"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Karınca

Oturup uzun uzun seyrediyorum.

Bu karınca ne arar devamlı, çok merak ediyorum...

Sıkılmaz mı?

Bunalmaz mı?

Depresyona girmez mi?

Tatile, eğlenceye veya dağıtmaya hiç ihtiyaç duymaz mı? Keşke biraz cırcır böceğinden örnek alsa, eğlenceye de vakit ayırsa.

Hayat devamlı ciddiyetle geçmez, bunun bir farkına varsa.

Zavallı karınca... Devamlı yürüyor, oradan iniyor, buradan çıkıyor; dere depe düz gidiyor. Hiç durmadan dinlenmeden didiniyor. Vardır elbet haklı bir sebebi; ama insan oturup seyrederken bile yoruluyor.

“Bu ne sabır be kardeşim!” diyor.

Sanki belli çizgiler üzerinde hedefe kitlenmiş, rota şaşmadan gidiyor. Bu karıncalar galiba hiç uyumuyor.

Ya da bazısı uyurken öbürleri mi çalışıyor?

Hiçbir bilgim yok hayatlarına dair.

Sadece gözlemlerim var, bizim mutfakta yaptıkları sonsuz geçit sayesinde.

Çok kalabalık ve aynı tipte olduklarından, bilemiyorum gelen karınca ile giden karınca aynı mı mesela! Ama yaptıklarının tıpa tıp aynı olması, amaçlarının aynı olması, hiç başkaldırmamış gibi olmaları, bana köle gibi sorgulamadan çalışan, kendini bastırmış mutsuz insanları hatırlatıyor.

“Liderleri mi kötü acaba?” diyorum.

Sonra liderin kötülüğü ile ne alakası var, “Aklını kullan Karınca! Sıra dışı ol, köleliğe başkaldırıver!” diyorum.

Sinirleniyorum.

Fena mı olur birkaç karınca çıkıp “Biz 24 saat yerine 20 saat çalışıp dostumuz Cırcır’la eğlenip sonra da dinleneceğiz!” dese mesela?

Hem bunun faydası olur Cırcır’a da.

Karınca ile fikir alışverişinde bulunup belki o da çalışması gerektiği kadar çalışır bundan sonra.

Yani diyorum ki keşke herkes acık bundan, acık ondan yapsa.

Hayatı dengelese...

Her güzelliğin tadına bakıp damak zevkini zenginleştirse.

Şu kısacık hayatta hem eğlenip hem çalışmak çok önemli bence.

Bunu başarmayı denemeye bile değer diyorum size.

Karınca damarım var; ama Cırcır’ı da çok seviyorum işte!

Eğlenerek çalışmak mümkün, yeter ki iste!

Yonca
“Karınca Kararınca”

İtifarçı dip not: Bu yazının anafikrini kardeşim Bilge Fuat’ın La Fontaine karşıtı sözlerinden (ç)aldım. Ben ne zaman La Fontaine’i elime alıp çocuklarıma okusam, Fuat “Olur mu canım, neden çocuklara tilkiyi kötü tanıtıyorsun, neden cırcır böceğinin eğlenmesi kötü bir şey olsun, neden karga hep fikricin, hin olsun, onların da iyisi vardır. Sen bırak çocuklara illa karıncayı sevdirmeyi de, eğlencenin de iyi olduğunu anlat, eğlenirken içleri rahat olsun!” diyerek, ısrarla uyanık-eğlenceli-eleştirel olmayı başarmıştır.

Görüldüğü üzere kardeşim Fuat, tam bir sıradışı özgür duygusal “KARCIRCIRINCA”dır.

Bugün itibari ile ablası Yonca, kardeşi Fuat’ın yaşgününü taaa uzaklardan hasret ve özlemle aslanlar gibi kutlamaktadır!

Mevsimlerden rakı balık

Diyarlardan Yalıkavak...

Saat denize 1 adım kala...

Canıma ne zaman esse, soluğu aldığım bir balıkçım var buralarda. Ben masamda otururken yanımdan gönlü tatil yapan insanların boş boş gezinerek geçtiği...

Sağıma doğru tek adım atsam, yanlışlıkla teknelerin arasından denize düşecek gibi olduğum...

Yaşlı ama bakımlı binasına baktığımda, Muğla’lı Mecbure yengemin evinin cumbasında olan renkli camların aynısını görebildiğim... Badılcanların köz tadını içime çekebildiğim...

Izgara kalamarımı burada yedikten sonra bir daha başka yerde yiyemediğim... Kış ortası, Yalıkavak yağmur sel altındayken tek başıma gittiğimde şöminesi karşısında ısınıp, “kadın” halimle gayet özgürce rakımı içip balığımı afiyetle korkmadan, çekinmeden yiyebildiğim...

Yani “Rakı şişesinde balık olabildiğim” bir yerim var benim.

Siz de kendinize böyle bir “yer” edinin. Arada bir oraya gidip, kafanızı dinleyin.

Yonca
“Cumbalı”

X