Gündem Haberleri

    Kazananın kaybettiği bir garip seçim sistemi

    Sevin Turan
    02.05.2010 - 13:43 | Son Güncelleme:

    İngiltere önümüzdeki hafta Perşembe günü seçime gidecek. Anketler şu an İşçi Partisi lideri Brown’un hezimete uğrayacağına işaret etse de ülkenin seçim sistemi sayesinde, kendisini bir beş yıl daha Başbakanlık koltuğunda görmek bile mümkün.

    İngiltere nefesini tutmuş geriye sayarak 6 Mayıs tarihini bekliyor. Seçimlere sadece dört gün kaldı ve son günlerde yapılan anketler adaylara verilen desteğin birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Anketlerden net bir rakam elde etmek güç ancak üç büyük adayın da yüzde 30’un birkaç puan altında ya da üstünde olduğunu söylemek mümkün.

     

    Muhafazakâr Parti’nin başkanı David Cameron, özellikle Perşembe gecesi yapılan son televizyon münazarasından sonra liderliği ele geçirmiş gibi görünüyor. Anketlerin çoğunda Liberal Demokrat Nick Clegg ikinci, İşçi Partisi ve Gordon Brown da üçüncü sırada.

     

    Sandıktan da benzer bir dağılım çıkması halinde Gordon Brown’un ikinci dönem iktidar şansı yok gibi görünse de işler tam olarak böyle değil. İngiltere’nin Avam Kamarası seçimlerinde kullanılan tek adaylı çoğunluk sistemi (ya da daha yaygın bir tabirle first-past-the-post yani “ilk gelen koltuğu alır”) sayesinde Brown en az oyu alsa da mecliste en fazla sandalyeyi elde edebilir.

     

    ÇOK OY ALMAK ÇÖZÜM DEĞİL

    Sistem özetle şöyle işliyor: Ülke eşit büyüklükte seçim bölgelerine bölünüyor ve her parti her bölgeden bir aday gösterebiliyor. Seçmenler de listedeki adaylardan sadece bir tanesini seçiyor. En çok oyu alan aday o bölgeden seçimi kazanmış oluyor. Bu sistem istikrarlı tek parti hükümetleri getirdiği için avantajlı gibi görünse de milyonlarca oyun çöpe atılmasına neden olduğu ve küçük partileri meclisin dışında bıraktığı yani çoğunluğun temsiline izin vermediği için eleştiriliyor.

     

    Tek adaylı çoğunluk sisteminde mecliste kimin ne kadar sandalye sahibi olacağında sadece oyların sayısı değil, coğrafi dağılımı da etkili oluyor. Oyları belli bölgelerde yoğunlaşmış partiler, desteği ülke geneline daha dengeli olarak dağılmış partilere göre daha avantajlı bir konuma geçiyor. İşçi Partisi’nin seçmeni Liberal Demokrat Parti’ye göre daha yoğunlaşmış bir halde bulunuyor.

     

    Dolayısıyla İşçi Partisi, örneğin, 10 seçim bölgesinin altısında birinci çıkarken, Liberal Demokratlar bu bölgelerin 10’unda da ikinci olsun diyelim. Bu durumda Brown altı sandalye kazanırken Clegg toplamda aldığı oylar Brown’dan daha fazla olsa bile hiç sandalye kazanamamış oluyor.

     

    İNGİLTERE’NİN BAŞININ BELASI

    Oxford Üniversitesi profesörlerinden Vernon Bogdanor’un Daily Telegraph’taki yazısında hatırlattığı gibi İngiltere’de yakın zamanda benzer durumlar yaşandı. 1983 seçimlerinde Liberaller oyların yüzde 25’ini, İşçi Partisi ise yüzde 27’sini elde etti. Ama Liberaller mecliste sadece 23 sandalye almaya hak kazanırken, İşçi Partisinin sandalye sayısı 207 oldu.

     

    Dolayısıyla Liberal Demokrat Parti adaletsizlik olarak gördüğü bu duruma son vermek için seçim reformu istiyor. Ne İşçi Partisi’nin ne de Muhafazakârların tek başlarına iktidar olma şanslarının neredeyse sıfır olduğu düşünüldüğünde her iki parti de koalisyon ortağı olarak Liberalleri yanına almak istiyor.

     

    Clegg, eğer Brown sandıktan üçüncü çıkarsa kendisine destek vermeyeceğini açık açık belirtti ama Cameron için bu kadar kesin konuşmadı, hatta reform karşılığı destek verebileceğini ifade etti.

     

    MUHAFAZAKÂRLAR DESTEKLİYOR AMA

    Öte yandan Muhafazakâr Parti seçim manifestosunda, partinin bu sistemi desteklediği çünkü bu sayede “seçmenin bıktığı bir hükümetten kolayca kurtulabileceği” ifade ediliyor. Aslına bakılırsa tam tersi. İngiliz seçmen İşçi Partisi hükümetinden bıkmış olsa bile yukarıda da bahsettiğimiz gibi, bir beş yıl daha Brown’ı Downing Street’te görmek zorunda kalabilir.

     

    Dahası Muhafazakârlar da bu sistemde dezavantajlı konumda. Çünkü partinin yoğunlaşmış seçmeni zaten yıllardır oyunu bu yönde kullanan kemik taban. Dolayısıyla oylar zaten Muhafazakârların kazanacağı bölgelerde yoğunlaştığından kazanılan sandalye sayısı düşük oluyor.

     

    Özetle, İngiltere’de politikacılar seçmenden 6 Mayıs’ta sandığa gidip kaderlerini tayin etmelerini istiyor ama görünen o ki ülkenin geleceğini seçimler değil seçim sistemleri belirleyecek.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı