Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Karikatür krizinde tırmanma

DANİMARKA gazetelerinde çıkan Hazreti Muhammed’i aşağılayan karikatürlerin başka Avrupa gazetelerinde de yayımlanmaları İslam ülkelerinin birçoğundaki tepkiyi tehlikeli ölçüde tırmandırmış bulunuyor.

Özellikle Şam’da Danimarka ve Norveç büyükelçiliklerinin ateşe verilmesi, şiddet eğiliminin vardığı boyutları göstermenin ötesinde kaygı vericidir. Çünkü Suriye gibi güvenlik kurumlarının devlete hákim olduğu bir ülkede büyükelçiliklerin etkin bir şekilde korunabilmesi beklenirdi.

Şam’daki olaylardan bir gün sonra Beyrut’taki Danimarka Büyükelçiliği’nin ateşe verilmesi de zihinlerde bazı sorulara yol açmaktan geri kalmıyor. İslam ülkelerindeki politikacılar, halkın haklı öfkesini politik maksatlarla istismara kalkarlarsa, meşum medeniyetler çatışması kehanetinin gerçekleşmesine en büyük katkıyı yaparlar. İslam Konferansı Örgütü’nün toplanması yolunda Arap Ligi Genel Sekreteri’nin yaptığı önerinin kabulünde de acele edilmemelidir.

Blok halinde kutuplaşma sembollerinden kaçınmak daha doğru olur. Buna karşılık Başbakan Erdoğan ile İspanya Başbakanı Zapatero’nun "Medeniyetler İttifakı" çerçevesinde ortak bir çağrıda bulunmaları ise kuşkusuz son derece isabetlidir. Avrupa ile İslam dünyası arasındaki kriz ancak sürekli bir diyalogla aşılabilir.

***

Avrupa ülkelerinin bu meselede düşünce özgürlüğü prensibine sığınmaları elbette çok geçerli değil; çünkü başka konularda tabular bu özgürlüğü pekálá sınırlandırabiliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) iki kararında dine hakaretin fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği görüşünden hareketle Avusturya’nın bir filmi, Türkiye’nin de bir kitabı yasaklamalarını haklı bulmuştu.

Ancak, Hazreti Muhammed karikatürlerini yasaklamayan ülkelere karşı AİHM’de dava açılırsa mahkemenin bu ülkeleri mutlaka haksız bulacağı sanılmamalıdır. Büyük olasılıkla fikir özgürlüğü ile dini hassasiyetler arasındaki dengenin her ülkede değişik olabileceği gibi bir karara varır.

Batı ile İslam dünyası arasındaki buhranın nedenleri üzerinde sayısız incelemeler arasında Eski Arap Ligi Genel Sekreteri Chedil Klibi’nin son bir değerlendirmesini özellikle dikkat çekici buldum. Bir Tunus dergisinde çıkan makalesinde Klibi, mealen şu noktaları vurguluyor:

"Avrupa’da İslam’a karşı husumet veya aşağılama, göçmenler ile kendi toplumu arasında eğitimde ve sosyal alandaki farklılığı yansıtıyor. Batı, bir yandan göçmenler konusundaki algılaması, diğer yandan İslam’ın uluslararası imajının son yıllarda bozulması nedeniyle neredeyse İslam’ı Batı medeniyetinin düşmanı gibi görmek eğiliminde. Fakat, Müslümanların peygamberini küçük düşürme çabaları, aynı zamanda Avrupalı gazetecilerin İslam hakkındaki cehaletlerini ortaya koyuyor.

Alay ettikleri Kuran, Müslümanların saygı duydukları Musa’yı, İsa’yı ve Meryem Ana’yı yücelten ayetler içerir. Kültürler ve medeniyetler arasında dayanışmayı savunan AB’nin İslam’a sövenlere karşı hoşgörülü davranmasını anlamak çok zor. Yine de tahriklere kapılmak ve ekonomik veya politik mukabil tedbirlere başvurmak hata olur.

Hiçbir misilleme, kutsal anısını korumak istediğimiz Peygamber’e layık olamaz. Medeniyetler çatışması teorisini doğrulayacak nefret ve şiddet eğilimlerinden kaçınmak lazımdır. Avrupa medyasının saçmalıklarına en güzel cevap, vakur bir ilgisizliktir."

Klibi
haklı, öfkeyi kontrol edememek daima zarar getirir.

***

Trabzon’da bir Katolik rahibin öldürülmesi, umarım provokasyon amaçlı bir cinayet değildir. Ortadoğu’daki taşkınlıkların ve şiddetin Türkiye’ye sıçraması çok hazin olur.
X