« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Karda da çölde de şampiyon

Dakar, bugün dünyanın en tehlikeli yasal spor organizasyonu. Bu yıl 27’ncisi düzenlenen bu büyük organizasyonu uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından biz de Otoyaşam olarak yakından takip ederek, şampiyon olan Mitsubishi Takımı’nın pilotu Luc Alphand ile görüşme fırsatı bulduk. 1997 yılında dünya kayak şampiyonu olduğunu söyleyen Alphand, motorsporları kariyerine ise 7 yıl önce başlamış. Alphand, "Kayak kariyerimde zirveye ulaştığım için motorsporlarını geçtim. Ama seçim yapmam gerekirse yine kayak derim" diye konuşuyor.

Aslan BATUR/DAKAR
SON GÜNCELLEME
Bu yıl 27’ncisi gerçekleştirilen Dakar Rallisi, dünyanın en tehlikeli yasal spor organizasyonu olma özelliğini taşıyor. 16 günde toplam 9 bin 43 kilometrelik yol kat edilerek Avrupa ve Afrika kıtaları arasında yapılan Dakar Rallisi’nde her yıl ortalama iki yarışçı ve birçok seyirci hayatını kaybediyor. Bu organizasyona her yıl çok sayıda araç katılırken, bunlardan birçoğu zorlu etapları geçemeyerek yarışları bırakmak zorunda kalıyor. Yarışın büyük bir bölümü çölde geçtiği için, sürücüler birçok zorluğun yanı sıra sıcak, karanlık ve soğukla da mücadele etmek zorundalar. Çöldeki etaplarda yaşanan kum fırtınaları da yarışçılar ve izleyiciler için de zor anlar yaşatabiliyor. Bütün bu problemlerin yanı sıra otomobiller de birbirleri ile yarışıyor. İşte bu noktada özellikleri iyi olan araçlar bir adım öne çıkıyor.
/images/100/0x0/55ea9ebff018fbb8f88be7a1
Otoyaşam olarak Dakar Rallisi’ni takip etmek üzere yola çıktığımızda, Dakar’a gidebilmek için birçok aktarma gerçekleştirmek zorunda kaldık. Önce İstanbul’dan Amsterdam’a, oradan da startın verildiği Lizbon’a uçtuk. Lizbon’daki birkaç saatlik beklemeyi şehir turu ile değerlendirdik. İstanbul’a benzer kalabalık bir trafiğe sahip olan Lizbon’da, bir tek korna sesi duymak neredeyse imkansız. Şehrin içinde otobüslerden başka büyük araç görmek mümkün değil. Sıkı emisyon kuralları sayesinde şehirde hava kirliliği en az seviyede. Bu şehir turunun ardından Dakar uçağına binerek Senegal’a doğru tekrar yola koyulduk. İstanbul’dan itibaren toplam 9 saatlik uçak yolculuğunun ardından nihayet Dakar’a vardık.

Havalimanına indiğiniz anda etrafınızı hediye satıcıları sarıyor. Her adımınızda yanına farklı bir satıcı yaklaşıyor ve gerçekten insanın sabrını zorluyorlar. Çünkü ’istemiyorum’ demenin hiçbir yararı olmuyor. Satıcıları da atlattıktan sonra okyanus kenarındaki otelimize doğru yola çıkıyoruz. Afrika’nın güneybatısında bulunan bu fakir ülke, ralli organizasyonu sayesinde yollara kavuşmuş. Şehir içindeki tüm oteller yarış nedeniyle dolu olduğu için biz de şehre 2 saat uzaklıktaki başka bir otelde konakladık.

OTOLAR BAKIMA GİRMİYOR

Ertesi gün sabah olup kahvaltıya geçtiğimizde yiyeceklerin büyük bir bölümünü meyveler oluşturuyordu. Tamamen doğal olan bu meyvelerin arasında mango ve ananas gibi tropik meyveler de bulunuyor. Senegal’ın en büyük geçim kaynağı balıkçılık. Bu nedenle öğle ve akşam yemeklerinde balık ağırlıklı yemekler sunuluyor. Türkiye’de büyükleri jumbo adıyla satılan karideslerin en az 2-3 katı boyutlardakileri açık büfede görünce insan biraz afallıyor. Çünkü bu kadar fakir bir ülkede bu tarz pahalı yemeklerin yeniyor olması gerçekten kafa karıştırıcı gibi geliyor, ama ülkenin okyanus kenarında olduğunu hatırlayınca bunun normal olduğu anlaşılıyor. 9 ay yaz ve 3 ay yağmurun görüldüğü Senegal’da kışın hava sıcaklığı ortalama 23 derece.

Ayrıca bu ülkede, yüksek vergiler nedeniyle 5 yaşından küçük otomobil almak lükse giriyor. Fakirlik yüzünden /images/100/0x0/55ea9ebff018fbb8f88be7a3otomobil servislerinin de bulunmadığı ülkede her bir otomobili yanarken veya bozulmuş bir halde yol kenarına terkedilmiş şekilde görebilirsiniz. Çünkü otomobiller hiç servise gitmeden dayanabildiği noktaya kadar kullanılıyor. Dakar’daki otobüsler ise gerçekten çok ilginç. Arka kapıdan binilen otobüslerde paranın verildiği kişi otobüsün içindeki bir kafeste oturuyor. Sürekli hırsızlık olayları yaşandığı için böyle bir önlem alınmış.

Ralliye gelirsek, bu yıl Dakar 188 otomobil, 240 motosiklet ve 80 yarış kamyonundan oluşan kayıt listesiyle bir rekora imza attı. 31 Aralık 2005 tarihinde Portekiz Lizbon’dan start alan yarışın toplam etap uzunluğu 9 bin 43 kilometre olarak belirlenmişti. Ekipler Portekiz, İspanya, Fas, Moritanya, Mali ve Guinea-Bissau rotasını izleyerek Senegal’ın başkenti Dakar’daki finişe 15 Ocak 2006’da ulaştı. Yarışın değerlendirmeye tabi tutulan 15 etabının uzunluğu 4 bin 813 kilometreyken, Oritanya/Nouackhott’taki boş gün ekiplerin dinlenebileceği tek gün oldu.

1979’DAKİ KİTAPÇIKLARA BAKILDI

Hızı azaltabilmek için yarış komitesi uydu bağlantılı navigasyon kullanımını yasakladı. Bu yüzden ekipler doğru rotaları, 1979’daki ilk Dakar Rallisi’ndeki rota kitapçıklarına bakarak bulmak zorunda kaldı. Çölde navigasyon sistemine sahip olmadan yarışçılar bu kez geçtiğimiz yılların aksine oldukça zor anlar geçirmiş oldu.

Uzun zamandır Dakar Rallisi’nin en büyük hakimi olan Mitsubishi Takımı bu yılı da ilk sırada tamamlamanın keyfini yaşadı. Dakar Rallisi’nde 4.0 litre V6 motorun görev yaptığı Mitsubishi Pajero Evolution (270 beygir güç/429 Nm tork) ile start alan takımın yüzünü güldüren pilot ise Luc Alphand oldu. Gerçi yarış öncesinde 1991, 1992, 1993, /images/100/0x0/55ea9ebff018fbb8f88be7a51995, 1997, 1998 yıllarında motosikletle ve 2004, 2005 yıllarında otomobille birinciliği elde eden Stephane Peterhansel en önemli favori olarak gösteriliyordu. Ancak son iki yıldır Mitsubishi ile rakiplerini geride bırakan Peterhansel bu kez şansızlıklara yenilerek yarışı dördüncü sırada tamamlayabildi. Eski bir kayakçı olan ve 1997’de Alp disiplininde dünya şampiyonluğunu kazanan Luc Alphand, başarılı performansını yarışın sonuna kadar sürdürdü ve Mitsubishi Takımı’na altıncı kez arka arkaya kazanmanın keyfini yaşatmış oldu. Mitsubishi Takımı’na üçüncülüğü kazandıran isim ise Nani Roma oldu.

Yine kaza oldu yine hayatlar kaybedildi

Dakar Rallisi bu yılda kazalarla oldukça fazla bir şekilde gündeme geldi. Bugüne kadar birçok kişinin hayatını kaybettiği Dakar Rallisi’nde Avustralyalı motosikletçi Andy Caldecott’un yanı sıra iki çocuk seyirci de hayatını kaybetti. Bu ölümlü kazaların yanında birçok yarışçı da yaralandı. Hatta favorilerden birçoğu, yarışı yaralı oldukları halde tamamlamak için büyük çaba harcadı. Yarışın son günündeki seyirci etabı ise, çocuk seyirciler hayatını kaybettiği için zaman tutulmadan geçildi.

Şampiyonluğunu süspansiyona bağladı

Bu yılın Lizbon-Dakar Rallisi şampiyonu Luc Alphand ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, araçta en önemli noktanın süspansiyon sistemi olduğunu öğrendik. Mitsubishi Pajero Evo’nun pilotu Alphand, çok başarılı bir şekilde ayarlanmış süspansiyon sistemi sayesinde kendisinin ve diğer takım arkadaşlarının başarılı olduğunu söyledi.

7 yıl gibi kısa bir süre önce motorsporlarına başladığını belirten Alphand, şampiyonluk için çok mutlu olduğunu da sözlerine ekledi. Alphand’a motorsporlarına başlamadan önce hangi spor dalı ile ilgilendiğin sorduğumuzda ise aldığımız cevap hayli ilginçti. Profesyonel bir kayakçı olduğunu anlatan Alphand, "1997 yılında kayak kariyerimde zirve noktaya ulaştım. Çünkü o yıl Dünya Kayak Şampiyonluğu unvanını kazandım" dedi. Kayak ile motorsporları arasında bir seçim yapması gerekirse tercihinin ne olacağını sorduğumuz Alphand, kesinlikle oyunu kayaktan yana kullanacağını belirterek, şöyle konuştu: "Kayak benim için gerçekten bir tutku. O dönem yaşadığım şampiyonluğun da bunda çok etkisi oldu. Kayak yaparken büyük keyif duymama rağmen motorsporlarından da büyük haz alıyorum. Yarıştığım takım gerçekten çok tecrübeli ve takımla birlikte otomobili geliştirmek gerçekten çok zevkli."

Peterhansel’in co-pilotu olduk

Şampiyon takım Mitsubishi, Pajero Evo’ların yeteneklerini basına göstermek için bir parkur hazırlardı. Biz de Dakar’ın en önemli turistik yerlerinden birisi olan Lake Pink’in yanında hazırlanan parkurda, çamur, kum ve kayalık yüzeylerde aracın nasıl farklı özellikler gösterdiğini co-pilot koltuğuna oturarak görme imkanı bulduk. Geçen yılın şampiyon pilotu Stephane Peterhansel’in yanına oturup 6 noktalı emniyet kemerimi bağladığımda kendimi resmen aracın bir parçası gibi hissetim. Çünkü hareket etmek olanaksızdı. Peterhansel’in pilotajı ile parkurda yol alırken birçok çukurun ve çamur havuzunun içinden geçtik. Parkurun son noktasında ise bir rampa bulunuyordu. Bütün engeller bittikten sonra araç büyük bir ivme ile rampaya doğru yöneldi. Rampanın tam üzerindeyken kadrana baktığımda hız göstergesi 151 kilometreyi gösteriyordu!

Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler