Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kaybetmeden kazanmak da mümkün!

1964 senesinde Amerikalı bir baba ile 12 yaşındaki oğlu Londra Hyde Park’ta frizbi oynayarak güzel bir cumartesi gününün keyfini çıkarıyorlardı.

O güne kadar İngiltere’de çok az kişi frizbi görmüştü.

Bu yüzden olsa gerek küçük bir yürüyüş grubu bu garip sporu seyretmek üzere toplandı. İzleyicilerin sayısı giderek artmaya başladı.

Sonunda fötr şapka giymiş bir İngiliz dayanamayıp Amerikalı babaya yaklaştı.

“Rahatsız ettiğim için özür dilerim ama sizi 15 dakikadır seyrediyorum, kim kazanıyor?”

* * *

Kürt sorunundan iktidar-medya ilişkilerine, Ergenekondan rejim tartışmalarına Türkiye’nin el yakan hangi meselesine el atsam fötr şapkalı İngiliz’in Amerikalı babaya sorduğu o kendi içinde anlamlı fakat bir o kadar da absürd soru aklıma geliyor.

Sahi kim kazanıyor?

Hayatı boks maçı olarak görenler hele de ‘gölge boksu’ yapanlar için eminim bir kazanan, bir de kaybeden var.

Fakat tüm kafa kol kırmalarına rağmen hayat boks maçı değil!

İster işyerinde, ister evde, ister ulusal ister uluslararası siyasette yaşam bir yanıyla mücadele diğer yanıyla müzakereden ibaret.

¡  ¡  ¡

“Müzakereciye kim kazanıyor diye sormak, evlilikte kim kazanıyor sorusunu sormak kadar uygunsuz bir sorudur” diyor Harvard Müzakere Projesi direktörü William Ury.

O halde ben de soruyorum.

Çeteler, cuntalar ve darbecilerle mücadele etmek adına tarihi bir öneme sahip Ergenekon davasını,  demokrasiye inanan herkesin ‘ortak davası’ yapmak yerine kutuplaşmanın aracı haline getirmekten kim kazanıyor?

Bölgenin önemli bir aktörü olabilecekken ülkeyi Kürt-Türk diyerek bölünmenin eşiğine getiren, on binlerce insanın ölümüne yol açan otuz yıllık Güneydoğu sorununun bir türlü çözülememesinden kim kazanıyor?

Soruları uzatmak mümkün ama gereksiz.

* * *

Türkiye son zamanlarda tam bir ‘akıl tutulması’  yaşıyor.

Hepimizi bir araya getiren ‘ortak değerler ve çıkarlar’ olabileceğini hepten unuttuk.

Tam bir gölge boksu ve pozisyon savaşı yaşıyoruz.

Kampını seçen her olayı karşı tarafa ateş etmek için fırsat biliyor.

En basit sorunlar bile çözülmek yerine boğazımıza düğümleniyor.

Son örnek Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Krizi .

İddialar, savunma ve suçlamalar havada uçuştu.

Allah aşkına kim anladı kimin haklı olduğunu?

Hazır kıta pozisyon alanlara sözüm yok, onlar zaten Tanrı kelamı gibi hep haklı.

Diyelim ki öyle ‘peki ama kim kazandı?’

* * *

Son zamanlarda giderek kendimi frizbi izleyen fötr şapkalı İngiliz gibi hissetmeye başladım. Absürd olduğunu bile bile her krizde muhataplarıma aynı soruyu sormak istiyorum:

“Rahatsız ettiğim için özür dilerim ama sizi günlerdir seyrediyorum, kim kazanıyor?”

 Kazananı olmayan bir  savaş bu.

“Bu soruyu evliliğinizde sorarsanız, ne tarz bir oyun oynayacağınız, birbirinize nasıl davranacağınız, ortak ve farklı menfaatlerinizle nasıl başa çıkacağınız gibi daha önemli konulara ilişkin olan müzakereyi daha baştan kaybetmiş olursunuz” diyor Roger Fisher, William Ury ve Bruce Patton.

Müzakereyi daha baştan kaybetmek istemeyenlere, bu önemli oyunu nasıl kazanacaklarını merak edenlere alanında klasik olarak kabul edilen ‘Evet / Boyun Eğmeden Anlaşmaya Varmak’ı okumalarını öneririm.

Çünkü kaybetmeden kazanmakta mümkün...

X