Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Karayılan meselesinde aslında ne oldu

    Metehan DEMİR
    12 Ekim 2011 - 00:00Son Güncelleme : 12 Ekim 2011 - 00:00

    PKK’nın elebaşlarından Murat Karayılan’ın İran tarafından yakalanıp sonrasında serbest kalıp kalmadığı bir muamma olarak en önemli şehir efsanesi haline geldi.

    Ağustostan bu yana esrarengiz süreç bir türlü bitmiyor. Başkentte dün de Karayılan’ın İran tarafından yakalandığı ancak pazarlıkta anlaşılamayınca serbest bırakıldığı haberi yeni heyecan dalgası yarattı.

    Siyasiler ise temkinliydi. Hatta, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Meclis’teki ilk açıklaması teyit gibi anlaşılınca hemen düzeltme ihtiyacı duydu. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, iddia için, “Vakti geldiğinde açıklarız” derken, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ise çok daha tedbirliydi: “İstihbarat birimleri açıklamadan inanmamak, temkinli yaklaşmak lazım.”

    Haberin dün yer aldığı gazetedeki imza başkentteki kritik noktalara teyit ettirmeden kolay kolay yazmayan değerli bir arkadaşımıza ait. O da her ne kadar “Bilgilere kesin doğru demek zor” diyerek marj bıraksa da, yazısını dikkate almak durumundayız. Ama işte tam bu noktada çok daha kafa karıştıran bir tablo ile karşılaşıyoruz. O da iddiaların tam tersi bir durumun daha varlığı. Daha da ilginci, bu tez de başkentin bu konuda en çok dikkate alınması gereken isimlerinden birine ait. Çünkü, anlattıkları olaya yepyeni bir boyut getiriyor. Herkes birbirine, “Durum bildiğin gibi değil. Sen beni dinle’ dese de bakın bu işin en önemli noktasındaki bir isim ne anlatıyor. Dikkat almakta fayda var: “Evet doğrudur. Ankara’da MİT dahil merkezi istihbarat noktalarına Karayılan’ın İran tarafında izlendiği ve sonrasında yakalandığı haberi geldi.

    İranlı gazeteci

    Hem de, 8-10 Ağustos gibi geldi. Bilgi Kuzey Irak’taki yerel kaynaklardan da ulaştı. Ama, konu ardından çift taraflı olarak araştırıldı. Ancak doğru olmadığı, telsiz kesmelerinden de Karayılan’ın hareket halinde serbest bulunduğu tespit edildi. Konu kapandı sandık. Bu sırada Türkiye’de TV’de yaklaşık 5-6 gün sonra flaş olarak verildi. Ama burada hükümetin devletin herhangi bir biriminin bilgilendirmesi söz konusu değil. Ama araştırdık, haber yine bize ilk bilgiyi geçen benzer kaynaklara yakın yerlerden gelmiş.”

    Asıl karmaşa bundan sonra ortaya çıktı. Çünkü, o gün TV’yi izleyen bir İranlı gazeteci kıt Türkçesi ile not alıp, konuyu o sırada ulaşılabilen ülkenin Güvenlik ve Dışişleri Komisyonu Başkanı Alaaddin Brucerdi’ye sorduruyor. O da yanlış anlaşılmalarla dolu soruya, iki numaranın Türkiye için ne anlama geldiği bilmeyen bir genel yanıt veriyor. Zaten, dikkat edilirse, bu ismin haricinde İran’da başka bir isimden doğru dürüst bir açıklama gelmedi. Ankara da sordu ve araştırdı. Konu tam kapandı derken, Anadolu Ajansı olayın ardından birkaç gün sonra bir daha aynı ‘Karayılan yakalandı’ iddiasını haber olarak geçti. O da, Kuzey Irak’tan aldığı güvenilir bilgilere dayandırdı diye duyduk. Bu haberi Ankara’da hiçbir resmi kurum ve şahıs teyit etmese de, devletin resmi ajansı olduğu için işler devlet eli var diye daha da karıştı. Ama şunu söyleyeyim; En başından beri MİT veya diğer istihbarat kurumlarından böyle bir bilgi geçmiyor.”

    PKK telsizindeki cümle

    Sürecin en ilginç ve trajikomik tarafı ise PKK’nın telsiz trafiğinin izlendiği o günlerde şöyle bir konuşmanın saptanması: “TC Devleti, Karayılan’ı ortaya çıkarıp, tepesine binmek için ‘Hayır yakalanmadım’ diye gaza getirmeye çalışıyor. Aman dikkat oyuna gelmeyelim”.

    Bu konuşmaya bakınca insanın aklına, “Biz burada ne iddialar içindeyiz, terör örgütündeki durum ne” diye geliyor.  Sonuçta, herkes kendi iddiasında iddialı.  Bu iş daha çok su götürür.

     Hatta tüm sürece bakınca, Ankara’da kendisine mikrofon tutulan herkesin konuyu ne kadar bildiği veya İran’ın da gerçekten Karayılan’ı yakalayıp yakalamadığı konusunda başkente doğru bilginin de akıp akmadığı üzerinde insan gerçekten şüpheye kapılıyor.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı