor.

Başbakan  gazetecilere, 4-5 ay önce, Kürt Sorunu konusunda , ikili yaklaşım sürdüreceğini söylemiş ve "Pkk ile sert bir mücadele vereceğim, aynı zamanda da görüşmeler yaptıracağım"  demişti. İki ayaklı  bir politikayı işaret etmişti.

Bugün gelinilen noktaya bakıyorum ve PKK ile mücadelenin son derece sert bir şekilde sürdürüldüğünü görüyorum. Güvenlik güçlerinin farklı bir yaklaşımı mıdır nedir bilemiyorum, ancak Devletin bir üstünlük kurduğu izlenimi gittikçe yaygınlaşıyor. PKK'ya karşı kırsal alandaki silahlı mücadelenin yanı sıra, kentlerde de KCK'ya karşı operasyonlar sürdürülüyor. Bunlar yetmiyor, BDP üzerinde de büyük bir baskı kurulmuş durumda. Üç alanda da Kürt Sorunu sıkıştırılıyor.

Bunlara karşılık, Başbakan'ın "görüşme veya müzakere" olarak nitelediği ikinci ayağı ise henüz görebilmiş değiliz.  Acaba henüz görüşmelerin açılması için vaktin gelmediği mi düşünülüyor, yoksa "Durum lehimize gelişiyor, iyice hırpaladıktan sonra masaya oturtalım" mı deniyor?        

Ankara'dan bu konuda hiçbir şey sızmıyor.

KCK'DA GAZETECİ- SİYASİ VE DÜŞÜNÜRLERİN TUTUKLANMASI TERS TEPECEK     

PKK 'ya karşı savaşın hangi aşamada olduğunu ve bunun örgüt üzerindeki etkilerini dışardan net şekilde görmek güç. Ancak, BDP ve KCK operasyonlarının tahribatı gözle görülüyor.           

Şu kadarını rahatlıkla söyleyebiliriz ki, KCK'ya karşı sürdürülen kampanya çerçevesinde  gazetecilerin, siyasilerin ve düşünürlerin de tutuklanmaları,  yarardan çok zarar getiriyor. Eğer bu kampanyanın stratejisini İçişleri Bakanlığı hazırlıyor ise, son derece hatalı hareket edildiğini söyleyebiliriz.          

Militanlarla herkes aynı kaba konuyor.          

PKK sempatizanı dahi olsa  gazetecilik  yapanlarla, siyasi kadrolar ve düşünürler aynı değerde tutulup cezalandırılıyor. Aralarında hiç fark gözetilmiyor.          

Bu yaklaşımla PKK’lıları dağdan indiremeyiz.           

Bu yaklaşım, Kürtlere söz hakkı vermemek, seslerini kesmek ve onları dağa çıkmaya, hatta silahları bırakmamaya zorlamaktır. Hiç değilse, Kürt kökenli vatandaşlarımız KCK kampanyasını böyle yorumluyorlar. Bu da, son derece tehlikeli bir gidişi işaret ediyor. Adeta ateşle oynanıyor.          

Adam öldüreni, silahlı mücadele edeni , örgüte militanlık yapanı yakalayın, buna kimse karşı çıkamaz. Ancak, PKK sempatizanı oldukları gerekçesiyle gazetecileri, düşünürleri ve siyasi kadroları tutuklamak , milyonlarca insanın ağzını zorla kapatmaktan başka birşey değildir. Bu insanlara "Siz de PKK ile birlikte dağ'a çıkın" mesajı vermektir. PKK'yı güçlendirmektir.          

Bugünkü gidiş son derece risklidir ve ilerde ülkemize büyük zarar getirecek, Kürt Sorununun çözümünü daha da güçleştirecektir. İçişleri bakanlığı kaş yapayım derken göz çıkartmamalıdır.          

Artık iktidarın kendine, daha tutarlı ve barışa yönelik , orta-uzun vadeli bir strateji saptaması gerekiyor. Bu şekilde devam edilmesi barışı yakınlaştırmıyor.  

BDP ve PKK DA YENİ İR STRATEJİ DÜŞÜNMELİ

Bir de madalyonun öbür yanına bakalım.          

BDP ve PKK'nın da bir an için durup kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor .          

PKK'dan başlayalım.          

PKK silah kullandıkça , insan öldürdükçe belki kendini ispat ediyor, taraftarlarına moral veriyor, ancak hiçbir sonuç alamıyor. Sonuç alamayacağını da çok açıkça görüyor. Terörde ısrar ettikçe, dış desteklerini yavaş yavaş kaybediyor. Avrupa Parlamentosundan  başlayıp, çeşitli Sivil Toplum Örgütlerine, ABD'den Uluslararası medya'ya kadar, artık PKK'dan söz edilmez oldu.          

Şimdi sorarım sizlere, eğer PKK  terörü bıraksa, silah kullanmayacağını açıklayıp, ağırlığını tümüyle, yerel ve ülke çapında siyasete verseydi, acaba nasıl sonuç alırdı?          

Cinayet işlemek yerine, miting düzenlese, görüşlerini TBMM'de seslendirmekle yetinse, hem bu ülkedeki demokrat ve liberallerden, hem de Uluslararası kamuoyundan çok daha geniş bir destek bulmaz mıydı?          

PKK bu gerçeği ya görmüyor veya görmek istemiyor. Silahı bir güvence gibi görüyor. Hiçbir işe yaramayan bir güvence olduğunu kabul etmek istemiyor. Kapılarını her türlü açılıma kapalı tutuyor.          

BDP'nin de, genel yaklaşımını değiştirmesi gerekmiyor mu?          

Acaba kendilerinden memnunlar mı?          

Ne kadar büyük baskı ve zorluklar altında çaba harcadıkları görülüyor, biliniyor . Ancak, bu çıkmazdan kurtulma yolunun daha da sertleşmek olmadığı da biliniyor. Herşeye rağmen, bu partinin de barış müzakerelerinin önünü açacak tutum ve jestleri benimsemesi gerekiyor. Kendileri hiçbir rol almak istemiyorlar . Yaratıcı hiçbir girişimde bulunmuyorlar. Devleti barışa doğru sürüklemek yerine, adeta çarpışmayı körüklüyorlar.          

Ben, Kürt Sorununun sadece BDP ile konuşarak ve TBMM'inde çözüm bulunabilineceğine inananların başındayım. Ancak  BDP'de artık farklı bir tutum almalı ve PKK'nın sözcülüğünü yapıyorlarmış  gibi söylemleri bırakmalı.          

Devlet'in yaklaşımını eleştiriyorum, ancak BDP  ve PKK'nın da artık yeni ve gerçekçi bir strateji oluşturmak zorunda olduklarını da özellikle hatırlatmak isterim.

X