GeriFutbol Kardeşimi Fener'e getirdim ben kaçtım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    4
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kardeşimi Fener'e getirdim ben kaçtım

Kardeşimi Fener'e getirdim ben kaçtım
refid:22428842 ilişkili resim dosyası

Ali Kemal Denizci, “F.Bahçe’nin hocası Rausch’u beni göndermesi için iknaya çalıştım. İki şişe viski içtik. Rize’den kardeşim Osman’ı getirip, kaçtım” dedi.

Trabzonspor, Fenerbahçe ve Beşiktaş... Türk futbolu ve Trabzonspor’un efsane futbolcularından Ali Kemal Denizci’nin görev yaptığı takımlar... 1970-1979 arasında terlettiği bordo mavili forma altında sayısız başarıya imza atan ‘Fırtına’ lakaplı Kemal Denizci, Hürriyet’e konuştu. Anılarından günümüz futboluna kadar pek çok konuda görüşlerini aldığımız Denizci, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fenerbahçe’ye transferinin nasıl gerçekleştiğini sorduğumuz Ali Kemal Denizci, dikkat çekici bir yanıt verdi...

‘ASLINDA GALATASARAY’LA ANLAŞMIŞTIM’

Söz konusu dönemde Galatasaray Teknik Direktörü Coşkun Özarı beni takımında istiyordu. Ben de onların yaptığı 5 milyon liralık transfer teklifine ‘Evet’ demiştim. Fenerbahçe’nin araya girmesini önlemek için beni İtalya’ya kaçırmak istediler.

- Ancak o günlerde eşim hamileydi ve İtalya’ya gitmek istemedim. Galatasaray’a, ‘Benim Fenerbahçe’ye gitmem mümkün değil. Size söz verdim asla dönmem. Buna hiç gerek yok’ dedim. Fenerbahçe, Yüksel Günay ile devreye girmiş ve Galatasaray’ın üç taksitte ödemeyi taahhüt ettiği 5 milyon lirayı, kulübüme peşin verip, işi bitirmiş. Benim dışımda gelişen bu olay nedeniyle mecburen Fenerbahçe’ye geldim.

/images/100/0x0/55eb2319f018fbb8f8ada1b2

‘FENERBAHÇE’Yİ SEVMEDİĞİMDEN DEĞİL’

o yıllarda da elbette ki Fenerbahçe Türkiye’nin en önde gelen kulübüydü ancak ben ağlayarak Trabzonspor’dan ayrıldıysam, bu Fenerbahçe’yi sevmediğim için değildi. Ben Trabzonspor’dan istemeden ayrıldığım için üzgündüm. O yıllarda sarı lacivertli kulübü gruplar yönetiyordu.

- Üç yıl Fenerbahçe’de oynadım ama her yıl kaçıp gitmek istedim. Beni hep ikna ettiler. En sonunda Rausch göreve geldi. Ona ‘Ben artık burada oynamam’ dedim. Ancak kendisi bana, ‘Türkiye’de tek futbolcu var o da sensin. Taraftar seni anlamıyor’ diyerek bırakmak istemedi. Rausch’u kandırmak için kendisiyle karşılıklı iki şişe viski içtim. Sabah ezanı okunurken pes etti ve bana, ‘Peki o zaman kardeşin Osman’ı getirirsen ancak o zaman gidebilirsin’ dedi. Ben de Osman’ı Rize’den alıp getirdim ve kaçtım.

3 kez ayağım kırıldı ama hiç pes etmedim

Çok hırçın bir futbolcu olarak tanındınız bunu nasıl yorumluyorsunuz?
- Hırçınlığım sadece hakemlere oldu. Yapı olarak haksızlığa dayanamadığım için hakemlerle yıldızım hiç barışmadı. Futbolcu arkadaşlarımla bir kez dahi ne kavgam ne tartışmam olmadı. Futbol yaşamım boyunca hiç rakibe sert girdim veya vurdum diye oyundan atılmadım. Ordu, Adana maçlarında ve futbola ilk başladığım yıllarda toplam üç kez ayağım kırıldı. O günlerde bile hiçbir arkadaşıma tek söz söylemedim.

Trabzon’un çöküşü ben gidince başladı

Trabzonspor'un en iyi dönemini yaşamış bir futbolcu olarak bu çöküş senelerini nasıl yorumluyorsunuz?
- 1979’dan bu güne pek çok hatalar yapıldı. Hatalar zinciri Trabzonspor’dan ayrılmamla başladı. Ben gitmek istemedim ancak takımın maddi sıkıntıları vardı bu nedenle satılmam gerekiyordu. Trabzon’un o yıllarda 5 milyon liralık borcu vardı ve beni satarak F.Bahçe’den 5 milyon lira alıp, borçtan kurtuldular. Benden sonra şampiyon olununca bir şımarıklık başladı ve Kadir, Cemil, Bekir, Serdar uzaklaştırıldı. Ve çöküş döneminin startı verildi.

Trabzonspor kulübesinde iki baş birden olmamalı

‘Ünal Hoca’yı kim getirdiyse getirmiştir ama ancak Şenol Güneş’e yardımcılık yapabilir. Ben futbolcu olsam, kafam karışırdı. Tam randıman veremezdim.’

Güneş teknik direktörlük görevindeyken, yanına Ünal Karaman’ın gelişini nasıl karşılıyorsunuz?
- Aynı kulübede iki baş olmaz, futbolcunun aklı karışır. Ben bugün oynasam ‘İki otoriteli düzen olur mu?’ der ve istedikleri randımanı veremezdim. Ya Şenol bir üst noktaya çıkıp farklı bir yönlendirici olmalı, ya da ‘Sen oradayken bu iş olmaz’ demeli.
- Ünal Hoca’yı kim getirdiyse getirmiştir ama ancak yardımcılık yapabilir. Ancak yardımcının işi bir yere kadardır ve görev tanımı farklıdır. Ama kulübede hocanın önüne geçip, farklı işler yapıldı mı futbolcu da olaya farklı şekilde bakar. Benim temennim Trabzonspor’u bizden birilerinin çalıştırması yönündedir. Şenol Hoca’dan daha iyisini zor buluruz.
- Ancak başarı da bu işin olmazsa olmazıdır. Başarısız olunursa, bu kim olursa olsun olumsuz etkiler. Tepkiler artınca özgüven kaybolabilir, artık yapmak istediğini de yapamaz hale gelinebilir. Bu kötü gidişat kesinlikle Şenol Hoca’yı olumsuz etkileyecektir. Taraftar onu sever, tutar ama yıpranınca sıkıntı doğurabilir.

Ben kalsam Sümer’in havası olmazdı

Siz ve sizden sonra takımla özdeşleşmiş oyuncuların gidiş nedeni neydi?
- Bizlerin gidişinin asıl nedeni o yılların teknik direktörleriydi. Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer emir eri, asker arıyordu. Sümer, Ali Kemal giderse ve takım şampiyon olursa aslan payı kendisine ait olacağını düşündü. İşte Özkan Sümer de buradan doğdu. Ben o takımda olsaydım ve Trabzonspor şampiyon olsaydı Özkan Sümer’in böyle havası olamayacaktı. Ama ne oldu? Günlük 1-2 başarı kazanıldı.

1461’e baksınlar

SİZCE Trabzon’a yeniden başarı gelebilir mi?
- Trabzonspor asla yabancıya dayalı başarıyı gerçekleştiremez. Bunu F.Bahçe ve G.Saray yapabilir. Trabzonspor aklını başına devşirmeli. Yoksa çöküş başlar.  ‘Alt yapılardan adam çıkmıyor’ deniliyor. 1461 takımı çok yetenekli değil ama aslanlar gibi oynuyor. Şu anki takımın hırsı azmi hiçbir şeyi yok. Artık takımın tamamını Trabzonlu yapmanın imkanı yok.
- Sağ bek, sol bek, stoper ve orta sahanın kesici futbolcusu gibi tamamlayıcı futbolcuların kesinlikle Trabzonlu olma zorunluluğu vardır. O çocuklar hırsla, istekle oynar, takımına daima sahip çıkar. Bana göre Trabzonspor Colman ve Adrian’ı tutup diğer yabancılarından bedava göndererek de olsa kurtulmak zorunda.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle