Karşısındakinin insan olduğunu unutmak

Ayşe Arman’ın üç “müzmin bekar” erkekle yaptığı röportajı gözlerim yerinden oynayarak okudum.

Haberin Devamı

Üç “Müzmin bekar”da ortak özellik, kendi durumlarını, hayata bakışlarını, yaşayışlarını ve ilişki kurma biçimlerini, karşılarındaki kadınların insan olduğunu unutarak anlatmaları.
Herkesin kendine göre bir hayatı, düşüncesi, adalet ve ahlak anlayışı var.
Konu kadın erkek ilişkileri olduğunda kimseyi kendi kafamıza uymuyor diye eleştiremez, “Sen niçin böylesin ulan?” diye sorgulayamayız.
Sorgulayamayız ama konu ilişki olduğunda, bir tarafın davranışlarının, diğer tarafta etki yaratmayacağını, iz bırakmayacağını varsayarak konuşursak, meseleyi eksik bırakmış oluruz.
Şöyle ki, ilişki dediğin, iki kişilik bir hadise. İster kadınla bir gece alaka kur, ister 20 gün seviş, ister beş sene her gece aynı yatağa gir, fark etmez.
Doğada var olan “etki-tepki” kanunu ilişkilerde de var. Hâl böyle olduğunda kişinin tüm davranışlarının karşıda bir yansıması olacaktır.
Mesela, eğer işin içinde “mış gibi” davranmak varsa, “beklentili Türk kadını”nın bu beklentili durumunu kadını tavlamak için kullanıyorsan, bunun kadında bir etki yaratmayacağını söyleyemezsin.
Sen, bir duygu yokken varmış gibi gösteriyorsan, olmayan bir duyguyu kısa süreli fiziksel/duygusal tatmin için kullanıyorsan, elbette kadında iz bırakırsın.
Üstelik bu iz, ilerleyen zamanlarda çoğu bünyede “güvenme korkusu”, “bağlanma korkusu” olarak tezahür edebilir. (Erkeğin yarattığı bu ruh hali, sonradan erkeğin şikayet ettiği bir konu haline de geliyor, o da ayrı mesele)
Sarp Evliyagil “30’larında bir kadına, ‘Ciddi ilişki istiyorum, çocuk istiyorum, çoğalmak istiyorum’ de, hele bir de halin vaktin yerindeyse, bakalım elde edemeyeceğin bir kadın olacak mı?” diyor.
Peki 30’larındaki bir kadını, nasıl bir adam olduğunu saklamayarak tavlamaya ne dersin?
Bir kadının ilişki beklentisini, kısa süreli ilişki kurmak maksadıyla “tavlamak” için kullanıp, sonra “Ama Türk kadınları beklentili” diye şikayet edince, bunun adına “müzmin bekarlık” diyemiyoruz.
Onun adına “kendi tatmini için karşısındakini dansöz gibi oynatmak” diyoruz.

Haberin Devamı

Her erkeğin “oyun”u farklı

Haberin Devamı

Hasan Araptarlı, Türk kadını ile Slav kadını arasında karşılaştırma yaparak “Dostoyevski, Tolstoy okuyarak hayatı anlamaya çabalamış kadınla, diğeri aynı olmuyor tabii” demiş.
Doğru, biz Külkedisi okurken onlar doğrudan damardan Dostoyevski almış olmalı. Veya ilişki kurduğu tüm Rus kadınları üniversitelerin Rus Dili ve Edebiyatı öğrencilerinden seçiyor.
“Aman Allah’ım” güzelliğinde bir Slav kadınının karanlık Rus edebiyatı üzerinden hayatı okuması son derece etkileyici bir tezat gibi görünüyor olmalı. Aynı zamanda Türk kadınlarının yüzeyselliğinin de altını fosforlu kalemle çiziyor...
Yüzeysel ilişkilerini yüzeysel kadınlarla yaşamak istemiyor. Dahası, birlikte olduğu kadınlardan yola çıkarak tüm kadınlara dair bir genelleme yapıyor.
Bir başka “tümevarım” örneği ise Aziz Kedi’den.
“Bir çocukla ne derece ciddi bir ilişkiye girebilirsen, erkekle de o kadar girersin. Hangi alanda olursa olsun; oyun vaat ettiğin sürece her şey iyi. Ciddileştiğin anda tehlike başlar” diyor.
Bir erkek üzerinden tüm “erkeklik müessesesine” dair genelleme yapan Aziz Kedi’yi dinleyecek olsak tüm erkeklerin aynı olduğu varsayımıyla yola çıkmamız gerekiyor. Fakat “çocuk”ların kimi arabalarla, kimi legolarla oynar, kimi top peşinde koşturur, kimi satranç sever....
Eğer Aziz Kedi’nin çizdiği profil tüm erkekleri tarif ediyorsa, “çift” olmuş tüm kadınların mutsuzluktan kıvranması, ilişki kurmak isteyen yalnız kadınların ise “demek erkekler böyle” deyip kepenkleri kapatması gerekirdi. Onun erkek tarifine inanırsak eğer, iki kişilik hayat kurmaktan, evlenmekten, sadakatten, aşktan, süreklilik arz eden her türlü ilişkiden umudumuzu kesmemiz; hayatın devam etmesi için gerekli olan kimi meselelerin “ciddi”liğini reddetmemiz icap ederdi.
Böyle bir dünya olmadığına göre...
Tüm erkekleri kendisi üzerinden... Kadınları birlikte olduğu kadınlar üzerinden... Hayatı ise kendi yaşadığı hayat üzerinden tarif eden ve “bu böyledir” diyenlerin beyanlarını her zaman “bazıları öyledir” olarak okumak gerekir.
Hatta belki de “belirli” bir profili değil, sadece kendilerini anlattıklarını düşünmelidir...

 

Yazarın Tüm Yazıları