Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kaybedenlerin şahı geliyor

Bu aralar İstanbul’un entellektüel camiası yine ÖSYS’ye hazırlanan öğrenci moduna geçti.

Kaktüs’ten içeri adımınızı attığınız an, burnunu elindeki kitapçığa daldırmış harıl harıl çalışan en az üç-beş kişiye rastlıyorsunuz.

‘Eee, n’apıcaz, hangi filmlere gidilecek abi?’

‘Sen programını yaptın mı? Latin Amerikalı yönetmenlerden tanıdığın var mı?’

‘Scorsese’nin Blues serisini izledikten sonra bünye, yazki blues festivalini de kaldırabilir mi?’

Evet efendim, málûm dönem: 23. Uluslararası İstanbul Film Festivali geldi kapıya dayandı.

10 Nisan itibarıyla İstiklál Caddesi, elinde program, bir seanstan diğerine koşuşturan insanlarla kaynaşıyor olacak. Benim gerçi haftada 40 filmin üzerine çıktığım eski ‘genç heveslisi’ hálimden pek eser yok. Zira maalesef artık her Allah’ın günü peş peşe bilmemkaç film izlemek üzere hayattan mola almak gibi bir lüksümüz de yok.

Ancak bu seneye mahsus, özel bir durum var ki, iki elim kanda olsa giderim. Hani gerekiyorsa -ki Allah’tan gerekmiyor- istifa eder, öyle giderim.

Amerikan bağımsız sinemasının kurucusu sayılan kişi, tamamen sübjektif bir kanaatle tarihin gelmiş geçmiş en iyi yönetmeni, álemlerin en karizmatik aktörü ve şahsen en sevdiğim ölü, huzura geliyor; cümle álemi saygı duruşuna davet etmek isterim...

Bu yılın Unutulmaz Yönetmenler bölümünün yıldızı John Cassavetes...

Eşi Gena Rowland ve Ben Gazzara ile birlikte değişmez oyuncusu ve yakın dostu olan Peter Falk’ın; ‘O şafağı herkesten bir saat önce görürdü’ cümlesiyle andığı adam.

Şiir gibi, caz gibi, heykel gibi, adam gibi bir adam.

Cassavetes bana hep J.D. Salinger’ın sinemadaki muadili gibi gelir. Birini izler, diğerini okurken, o delişmen tempoya kendinizi kaptırır, karakterle birlikte yorgun, bitap, hatta neredeyse ölgün düştüğünüzü hissedersiniz.

Hayat, zincirleme yakılan sigaralar, boşalmayan kadehler, sonu gelmez diyaloglarla, akar, akar, akar...

Bir an kendinizi ağız dolusu gülerken yakalarsınız, bir sonraki dakika öyle bir replik düşer ki ortaya, ciğerinizi yakar.

Cassavetes çağlar, o çağlarken siz de onunla birlikte sürüklenirsiniz.

Açılış Gecesi, Kocalar ve aaaah o Aşk Irmakları... Film biterken, filmle birlikte siz de bitersiniz...

Cassavetes, başkalarının yönettiği kimileri eni konu ‘dandik’ filmlerde aktörlüğünü konuşturup, kazandığı parayla kendi bağımsız filmlerini çekmiş, dibine kadar emprovizasyon yanlısı bir şahsiyettir.

Ve -ben ki kaybeden edebiyatından hazzetmem- tarihten gelmiş geçmiş, mağlubiyeti üzerinde jilet gibi taşıyan, kaybetmeyi kendine yakıştıran yegáne kişidir.

Trençkot Humphrey Bogart’ın üzerinde nasıl durursa, kaybediş de Cassavetes’in üzerinde öyle şık durur.

Zira Cassavetes, kaybederken bir yanıyla da kazanır. Hüznü, mutlaka bir nebze de neşeli bir dalgacılık barındırır.

Cassavetes, kendi sinemasından bahsederken; ‘Başarı kaygısı gütmeyen herkesle çalışabilirim’ demiştir: ‘Caz müzisyenleri başarı kovalamaz meselá... Onlar belli bir yere gitmezler. Caz müzisyeninin hesaplı, planlı yapılanmalarla işi olmaz. O sadece o geceyi yaşamak ister, dibine kadar; tıpkı bir çocuk gibi...’

Fanatiksem fanatiğim anasını satayım. Bu álemden John Cassavetes gibi şahane bir çocuk daha geçmedi...

Asparagas

Dediğim dedik, çaldığım düdük

GS-BJK derbisindeki yönetimi, Beşiktaş taraftarları tarafından bile eleştirilen Ali Aydın’a ‘Kimseden korkmadan delikanlıca maç yönetti. Onun bu yönetimi neden eleştiriliyor anlamadım. Bu maç diğer hakemlere örnek olmalı. Çok cesur ama doğru kararlar verdi. Arslan gibi düdük çaldı’ şeklinde methiyeler düzen BJK Menajeri Sinan Engin, kargadan başka kuş, Ali Aydın’dan başka hakem, Deniz Baykal’dan başka da parti lideri tanımadığını söyledi: ‘İddiaysa iddia; bu ülkede düdük, kimsenin dudağına Ali Aydın kadar yakışmaz. Fareli köyün kavalcısı bile aletini bu denli mahir üfleyemez. Girişimlerim var, İstanbul Müzik Festivali programını hazırlayan heyete öneri götüreceğim, Ali Aydın, önümüzdeki yaz bir düdük resitali versin diye... O çalsın, biz dinleyelim, kulaklarımızın pası silinsin, Beşiktaş şampiyon olsun, hayat bayram olsun. İşte saadet, işte devlet, işte dudak, işte düdük!..’
X