Gündem Haberleri

    Karısını kapı aralığından muayene ettiren Bakan

    Hürriyet Haber
    01.02.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Fahri Bey, bir mektup daha yazmak için yanıt gelene değin bekledi. Ağustos geçti, Eylül geldi. Siyasi ortam gerginleşmişti. 20 milletvekilliği için yapılacak ara seçimler nedeniyle DP ve CHP arasındaki söz düellosu doruğa çıkmıştı.

    Fahri Bey, siyasi gelişmeleri merak ve ilgiyle izliyordu. Yeni bir mektup yazması 4 Eylül'ü buldu. Kağıdını takdı, başladı tak tuk vurarak harfleri sıralamaya...

    Benim pek sevgili çocuğum;

    Bütün şekillerin, adet ve usullerin üstünde seni ne göreceğim geldi bilsen..Hatta münasip görürsen bu mektubumu karına bile okuma. Çünkü Rahşan'a bile böyle bir yazımın görünmesinden utanacağım..

    Sevgili mektubunu okuduğum zaman Yusufundan haber gelmiş, oğlunun kokusu burnuna erişmiş Yakup kadar hasret ve zevk duydum. Babam böyle yazdı diye sakın üzülüp de keşke mektup yazacak, mektublar yazacak zamanlar bulsam diye sıkılma sakın..

    POLİTİKANIN ÇİRKİNLİKLERİ

    Oğlunun, yazılarını okudukça umudu giderek artıyordu. İlk yazılarının bile gelecek vadettiğini görüp mutlu oluyordu... Bülent Ecevit'in, 12 Ağustos 1951 tarihli Pazar Postası'nda yayınlanan yazısı ‘‘İnkilaplar ve dış siyaset’’ başlığını taşıyordu. Ecevit, bu yazıda Türkiye'nin NATO'ya girişiyle ilgili tartışmaları irdeliyordu. NATO'ya girmekten yanaydı.

    Bütün kalbimle söylüyorum: Hakkın var, evladım, pek güzel düşünmüşsün. Bende böyle düşünmek ve yapmak isterdim. Bizdeki politika anlayışının garip ve azgın tazyiki imkan vermedi, beni bir sele kapılmış süprüntü gibi sağa sola sürüklemek istedi, kapılmadım, nihayet bir demir ıskara üzerine götürüp tıkadı, akıntı üstümden geçdi, beni mezbele haline getirilmiş posayı orada bırakıverdi.. Bunun adı da (memleketteki politika cereyanlarına doktor Ecevit dayanamadı) oldu. Nihat Erim'in (Harcamayalım) dediği bu olsa gerek...

    Anlaşılan Bülent Ecevit, babasına politikayla ilgili projelerinden ve Nihat Erim ile yaptığı bir konuşmadan söz etmiş mektubunda. Fahri Bey'in, oğlunun yaklaşımını desteklediğini belirtirken kullandığı ifadeler, politikadan zorunlu kopuşundan duyduğu burukluğu hala üzerinden atamadığını kanıtlıyordu.

    O bir defa nasıl olsa yakasını kapdırmış bir türlü kurtulamıyor, dönüp dururken ihtimal ki içine bir şefkat geliyor, (Aman Bülent bari bizim halimize dönmesin) diyordur belki.. Mamafi sen birinci sınıf iyi düşünen adamsındır. Kendini bu memleket uslubundaki politika dedikleri katakulliye kapdırmazsın elbette.. Politikayı taktik ve strateji olarak ele almak, hem asıl politikayı kepazeye çevirmek, hem de kendini rezillerin rezili haline getirmekdir.

    Bülent Ecevit, cevabi mektubunda kendisiyle ilgili bir gelişmeden, Nihat Erim'in kendisine yaptığı bir iyilikten söz etmiş olsa gerek! Fahri Bey, oğlunun mektupta sözünü ettiği konuyu destekliyor ve politikanın çirkinlikleri konusunda uyarılarda bulunuyor.

    Meğer Fahri Bey, İsmet İnönü'ye ne kadar kızmış!

    Bak oğlum sana bir eski ve korkunç misal vereyim. Bu mudur politika, bu mudur politikacı diye vesile bul da Nihat Erim'e bahsediver lütfen: Bizde bir adam vardı okumuş yazmış, yıllarca Avrupa'da kalmış, Bir Türk davasını garpda müdafaa edip kazanmış, memlekete kanunu medeninin getirilmesi lüzumunda ısrar etmiş, yüksek politik mertebelere erişmiş bir kimseydi.

    Bu adam karısını hekime muayene ettirirken, onu hekimden ayrı bir odaya sokar, hekimi başka bir odaya kor, oradan oraya gidip gelerek kadıncağızın hastalığını anlatır, teşhis koydurur. Bazan ve pek nadiren yüzünü örtmüş karısının elini kapı aralığından geçirerek hastanın nabzını yoklatırdı.

    Bu adam Mahmut Esat dı.. İsmet paşa kabinesinde yıllarca Adliye vekilliği etmiş, Friburg üniversitesinde doktorasını vermiş bir zat.. Doğrusunu istersen ahlaken de çok mazbut (sağlam) ve dostluklarına sadık bir insandı..

    Gerçekten şaşırtıcı bir öykü. Fahri Bey'in yazdığı gibi, Mahmut Esat Bozkurt, İsviçre'de hukuk doktorası yapmış, ilk Meclis'e girmiş ve yıllarca milletvekilliği, bakanlık yapmış bir kişiydi. İsviçre Medeni Kanunu'nun aynen kabul edilmesine öncülük etmiş bir Adalet Bakanı'ydı. Bozkurt, Türkiye'ye getirdiği Medeni Kanunu kendi evine sokmamıştı anlaşılan...

    Dahası, Fahri Bey'in bu satırları yazdığı sırada Mahmut Esat, İstanbul Üniversitesinde Türk Devrim Tarihi dersi okutuyordu...

    Bizim aramızda sayısız hafızlar, hocalar, korkunç yobazlar vardı, bunlar da laik bir partinin organları ve müdafii görünürlerdi. İcabında insanın anasile evlenebileceğine dair fetva vermeğe de hazır dururlardı.. Bu herifler parti istediği zaman Allahı çarmıha germeye elverişli oldukları halde, fırsat düşünce de bir münevveri kesip kebap etmeğe aleste dururlardı..

    O günlerde irtica ve gericilik konuları, CHP ile DP arasındaki politik tartışmalarının tam odağındaydı. DP, iktidara geldikten sonra ilk iş olarak Arapça ezana dönülmesini ve radyoda kuran okunmasını sağlamıştı. Atatürk büstlerine yönelik saldırılar artınca Atatürk'ü koruma yasasını çıkarmak zorunda kalmışlardı.

    Bülent seni şerefimle temin ederim. Nihat Erim beş sene evvel benimle (Sosyalistlik iştirakıemvaldır (mal ortaklığı), başka türlüsü yokdur) diye ısrar ederek konuşmuş ve sosyalistliğin şiddetle aleyhine bulunmuşdu.. O zaman henüz başbakan yardımcısı değildi. Sadece doçentlik ve profesörlükten meb'usluğa yeni atlamış bir gençti, hemen akabinde devletçi bir hükümetin vekili oldu ve tam ben Ankara'dan ayrılırken sorduğum zaman da (Üzülme doktor, ben de, İnönü de soldanız (?) Tabii sen de, çocuğun da bizden, bizim partiden olacaksınız) dedi. Bunlar ayıp şeyler.

    Fahri Bey, sıkı solcuydu. Sosyalizme sempatiyle bakıyor, İnönü ve Erim'in solculuğunu beğenmiyordu! ‘‘Mal ortaklığıdır’’ diyerek sosyalizmi eleştiren Erim'in, daha sonra devletçi bir hükümette bakanlık görevini üstlenmesini bir çelişki olarak görüyordu!

    Fakat gerçek sevgili yavrucuğum.. Evet çocuğum asla taviz vermeye tenezzül etme. Fakat yazılarında yumuşak ve mektum olmasını bil.. Bu memleket aşağı yukarı yarım asır daha Sosyalistim diyene Komünistsin diye bühtan edecek, bütün dünya realitelerini inkar edecek, zavallı sosyalisti, kıçını yırta yırta (Hayır hayır, nasıl komünist olurum yahu) diye bağırıp çağırsa da (İlle komünistsin) diye kazığa vuracakdır.

    FİKİRLERİ YAVAŞ İÇİRECEKSİN

    DP'nin CHP'ye karşı kullandığı en önemli silah da komünizm tehlikesiydi! Türkiye'de demokrasi bayrağını dalgalandırdıklarını savunuyor, buna karşı CHP'yi de komünizmi getirmeye çalışmakla suçluyorlardı!

    Netekim laikim diyenlerin ne hale geldiğini görüyorsun, yavaş yavaş sessiz sedasız gibi, konuşa konuşa laik olacaksın. Asla taviz vermeyeceksin, münakaşalarında dirhem dirhem artacak, santim santim ilerleyeceksin. Asla geri gitmeyecek, bir miligram eksilmeyeceksin.

    Bu memleket türlü ızdırablarla Constipe dir. (Sıkıntı içindedir, cefa çekmektedir manasına kullanıyorum bu tabiri..)

    Ona ilaç gibi iyi gelecek bütün fikirleri yavaş yavaş tatlı tatlı içireceksin.. Ne bu zavallı geri kalmış cemiyeti hırpalamaya, ne de kendini bu uğurda boşu boşuna ziyan etmeye lüzum yok.. Ustalıkla telkin ve telkih edilen ilme, ne münevver (aydın), ne yarı münevver mukavemet edemez. Sen telkini ikna yolu ile şuur kanalından geçirerek yapmalısın. Bilgin noksansa oku yavrucuğum, senin zekana mukavemet (karşı koyacak) edecek kitap yokdur.

    Bülent Ecevit, babasının bu öğütlerini hiç unutmadı. Fikirlerinden taviz vermedi ama babasının dediği gibi santim santim ilerledi!

    Evimizin temeli atılmak üzere.. Bu sefer bak emniyetle, göğsüm kabarmış ve ileriye doğru kalkmış olarak söylüyorum. Bu kış içün inşallah bizi evimizin ya içinde sağ olarak bulursun, yahut kapısında soğuktan donmuş olarak görürsün.. Mamafi bu terdit ile konuşmam sevimli mimarlarımıza emniyetsizliğimden değil, kış erken geliverir diye endişemden ve soğuğa dayanamayız diye kuşkulanmamdandır..

    İkinci mektup, tam üç sayfa sürdü. Bir solukta yazmıştı. Fahri Bey, bu mektubu da ‘‘Baban F. Ecevit’’ diye imzaladı. Adının önüne ‘‘Dr.’’ diye eklemeyi ihmal etmedi. Profesörlük değil ama doktorluğu daha çok önemsiyordu belli ki...

    Nazlı Hanım'ın el yazısıyla yazdığı mektubu da aynı zarfa koydu. Üsküdar postanesinden Ankara'ya yolladı...

    REFAH İÇİNDE GEÇEN HAYAT

    Allah şahit Bülent bir tek istediğim vasıfta yazını okumak, menkibelerini duymak, senin refah içinde geçen hayatına dair şuradan buradan rivayetler işitmek için bir sene mektubunu almamaya razıyım..

    İÇİNE BİR ŞEFKAT GELİYOR

    O (Nihat Erim) bir defa nasıl olsa yakasını kapdırmış bir türlü kurtulamıyor, dönüp dururken ihtimal ki içine bir şefkat geliyor, (Aman Bülent bari bizim halimize dönmesin) diyordur belki..

    ASLA TAVİZ VERMEYECEKSİN

    Laikim diyenlerin ne hale geldiğini görüyorsun, yavaş yavaş sessiz sedasız gibi konuşa konuşa laik olacaksın. Asla taviz vermeyeceksin, münakaşalarında dirhem dirhem artacak, santim

    santim ilerleyeceksin.

    MAHMUT ESAT BOZKURT MEDENİ KANUNU EVİNE SOKMAMIŞTI

    Bu adam karısını hekime muayene ettirirken, onu hekimden ayrı bir odaya sokar, hekimi başka bir odaya kor, oradan oraya gidip gelerek kadıncağızın hastalığını anlatır, teşhis koydurur. Bazan ve pek nadiren yüzünü örtmüş karısının elini kapı aralığından geçirerek hastanın nabzını yoklatırdı. Bu adam Mahmut Esat dı.. İsmet Paşa kabinesinde yıllarca Adliye vekilliği etmişti.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı