"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Karşı mahalleden birine aşık oldum

Bir insanlık hali yazdım. Mail kutumun hayatı kaydı. Çeşit çeşit öykü geldi. Demek ki, bu memleketin sorunlarından biriymiş. Yaz günü bu meseleye de parmak bastığım için gururluyum. Sizi, kendi öyküleriniz ve Ergün Gündüz’ün çizimiyle baş başa bırakıyorum.

Olay neydi ?

Bizim mahalleden Zeynep, Cumhuriyet’in bekçisi bir albayın kızı. İşe bakın ki gitti, Karşı Mahalle’den dindar birine áşık oldu. Şimdi uzun uzun düşünüyor, evlensin mi evlenmesin mi? Aşk her şeye kadir mi, değil mi? Bu evlilik yürür mü yürümez mi?

YÜRÜMEZ

"AMAN HA!" DİYORUM

Ben de "karşı mahalle"den birine áşık oldum, evleneceğim diye tutturdum. Ailemin kaygıları olsa da, cevabım hazırdı: "Amaaaan, ailesiyle evlenmiyorum ki!" Balayı da müthişti. Ama dönünce, her şey kabak oldu. Meğer onlara layık olabilmek için uymam gereken ne çok kural varmış. İlk derste, ailesinin öğretmeye çalıştıkları:

1) Büyüklerin yanında bacak bacak üzerine atılmaz.

2) Sigara içilmez.

3) Yüksek sesle gülünmez.

4) Eve misafir gelince uzun etek giyilir.

5) Oruç tutmak şart, tutmuyorsan bile tutuyormuş gibi yapacaksın.

İlk ders bitti evlerine gittiler, ben artık kocam olan sevgilimle öyle bir kavga ettim ki, ne siz sorun ne ben anlatayım. Delirdiğim nokta, ailesine "Hoooop!" dememiş olmasıydı. Ailesi bana 2. dersi vermeye kalkınca, kocam yine pasif kaldı. Ha öyle mi, ben de bu sefer evi terk ettim. "Bir daha olmayacak, söz. Herkes birbirine saygılı davranacak!" dedi. Geri döndüm. Tam 2 sene, ailesiyle soğuk savaş yaşadım. Sonra kaçtık ve İzmir’e taşındık. Üç yıldır kocamın ailesiyle görüşmüyorum, çocuğumu da görüştürmüyorum. Anlatamayacağım kadar huzurlu ve mutluyuz. Ama o mahallede büyümüş her erkek, eşimin yaptığını yapamaz. Oyumu "davul bile dengi dengine"den yana kullanıyorum, Zeynep’e "Aman ha!" diyorum. (Nilüfer K. A.)

Babam, bu güzel akşamın şerefine bir bira içebilir miyim dedi, olan oldu

Zeynep'in hikáyesinde ablamı gördüm. 1.5 senedir evli, eşi Fethullahçı, kayınvalidesi türbanlı. Aileler kesinlikle anlaşamıyor. Benim babam doktor ve sıkı bir Atatürkçü. İster istemez bir uçurum oluyor. Nişanlandıktan sonra kutlamak için bir yere gittik. 71 yaşındaki babam, dindar insanlar olduğunu biliyor, ama yine de esti, "Eğer izin verirseniz, bu güzel akşamda kızımın şerefine bir bira içmek istiyorum!" dedi. "Karşı mahalle"den gelen cevap: "Kesinlikle böyle bir şey olamaz. Eğer içki içecekseniz, hemen burayı terk ederiz!" Bu cevap karşısında, iki aileden de bütün akşam hiç çıt çıkmadı. Babam, "Bu iş yürümez!" dedi, ama ablam "Ben seviyorum!" dedi. Hálá aradaki sorunlar, tartışmalar, uyumsuzluklar devam ediyor. Zeynep’e yolun başında vazgeçmesini tavsiye ederim. (Sezin Y.)

İKİ AYRI MAHALLE DEĞİL İKİ AYRI DÜNYA

Ah fikrine ve kalbine henüz fesat karıştırmamış Zeynep! Tamam hayat, senin hayatın ama bir şöyle bir şey var: "Akıllı insanlar, diğer insanların hatalarından ders alırlar, enayiler ise başlarına geldikten sonra..." Ben de karşı mahalleden birini sevdim. 14 yıl sürdü, iki oğlum oldu ama aramızdaki uçurum hiç kapamadı. Ben devrimciydim o karşımda, ben kültürlüydüm o ilkokul mezunu, ben şarap içmeyi severdim o ayran, ben Gökova’ya, Fethiye’ye gitmek isterdim, o kaplıcalara. Sonunda beni beğenmeyip istemeyen, hiçbir tavrımı içine sindiremeyen, sözüm ona severken terk eden o oldu. Çok iyi düşün. Çünkü iki ayrı mahalle değil, iki ayrı dünya. (Elif A.)

KARŞI MAHALLEDENİM İTİRAF EDİYORUM, YÜRÜMEZ!

3 sene önce hayatım daha farklıydı. Ramazanda teravih ve kandillerde nafile namazlar haricinde, 5 vakit namaz kılma ve onun getirdiği yaşam biçimine sahip değildim. Sonra yaşadığım kötü bir dönemin etkisiyle aradığım huzuru namazda buldum. Fethullah Hocaefendi’ye ve onu sevenlere çok büyük bir sempatim var. Mesela eskiden, evleneceğim insanın namaz kılıyor olması şart değildi, Allah'a inansın, Müslüman olsun yeterdi, içki içiyor olmasını sorun etmezdim. Siyasi fikirleri çok uç noktada olmadıktan sonra beni ilgilendirmezdi. Beni sevsin, saygılı ve kültürlü olsun, karakteri anlaşabileceğim gibi olsun türünden özellikler benim için káfiydi. Artık öyle değil. Fethullah Hocaefendi’nin evlilikle ilgili çok beğendiğim bir sözü var: ''Eş seçiminde dinî hassasiyet, en önemli tercih sebebidir. Çünkü aile hayatı, sadece dünyaya ait bir hayat değildir. O evlatlarla, torunlarla devam eden ve ahirette de sürecek olan bir hayattır.'' İşte bu noktada, ben ve benim düşünce tarzımdaki insanlar için evlilik çok çok önemli, hatta hayati önem taşıyan bir durumken, kalkıp da, Zeynep’e, "Evlen, kalbinizin sesini dinle, aşk her şeye yeter" gibi bir öneride bulunmak çok saçma. Çocukları olduğunda ne olacak? O çocuklar, annenin mi babanın mı değer yargıları ile büyüyecek? İki uç nokta, iki çok farklı hayat. İki kişiden biri, tamamıyla değişmediği sürece bu evlilik imkánsız. (Aslı C.)

AŞK VARDI TAMAM AMA ÖZGÜR DEĞİLDİM

İlk başlarda her şey çok güzeldi. "Evlenince kapanmanı isterim" dedi. Ben "Kapanamam ama giyim tarzıma dikkat ederim" dedim. Sanki anlaşmış gibiydik. Derken "Bu açık, bir daha bunu giyme"ler başladı. Bu yaşa kadar ailem tarafından giyim tarzımla ilgili hiç bir uyarı almayan ben, artık çekinerek giyiniyordum. Ve bir gün farkına vardım ki, ben acayip bir baskı altındayım, tamam yaşadığım aşktan dolayı mutluyum ama özgür değilim. "Nereye gittin? Kim var yanında? Bugün ne giydin?" Sürekli sorgu sual. Bir gün geldi, "Gerçekten hayatını böyle mi yaşamak istiyorsun?" diye sordum kendime. İlerde evlenirsem ve kızım olursa o da aynı baskıları yaşayacak... Bunu düşündüm. Ve ayrıldım. Tabii çok zor oldu, çok ağladım, çok üzüldüm. Ondan sürekli beni vazgeçirmek için mesajlar, telefonlar aldım, işten çıktığımda karşımda onu gördüm. Ama pişman değilim, en doğru kararı verdim. Şimdi bir başkasıyla evli, evlendiği kızın hemen başını kapattırdı. Zeynep Hanım'a tavsiyem, hayattan ne istediğini kendine sorsun. Hep ailesiyle eşi arasında kalacak. Çocuğunu bile istediği gibi yetiştiremeyecek. Yazın oğlunu Fethullahçıların kampına mı yollayacak yok spor okuluna mı? Emin olun bu yazdıklarım, olayların binde biri değil. Neye karar verirse versin, inşallah çok mutlu olur. (Füsun B.)

Flört aşamasındaki karışmalar aysbergin görünen kısmı

Kuzenim tıp okuyan, tek başına yaşayan, çok güzel bir kızdı. Taa ki "mutaassıp ama son derece açık fikirli olduğunu iddia eden" biriyle beraber olana kadar. Önce giyimi değişti, sonra okuduğu kitaplar ve arkadaşlarından uzaklaştı. Mezun olur olmaz evlendi, 3 çocuk doğurdu ve şimdi doktorluk yapmasına izin verilmediği için günlerini karşı mahalleden arkadaşlarıyla evlerde "sohbetler" yaparak geçiriyor. Elinde büyüdüğü babam (amcası), onu türbansız gördü diye, odadan kaçınca, ailecek görüş(e)mez olduk. Flört aşamasındaki ufak tefek karışmalar, aysbergin görünen kısmı. (Melisa E.)

FETHULLAHÇI BABANIN FETHULLAHÇI OLMAYAN KIZIYIM

Fethullahçı bir babanın, Fethullahçı olmayan bir kızı olarak yazıyorum. Üniversiteyi bitirene kadar bu insanların baskısına maruz kaldım. Fethullahçı erkekler hakkında yaptığım gözlemler sonucu söyleyebilirim ki, tabii ki istisnalar olsa da, çoğu kendi karılarını kızlarını kapattırıp, başkalarının açık kızlarına bakıyor. Ve çoğu eşini aldatıyor. Zeynep’e tavsiyem, ileride pişmanlık çekmektense, şimdi birazcık aşk acısı çekmeyi göze alsın ve bu ilişkiye son versin. (Emine R.)

Hepimiz aynı mahallenin çocuklarıyız

Doğu’da yedek subay olarak 70’in üzerinde operasyona katıldım. Askerlerimi, burunları bile kanamadan ailelerine teslim ettim. Vatanımı canım pahasına koruduğum yemin törenine, annem katılamadı. Neden? Çünkü giydiği kıyafetin, rejim için tehlike olduğunu söylüyorlar. Askerden döndükten sonra işe başladım ve çalıştığım kurumda, ilk defa bakışlarıyla içimi titreten bir kızla tanıştım. "Olmaz" dedik, "Yürümez!" Çünkü o, deyim yerindeyse, laik bir aileye mensup, babası eski solculardan, annesi feminist. Başladık mücadeleye, önce kendimizle, sonra birbirimizle ve çevremizle. Kopmamak için, "biz" olabilmek için, çok fedakárlıkta bulunduk. "Asla yapamam!" dediğimiz birçok şeyi yaptık, birçok şeyden vazgeçtik, sadece sevdik. Sevmek, biraz da boyun eğmek. Ailelerimiz tanıştı, geçen ay nişanlandık, normal şartlarda asla görüşmeyecek insanlar şimdi birbiriyle görüşüyorlar. Bakın, mühim olan bu, insan olabilmek. Biz hepimiz aslında aynı mahallenin çocuklarıyız. (Mehmet K.)

YÜRÜR

Zeynep’in ilişkisi yürür, yürüyebilir. Neden olmasın? Ben Amerika’da yaşıyorum. Eşim yarı İtalyan, yarı Venezüellalı. Üstelik Katolik. Din değiştirmesini teklif bile etmedim, inancına saygılıyım. Ben Fethullah Gülen hareketinin içindeyim. Yakışıklıyım, master derecem var. Hiç de öyle badem bıyıklı, muhterem bir tipim yok. Aksine top sakallı, ahlaksız bir tipim var! Hafta sonları eşimle okyanus kenarına gideriz, kendimizi dinleriz. Yelkenli bir tekne almak için para biriktiriyoruz. Atlantik’i geçmek gibi bir hayalimiz var! Ben içki içmem, o da bana uyar, içmez. Kıskanacağımı bilir, giyimine dikkat eder. Hayattan alınacak onca zevk varken, eşim bunlara hiç takılmadı. İçki, mini etek, listemizde bize zevk verecek maddelerin içinde yok. Dedim ya, biz Atlantik’i geçeceğiz, bizi ancak o keser! Bu arada benim babam da subay emeklisidir. Babam her zaman "Oğlum biraz orta yoldan git" derdi. N’apim elimde değil, orta yolun tadı yok! (Onur G.)

Biz birbirimizin mahallesine saygı duymayı bildik


Ben de Karşı Mahalle'den birine áşık oldum ve evlendim. Hem de tam 20 yıl önce. Üstelik, ikinci evliliğimdi, bir kızım vardı. Asker baba ve 80’li yaşlarında hálá kısa kollu bluzlar giyen, 5 dil bilen bir annenin 28 yaşında kızıydım o zamanlar. Eşimin ailesinde ise, aklına kim gelirse full tesettürlü. Bir kızım daha oldu, uyum sorunu asla yaşamadım. Çünkü ben, neysem oydum. Onlar da öyle. Kimse kimseyi değiştirme ve yargılama hakkına sahip değildi. Ben dul, çocuklu bir kadındım, oğulları bekár, üstüne üstlük benden dört yaş gençti. Ama bana áşık olmuştu ve kimsenin yapacak bir şeyi yoktu. Saygı, sevgi ve karşılıklı kabullenmeyle 20 yıl geçti. Ben şimdi 48 yaşındayım. Koskoca iki kız annesiyim. Taytımı da giyerim, bikinimi de, mini elbisemi de. Kendime bakarım, kiloma dikkat ederim, sporumu yaparım. Kısacası benim hayatımda hiçbir şey değişmedi. Bir tek, bir yere gittiğimizde gözler bize dönüyor, onca kapalının arasında ben ve kızlarım dikkat çekiyoruz. Eşimi çok seviyorum, o da beni. E daha ne isteyebilirim ki? Asla baskı yapmadı. Biz, birbirimizin mahallelerine saygı duymayı bildik. (Ayşen Y.)

BELKİ HAYIR DEMEMEYİ İÇİNE SİNDİREBİLİR

Karşı mahalleden birini sevdim, üstelik evlendim. Ne mi oldu? Önce, etek boyları uzadı. Sonra bikini yerini mayoya bıraktı, derken mayonun üstüne pareo sarılmaya, derken kimsenin ortada olmadığı saatlerde denize girilmeye ve güneşlenmeden havluya sarılınmaya başlandı. Sonra erkek arkadaşlar, sonra içki içen arkadaşlar hayatımdan çıktı. Sonra yeterince "Müslüman" olmadığım için eleştiriler, kinayeden baskıya yol aldı. Annesinin hayalindeki gelin olmamak ödenemez bir bedel haline geldi. Aynaya baktım; artık ben değildim. Oldurulduğum kişiyi sevemedim, hiç benimsemedim. Kendim olmak istedim yeniden. Mücadele, savaşa döndü. En çok benim kanım döküldü. Başıma gelmez sandığım her şey başıma geldi. O adamı bir zamanlar sevmiş olduğumu bile hatırlayamıyordum. Sonuç karşı mahalleden birini sevdim ve kös kös mahalleme, evime döndüm. Okurunuz belki daha "uyumlu" bir eş olur. İtiraz etmemeyi, "Hayır" dememeyi içine sindirebilir. Neden olmasın? Kaideyi bozmasa da istisnalar daima vardır. (Merve T.)

AVANTAJLARI

1- İş bulma derdin yok, nasıl olsa çalışmana izin verilmeyecek.

2- Hemen çocuk yapabileceksin.

3- "Bu dar pantolona hangi bluz gider!" gibi sorunların yok, çünkü dar pantolon yok.

4- Çok para harcaman gerekmeyecek.

5- Eşin, kendi kolonisiyle birlikte yaşamak isteyeceği için, hazır bir grubun içine gireceksin. Kafadan senin gibi çalışmayan bir sürü arkadaşın olacak.

6- Kültürünü arttırmak, yenilikleri takip etmek için eğitim masrafın olmayacak.

7- Erkek tarafı seni kendilerine mál etmek için çok iyi davranacaklar.

8- Hac vesilesi ile yurtdışına çıkacaksın. Hep Paris’e gitmek gerekmiyor ya.

9- Göz makyajını güzel yapacaksın ve alımlı görüneceksin.

10- Eşinin istediği yerler kapalı kaldığı sürece, lüks markalar giyebileceksin.

11- Lüks arabalara bineceksin.

12- Kolaylıkla mal mülk sahibi olabileceksin.

13- Geleceğin Türkiye’sinde yerini garantilemiş olacaksın.

14- Çocuklarının okul derdi olmayacak. Zaten Fethullah Amcalarının okullarında okuyacaklar.

DEZAVANTAJLARI

1- Zevk aldığın hiçbir şeyi içine sinerek yapamayacaksın. Hep eşini incittiğini düşüneceksin.

2- Ne onlar gibi olacaksın ne eski sen gibi. Ortada kalmış bir garip varlığa dönüşeceksin.

3- Annenle babanla her gün daha az görüşeceksin.

4- Hiçbir şey eskisi gibi olamayacak.

5- Kademe kademe kapanmak zorunda kalacaksın. Ya da bir gün nasıl kapandığını anlayamayacaksın bile.

6- Arkadaşlarına, sürekli kendi durumunu açıklayacak bir bahane uydurmak zorunda kalacaksın.

7- Her ne kadar direkt beyan edilmese de Arabistan, Afganistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler haricinde seyahat edemeyeceksin.

8- Champs Elysees’de bir akşamüstü bir caf?’de oturamayacaksın, Saint Germen’e de gidemeyeceksin, New York Soho da sana haram.

9- Etrafındakiler güneşi tenlerinde hissederken, sen D vitamininden mahrum kalacak ve genç yaşta kemik erimesi yaşacaksın.

10- Ter kaynaklı mantar hastalıklarına yakalanma riskin yükselecek.

11- Hep herkesin sana garip garip baktığını düşüneceksin.

12- Çok acil bir durumda olsa bile dünyanın en iyi erkek doktoruna gidemeyeceksin.

13- Saçların hiç hava almayacak.

14- Ne giyersen giy, hep bir tarafı açıkmış hissi olacak.

15- Bütün hayallerinden birer birer vazgeçeceksin. Zaten sonunda, kendinden de vazgeçeceksin!

(Aslı K.)

X