‘Kaset’e çekilen siyaset!

SAYIN Deniz Baykal siyasi hayatının en güçlü olduğu döneminde ve Türkiye’nin geleceğini etkileyecek bir referandum ve genel seçimi de içine alan süreçte toplumsal muhalefeti sürükleyerek kariyerinin en önemli siyasi hamlesini yapmak üzereyken, bir kaset komplosu ile siyasetin dışına düşürülme tehlikesi ile karşı karşıya geldi.

Haberin Devamı

10 yıl önceki Türkbank kasedinin yarattığı siyasi durumla benzerlikler

Kaset teknik olarak çözümlenmeye çalışılıyor, içerik iddialarının ne kadar gerçek (veya montaj) olduğu ortaya çıkacak.

Bu kaset komplosu bir başka kaset olayını hatırlatıyor...

1998 yılında iktidarda koalisyon hükümeti bulunuyor, CHP azınlık koalisyonuna dışarıdan destek veriyor.

CHP Mersin Milletvekili Sn. Fikri Sağlar’ın TBMM’deki bürosuna kimliği belirsiz biri tarafından bir kaset bırakılıyor...

Kasetteki kayıtlar, Türkbank’ın satışında en yüksek fiyatı veren Korkmaz Yiğit ile kanundışı faaliyetleri organize ettiği iddia edilen bir kişi arasındaki adı geçen banka satışı ile ilgili konuşmaları içeriyor. Birkaç gün sonra -arada ne oluyorsa- Korkmaz Yiğit o zaman sahibi olduğu TV kanalına çıkarak, Türkbank satışında iktidarın kendisini yönlendirdiğini, yeterli özkaynağı olmadığı ve kamu bankalarının da kendisine kredi vermediği için mağdur edildiğini iddia ederek çeşitli suçlamalarda bulunuyor. Konuşma devam ederken altyazıda, Baykal’ın CHP olarak azınlık koalisyonundan desteğini çektiğine dair beyanları ekrana yansıyor. Sonuçta Sn. Mesut Yılmaz’ın başında bulunduğu hükümet bir güvenoylaması ile düşüyor.

Sağlar’a servis edilen (İstihbarat jargonunda, belli bir amaca matuf bilgi, belge sızdırmaları böyle tanımlanıyor. Burada amacın hükümeti düşürmek olduğu ve amaca ulaşıldığı anlaşılıyor.)

Kasette, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın Türkbank satış ürecinde, emniyet ve istihbarat birimlerinden ısrarla araştırılmasını istediği ve her nedense kendisine verilmeyen bilgiler bulunuyor ve bu bilgiler kendisinden saklandığı için ihale sürecine müdahale edemeyen Yılmaz ‘İhaleye fesat karıştırmak’ suçlaması ile -AKP tarafından 2002 sonrası yaratılan devr-i sabık sürecinde- yargılanıyor. Bu iddianın kanuni unsurlarının oluşmadığı yargılama sürecinde ortaya çıkıyor.

Yaklaşık 10 yıl ara ile iki kaset Türk siyasetini derin bir şekilde etkiliyor. Kaset olaylarını organize edenler, CHP gibi Türk siyasi hayatının kurucu partisinde neredeyse yarım asırdır üst seviyede eylemli siyaset yapan Baykal’ın kariyerini kişilik haklarını da ağır bir biçimde ihlal ederek sonlandırmaya cüret edebiliyorlar. Bir diğer iyi yetişmiş, genç yaşında üç defa başbakanlık olmak üzere cumhuriyet tarihinin kesintisiz en uzun süre bakanlık yapan siyasetçilerinden biri olan Yılmaz’ı Yüce Divan yargılamalarına sürükleyecek komploları yapabiliyorlar.

Her ikisinin de mümeyyiz vasfı, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını önde tutmaları, izin, icazet veya talimatla hareket etmemeleri... Meseleye buradan bakmakta yarar var sanırım.

‘Gandi’ lakabının mucidi benim

OKURUMUZ Aziz Naci Doğan anlatıyor:

“CHP liderliğine yürüyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Gandi’ lakabının gerçek öyküsü şudur:

13 Ocak 2009 günü Kılıçdaroğlu, İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kulübü’nün çağrılısı olarak İktisat Fakültesi Ek Binası’na gelmişti. Prof. Toktamış Ateş’in yönettiği panelin soru cevap bölümünde ben de söz aldım ve sorumdan önce dedim ki:

‘Siz, özellikle de profilinizden tarihsel bir kişiliğe çok benziyorsunuz ve onun gibi de ‘Yüce Ruhlu’sunuz. Fiziksel olarak da genel yapınızla da Mahatma Gandi’yi çağrıştırıyorsunuz’.

Kemal Bey bunu duyunca önce biraz şaşırdı, sonra da çok sempatik bir tavırla dedi ki:

‘Gandi iyi bir adam. Öyleyse bu söylediğiniz de iyi bir şey!’

Toplantıda Hürriyet muhabiri de vardı. Birkaç gün sonra Hürriyet’in ilk sayfasında ilk kez ‘Gandi Kemal’ sözü kullanıldı.

Kusura bakılmasın; ne Mehmet Tezkan, ne Erol Manisalı, ne de bir başkası... ‘Gandi’ lakabının çıkış kaynağı benim ve bunun övüncünü, kıvancını kimselere bırakamam!”

NE YAZMIŞLARDI

Mehmet Tezkan dünkü Milliyet’te, ‘Gandi lakabı nasıl çıktı?’ başlıklı yazısında Gandi sözcüğünü 22.3.2009’da Vatan Gazetesi’ndeki yazısında kullandığını; Erol Manisalı da, yine dünkü Cumhuriyet’te ‘Gandi Kemal’i kim seçti?’ yazısında “Yaklaşık 1.5 yıl kadar önceki bir yazısında Gandi Kemal yakıştırmasını” yazdığını belirtiyorlar.

Önder Sav ve J. Tuzo Wilson

MEDYADA daha düne kadar Baykal’ın bir numaralı adamı ve CHP’de statükonun temel direği addedilen Önder Sav’ın bir U dönüşüyle Kemal Kılıçdaroğlu’na arka çıkmasının hayret uyandırdığı lafları dolaşıyor. İlkel toplumlarda böyle bir dönüşün hayret uyandırması doğaldır, ama aslında düşünebilen bir insandan beklenen bir tutumdur. Büyük Kanadalı jeolog J. Tuzo Wilson, 1959 yılında kıtaların yerlerinden kımıldamalarının imkânsız olduğunu iddia eden sabit tektonik görüşünün en önemli son sentezlerinden birini yayımlamıştı. Bir yıl sonra Wilson o sentezdeki gözlemleriyle taban tabana zıt, hareketli kıtalar görüşü üzerine kısa bir not yayımladı ve 1965’te de hareketli kıtaları temel alan bir devrimin kurucu makalesine imza attı. Yerbilimleri tarihindeki bu en önemli devrimin başarısını Amerikalı jeolog John Rogers otobiyografisinde şöyle özetlemişti: “Sonunda baş sabitçi J. Tuzo Wilson da döndü ve devrim tüm hızıyla başarıya koştu!”
Önder Sav’ın U dönüşü, eldeki gözlemleri iyi değerlendirebilen ve eski varsayımın çöktüğünü kabul eden bilimsel düşünce sahibi akıllı bir insanın yapacağıdır. Türkiye bunu anladığı zaman tüm sorunlarını bağnazlığa, dogmatikliğe kapılmadan çözebilecek hale gelecektir. Politikada tüm partilerimize bol bol Önder Sav’lar temenni ederim.
Prof. Dr. Celal ŞENGÖR

6 ok = 6 hedef

KEMAL Kılıçdaroğlu, kurultaya giderken CHP’nin 6 okunu 6 hedefe yöneltebilir. Buna göre Kılıçdaroğlu’nun kurultay ve seçim mesajı şöyle olabilir:
1 - İşsizlik, 2- Yoksulluk, 3- Yolsuzluk, 4- Gençler, 5- Varoşlar, 6- Tarlalar
Kılıçdaroğlu ve CHP’ye selam olsun.
Coşkun TRAKYALI-İZMİR

GÜNÜN SÖZÜ

“Bir fille bir kertenkelenin, bir insanla bir solucanın aynı soydan olduklarını hemen kavramak kolay değildir elbet.”
(Prof. Alfred Weber)

Yazarın Tüm Yazıları