Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kaset siyaseti, kasetli siyaset

SADECE Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde, daha çok da medya tarafından pompalanan bir ikiyüzlülük var:

Siyasetçilerin, sanatçıların, futbolcuların, gazetecilerin, kısaca hayatını büyük ölçüde toplumun gözünün önünde yaşamak durumunda bırakılanların biz vatandaşlardan daha ahlaklı, daha dürüst yaşamasını istiyoruz.
Bir yandan ‘ahlaksızlık’ diye damgalanıp tanımlanan şeyleri röntgenci gibi sergilemek, bir yandan da sergilenenleri ‘ahlaksızlık’ yaptıkları için kınamak istiyoruz.
Yani aynı anda hem ahlakçı hem de ahlaksız oluyoruz. Ama ne gam. Dünyanın düzeni bu hale gelmiş, elindeyse değiştir!

* * *

İşte bu ‘yeni dünya düzeni’ yüzünden, zamanında nasıl bir kudretli İçişleri Bakanı görevinden ayrılmak zorunda kaldıysa, nasıl anamuhalefet lideri görevini bıraktıysa, aynı sebeple bugün de Milliyetçi Hareket Partisi’nin milletvekili adayları teker teker istifa ediyorlar.
Bu sadece Türkiye’de olan bir şey değil. Amerika’da da oluyor, İngiltere’de de, Almanya’da da.
Sebebimiz de çok ahlakçı maşallah: “Karısını aldatan vatandaşını da aldatır.”
Vatandaşını aldatmayan siyasetçi varmış gibi.

* * *

Ancak bu ‘kasedi çıkan gider’ ahlakçılığı işin bir boyutu.
Bir başka boyutu var ki, bana göre ahlaken çok daha vahim bir boyut bu. O da, röntgencilik.
Kimdir bu röntgenciler, insanların yatak odalarına ya da kadınlarla buluştukları otel odalarına önceden kamera yerleştiren?
Kimdir bu röntgenciler, o kameraların çektiği pornografik görüntüleri belki aylarca ellerinin altında tutup sonra tam seçim öncesi piyasaya salan?
Bunlar polisiye sorular. Eğer toplum olarak ahlakımıza bu kadar düşkünsek, o videolarda görüntüleri olduğu için adaylıktan istifa zorunda kalanları savcılıklar nezdinde girişimde bulunmaya teşvik etmeliyiz.
Teşvik etmeliyiz ki, savcılar ve polis olan biteni soruştursun, önce görüntülerin çekildiği odalara bakılsın, kamera açıları kontrol edilsin, kamerayı kimin yerleştirmiş olabileceğine dair ipuçları aransın. Sonra polis görüntüleri yükleyen IP adreslerinin peşine düşsün, kimin bunları yaydığı da ortaya çıksın.

* * *

Dünyanın bir ucundaki siteye çocuk pornosu yükleyenin fizanda olsa anında yakalandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu konularda son derece dikkatli olmasıyla tanınan uluslararası hacker şebekelerini çökerten bir polisimiz var. Yani, o görüntüleri yükleyen bulunabilir.
Ama nedense bunu yapmıyoruz. Ne ‘mağdur’lar şikayetçi oluyor ne de polis soruşturmasını bir çocuk pornocusunu arama titizliğinde yapıyor.
Onun da bir sebebi var. Memleketin Başbakanı çıkıyor, bu videoların içeriğini kendi siyasi propaganda malzemesi olarak kullanıyor.
Öyle olunca savcıların, polislerin eli titriyor. Ya yakalanması istenmeyecek birisi çıkarsa bu işlerin ardından diye...

2023 hedefleri: Uçuş serbest!

GEÇENLERDE Habertürk gazetesinde İsmet Özkul iyi bir hizmet yaptı, seçimlerin iddialı üç partisinin açıkladığı 2023 ekonomik hedeflerini karşılaştırdı.
Buna göre Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi’ne göre Cumhuriyetimizin 100. yılında gayrı safi yurtiçi hasılamız 2.1 milyar dolar olacak. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda daha iyimser, onlar GSYH büyüklüğünün 2.6 milyar dolar olacağını varsaymışlar.
Bu varsayımların arkasındaki ekonometrik modeli ve bu modelin dayandığı ekonomik dinamikleri bilmiyoruz, çünkü partilerimiz bize söylemiyorlar.
Şunun şurasında 12 yılımız kaldı 2023’e. Partilerimiz en iyimser ihtimalle 2.5-3 katlık bir ekonomik büyüme vaat ediyorlar.
Peki ama bizim ülkemizin ekonomisi önümüzdeki 12 yılın sonunda bugüne göre 3 kata yakın büyüyebilir mi?
Elbette büyüyebilir. Ancak bazı şeyler var ki, bunlar bizim iyimser olmamıza engel.
En başta gelen kötümserlik nedeni, yargının hali. Bağımsızlığı ve tarafsızlığı her gün tartışılan, zamanında adaleti sağlayamayan, sağladığı adalet de siyasetin diline düşen bir ülkede bu kadar ekonomik büyüme zor sağlanır.
İkinci büyük kötümserlik nedeni, vergi tabanının uzun yıllardır bütün vaatlere, zaman zaman yapılan reformlara rağmen bir türlü genişletilememiş olması, o yüzden hala dolaylı vergilerin üzerine yüklenmeye devam ediyor olmamız.
Üçüncü sebep, gelir dağılımındaki adaletsizlik. Bu adaletsizlik düzelmedikçe sermayenin tabana yayılma ve zenginleşme hızı çok daha düşük olacaktır.
Dördüncü sebep, demokrasimizin kalitesi. Siyaseten bu denli kutuplaşmış, temel insan haklarından biri olan ifade özgürlüğünün son derece kısıtlı olduğu bir ülkenin bu hızda zenginleşmesi eşyanın tabiatına uygun değil.
Beşinci sebep, eğitimin kalitesi. Biz hâlâ eğitime ulaşmayı, eğitimi çocuklarımıza ulaştırmayı marifet sayıyoruz, çünkü gerçekten marifet gerektiriyor. Ama aslında çok eğitimin kalitesini konuşma aşamasında olmalıyız. Kalitenin bu kadar düşük olduğu bir ülkede o zenginleşme için gerekli kaliteli insan havuzu da küçük kalır.
Daha sebep sayabilirim ama fazla kötümser olmak da istemiyorum. Bana göre partilerimizin 2023 hedefleri daha çok ‘temenni mahiyetinde’ şeyler. O yüzden iyisi mi ben de gerçekleşmesini temenni edeyim.
(Kaynak: 29 Nisan 2011, HaberTürk Ekonomi, sayfa 9, İsmet Özkul’un köşesi)

Kaset siyaseti, kasetli siyaset

Düzeltme ve özür

BİLGİSAYARIMDA hâlâ anlamaya çalıştığım bir sebepten ötürü, pazar günü bu köşede çıkan yazıda yer alması gereken ‘proton’ kelimesi kendi kendine ‘pozitron’a dönüşmüş; ben de yazıyı yazarken okuduğum kadarıyla yetinmiş, göndermezden önce son bir okuma yapmamışım. Elbette yazıda sözünü ettiğim atomun çekirdeğini oluşturan ‘proton’ yani ‘pozitron’ değil. (Pozitron konusunu daha sonra konuşacağız.) Bu yanlışlıktan ötürü okuyuculardan özür dilerim, bütün kusur benimdir.

X