« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Kaybettik

Kaybettiğimizde üzülmesini bilemediğimiz için, kazandığımızda sevinmeyi beceremiyoruz. Erkan Goloğlu (Radikal Gazetesi 4 Ağustos 2009 tarihli yazısından)

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Edip Uras yazıyor

Sivasspor iş bittikten sonra yiğitliğe kalkınca aslında çok da dengi olan ve güzel bir mücadele ile geçebileceği bir takıma elendi gitti. Muhabbetlere de yiğitlik edebiyatı kaldı. İşlerimiz ya yumurta kapıdayken veya iş işten geçip, atlılar Üsküdar'ı toz duman içinde bıraktıktan sonra olduğundan, başarısızlıklara yiğitlik sıfatı yakıştırmalarımızı da yadırgamamak lazım. Hatırlayınız İsviçre maçımız...

Sonuç olarak aslında Süper Ligimizden bile kötü Belçika liginin temsilcisi Anderlecht, ilk maçtaki beşliği ile turu geçip gitti, bize destanlı Avrupa Ligi kaldı. Buna rağmen yeni bir Neuchatel maçına hazırlanmaya başlamıştık ilk yirmide farkı iki kapatınca. Anderlecht'in kapasitesini anlamak açısından değerlendirmek gerek. Gol yenmese, ilk yarıda üç bulunsa, devre arası soyunma odasından alevler çıkar, Sivas o gazla ikinci yarının başında bir gol daha bulsa maç uzatmaya gerek duyulmadan altıya gider miydi gitmez miydi? Döv dizlerini, tecrübesizlik de, bir daha sefere de, fırsatları tep sonra otur Piedra ırmağının kıyısına, ağla.

Yıllar öncesinde Johnny Mathis ile Deniece Williams'ın bir parçası vardı: 'Too much, too little, too late'. 'Çok fazla, çok az, çok geç.' Sivasspor da öyle oldu. Şöyle devam eder şarkı: 'Her şey bitti.'

Süper Kupa finali bitti, klasik hazımsızlıklar daha ligin başından arz-ı endam halinde. Rüştü'nün maçın annesi için üzüntüsünü hakemle paylaşması ona ceza getirecek, Beşiktaş'ın inci saçan güzide yöneticilerinden Erdoğan'ın da kendisini disiplin kuruluna sevk edilen açıklamaları var. Bence Erdoğan'ı doğrudan mizahseverler kuruluna sevk etmek gerekli:  'Akla göre, mantığa göre ,sporu bilen kişilere göre 2 kupayı da kazanmış olan şampiyon takıma müsabaka yapılmaksızın verilir. Doğrusu budur.' buyurmuşlar. Maçtan önce üçüncü kupayı almaya kilitlenen Beşiktaş'ın kupayı kaybedince 'Beşiktaşlı duruşlarından' bu denli uzaklaşmaları yakışık almıyor her şeyden önce. Sezonun ilerleyen haftalarında bu tür çıkışlar 'sinirler gergin tabii' geyiklerine sığdırılmaya çalışılıyor, yaz tatilinin tüm hızıyla devam ettiği bu günlerde bunu neye sığdırmak lazım bilemiyorum.

Dün Radikal gazetesindeki köşesinde Erkan Goloğlu 'kaybetmeyi öğrendiğimizde futbolu sevmesini öğreneceğiz.' diyor. Sadece Beşiktaş'la sınırlı değil bu tepkiler, her kaybeden takım, camialarının büyüklüğünü, duruşlarını filan bir taraflara bırakıp, veryansınlara girip PAF takımı ile kupa maçlarına çıkma fantezilerine varan canlı yayın densizliklerinde bulunmuyor mu? Mazeret üretmekten sorumlu asbaşkanlar, demogoji şubesi başkanları ve maksat medyada adım çıksın müdürleri oldukça ne bundan kurtulabiliriz, ne de futbolumuz dahil herhangi bir konuda ilerleme kaydedebiliriz.

Hakem Yunus Yıldırım ile ilgili söylenen her şey doğru bile olsa, koskoca doksan dakikaları sadece ve sadece hakeme mal etmek hiçbir şey değilse futbolculara haksızlık. Hakemlerin sonuç üzerindeki etkisi bu kadar fazla ise o zaman futbolcuların fonksiyonları hakkında yeniden oturup konuşmak, kazanılan her maç sonrası hakeme şükran ve minnet duygularını bildirmeyi unutmamak gerek. Yunus Yıldırım'ın şahsında Türk hakemlerinin genelde Avrupa averajlarının az altında seyrettikleri, bunun da onların şahsiyetlerinden değil üzerilerindeki eleştiri ve didiklenme potansiyelinden kaynaklandığını anlamamız gerek. İngiliz hakem Graham Poll 2006 Dünya Kupası'nda üçüncü sarı kart çıkaracak kadar büyük bir hata yapmasından sonra bile Premier Lig'de maç yönetti. Poll kendi isteği ve inisiyatifi ile hatasının telafi edilemez olduğunu açıklayarak uluslararası düdüğünü duvara astı.

Hakemlik çok zor bir meslek. Hele ki teknolojinin kılı kırk yarabileceği imkanlar bilen bilmeyen ama televizyonda boy gösteren adamların insafına bırakıldıktan sonra daha da zor. Ancak hakem kararlarına bu kadar takıldığımız sürece oyunun kendisini hem ihmal ediyoruz, hem de bu güzel oyuna haksızlık ediyoruz. Bir futbol maçı sadece birkaç düdüğün çalıp çalmamasına bağlı olsaydı futbol bu kadar heyecanlı, bu kadar çok sevilen bir oyun olmazdı.

Kaybetmenin de kendine göre bir keyfi vardır yeri geldiğinde. Her ne kadar ABBA 'Kazanan her şeyi alır' dese de, kulak asmayın siz. Kaybetmek olmasa kazanmanın değeri nasıl anlaşılırdı?


Bunları da Beğenebilirsiniz