Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Katarakt

<B>BİZİM </B>ailede bir ádet vardır, kim dışarı çıkarsa evde kalan pencereden, balkondan el sallayarak onu uğurlar. Öyle evden saatlerce uzak kalmamız da gerekmez; kapıya kedilere yemek vermeye çıkmamız bile yeterlidir.

Geçenlerde İzmir'e gittiğimde yine böyle bir operasyonu gerçekleştirmek üzere balkona çıkmış olan anneme aşağıdan el salladım. A, annemden karşılık yok. Başka tarafa bakıyor. Onun baktığı yere koştum, bir daha salladım elimi, bu defa başka bir tarafa bakıyor.

Annem nereye bakarsa oraya koşup elimi sallıyorum. Çekirge gibiyim. Herkes bana bakıyor; bir tek anneme gösteremiyorum kendimi.

Sonunda ortaya bir yere elini salladı, girdi içeri.

O anda kafama dank etti. Annemin gözleri görmüyordu. Ve bunu bizden saklamayı başarmıştı.

* * *

İnsan görmediğini belli etmemeyi nasıl becerir? Bu insan bizim aileden biriyse bal gibi yapabilir bunu. Ailece doktor ve hastane fobimiz var ya, bunun yarattığı azimle öldüğümüzü bile belli etmeyebiliriz birbirimize.

Annem de görmediğini saklamış işte. Bunda ayrı şehirlerde yaşıyor olmamızın payı büyük tabii.

‘‘Aşağıda oradan oraya koşturdum, beni göremedin’’ dediğimde ne cevap verdi dersiniz?

‘‘Çok hareket ettin, yakalayamadım.’’

Ama yağma yok. Biz onu yakaladık. Yani kataraktını.

Hemen İstanbul ve Dünya Göz Hastanesi.

Doç. Dr. Bozkurt Şener şaşırdı görünce. Bu yoğunlukta kataraktla düşmeden, şaşmadan, bir arabanın altında kalmadan nasıl yalnız dolaşabildiğine.

Aletler bir gözünün yüzde 5, ötekinin yüzde 10 gördüğünü söylüyor ama annem son bir gayretle, ameliyattan yırtabilir miyim ümidiyle ‘‘Hayır çok net görüyorum, gömleğiniz maviye bakıyor doktor bey’’ diyor.

Maviye bakmıyor, basbayağı mavi oysa.

Annem Ecevit gibi.

Rakamlar uçuruma yuvarlandığımızı gösteriyor, Ecevit ise memleketi uyum içerisinde pek güzel idare ettikleri iddiasında ya...

Ama inanan yok tabii. Anneme yani. Bu yüzden gereği yapıldı ve bir gözü ameliyat edildi, öteki de yarın edilecek.

* * *

Annemin maceralarını ilerideki günlerde okuyacağınız ‘‘Annem Ameliyatta’’ ve ‘‘Annem Nekahette’’ başlıklı yazılara bırakarak biraz Bozkurt Şener'den bahsetmek istiyorum.

Bir kere işinin ehli olduğu muhakkak, hastaları kuyrukta.

Ama bir yönü daha var ki, görmezden gelmek imkánsız. Gözünüz güzellikler görmek istediğinde nerelere bakarsınız bilmiyorum ama ben bundan böyle gidip Bozkurt Şener'i seyretmenizi öneriyorum.

Bir erkek bu kadar yakışıklı olabilir, daha fazla olamaz. Olmasın da zaten. Ayıp yani. Haksızlık.

Bozkurt Bey'in her gün onlarca insanın gözüne nur vermeyi iş edinmiş olması belki de bu yüzdendir. Onu görmekten hiç kimse mahrum kalmasın diye.

Neyse, ‘‘Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış’’, Tanrı eşinin yardımcısı olsun deyip bu mevzuu burada kesiyorum.

* * *

Annemin ameliyatı sırasında çok hoşuma giden bir şeyi fark ettim, sizin de haberiniz olsun; insanlık henüz ölmemiş.

Hastanenin başarılı Halkla İlişkiler Müdürü Ebru Korman'ın bir hastayla yaptığı telefon konuşmasını duydum. Sıvas'tan gönderdiği mektup üzerine Ebru Hanım aramış hastayı.

37 yaşındaki Hatice Hanım, ‘‘Şu yalan dünyayı bir de gözlüksüz göreyim’’ diyormuş mektubunda. Ve ameliyat için biriktirebildiği paranın miktarını bildiriyormuş ki bu, gerekli olanın neredeyse dörtte biri.

Ebru Hanım'ın telefonda söylediği kısaca şuydu: ‘‘Siz gelin ameliyatınızı olun, gerisini düşünmeyin.’’

Sordum, benzer şeyler her zaman oluyormuş. Ayrıca Dünya Göz Hastanesi olarak 4 senelik bir uğraştan sonra Emekli Sandığı emeklilerinin de hastanelerinde katarakt ameliyatı olabilmesini sağlamışlar.

Bravo Eray Kapıcıoğlu'na.

Hem hakikaten dünyayla yarışacak bir hastaneyi hastaların hizmetine sunduğu için, hem 16 yaşında sıfırdan başladığı iş yaşamında ulaştığı mertebe için. En çok da yukarıda bir örneğini verdiğim, para ve sağlık ilişkilerindeki zihniyeti için.

* * *

Ben de her zaman insanlara maddi yönden de faydamın dokunabileceği bir işim olsun istemişimdir. Şimdi bilsem ki gazetenin fiyatı düşecek, vallahi bu yazılar için para almayacağım. Ama biliyorum düşmez, ben düşkün olduğumla kalırım.


MIŞ-MUŞ


Meclis'teki fareler ne bulurlarsa yiyorlarmış.

A, tatile çıkmamış mıydı o fareler?

20 milyon liralık banknot geliyormuş.

Ne güzel, kocaman bozuk

paramız olacak.

Gülben Ergen, ‘‘Deli deli severim’’ demiş.

Biz de aptal aptal seyrederiz.

Geçtiğimiz dönem Meclis'te vekil başına 1302 ziyaretçi düşmüş.

Bir de ‘‘Çalışmıyorlar’’

diyorsunuz; 550x1302 tane

iş bitirmişler.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI