Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Karamsarlık korkaklıktır

    Hürriyet Haber
    01.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:



    <ı>Faruk BİLDİRİCİ

    ODTÜ'den dışarı çıkmayan felsefeci Teo Grünberg hoca Felsefe profesörü Teo Grünberg, Prof. Dr. İonna Kuçuradi ile birlikte felsefenin önemli isimlerinden biri. Türkiye'de modern mantık derslerini başlatan, kurumsallaşmasını sağlayan, bu nedenle TÜBA Hizmet Ödülü alan Grünberg, kendine özgü biri. Alman kökenli, Musevi bir ailenin çocuğu olan Grünberg, ODTÜ'nün simgesi durumunda. En son dokuz yıl önce oğlunun nikahı için İstanbul'a giden Grünberg, ODTÜ'den hemen hiç çıkmıyor, seyahati sevmiyor. Eşi Raşel de, derslerine bile giren en büyük yardımcısı. 74 yaşında yaşındaki Grünberg üç ciltlik ‘‘Sembolik Mantık El Kitabı’’nı yeni yayımladı.

    Hatada ısrar eden dinOzordur

    Bir söyleşinizde, ‘İnsan bir düşünceye ne kadar inanırsa inansın yanlış olabileceğini aklından çıkarmamalı’ diyorsunuz. Bu yaklaşımınız Türkiye'deki genel eğilimlere epeyce ters değil mi?

    - İşte herkes felsefeyi böyle anlamıyor. Felsefeyi eleştirel düşünce ile adeta özdeşleştiriyorlar. Dogmatik felsefeden yana olanlar benden uzaktırlar, onlarla alışverişim yoktur. Felsefe, insanın devamlı hatalar yapabileceğini, yanılgılara düşebileceğini gözönünde tutarak bunlardan kurtulmanın yolunu araştıran bir çabadır. Üstelik insanlar aslında hatalarından öğrenirler. Hata yapmazsak ilerleme olmaz. Hatalardan korkmamak lazım. Ama hatalarda ısrar edersek kötü tabii. Kötü olan hataya düşmek değil hatada ısrar etmek.

    BEN DEĞİŞİMİ SAVUNUYORUM

    Her olaya böylesine geniş bir hoşgörüyle bakabiliyor musunuz?

    - Ben günlük yaşamımda bunu uyguladım. Muhakkak hatalarım oluyor ama farkına vardığım anda düzeltiyorum. Felsefenin bir nevi ana görevi budur. Felsefe bütün insan uğraşılarında hata öğelerini araştırıp bu disiplinleri bu hata ögelerinden arındırma çabasıdır. İşte bu da eleştirel düşünmedir; yapıcı eleştiridir.

    İnsan, fikirlerini değiştirmeli mi? Yoksa istikrarlı biçimde aynı fikirleri mi savunmalı? Ne dersiniz?

    - Ben değişimi savunuyorum. Dünyanın en büyük bilim adamlarının, düşünür ve felsefecilerin ömürlerinde çalışma yaşamlarında ayrı ayrı dönemler olduğunu, sürekli olarak değiştiklerini görüyorum.

    EINSTEIN BİLE HATA YAPTI

    Türkiye'de iki kavram var; dinozorluk ve döneklik. Her iki kavramı da farklı kesimler yüceltiyor. Sizce bu kavramlar doğru kullanılıyor mu?

    - Değiştirmek zorunluluğu yoktur. Sırf değiştirmek için değiştirmek anlamsızdır. Ama niye değiştiriyor? İşte hatadan dolayı. En büyük dahiler bile hata işliyor. Einstein son döneminde başarısız çalışmalar yapmış. En büyük dahilerin de hataları olabiliyor. Ama bu hatalar ortaya çıktığında ‘Ben yaptım öyle kalacak’ derse işte o kötü. O zaman dinozorlaşmış olur. Ben bu yaşta bile hálá hatalarımı görünce kendimi değiştiriyorum.

    Kendinizden, bu değiştirme uğraşından hoşnut musunuz?

    - Çok. Ama moda diye sırf vitrin değiştirir gibi değiştirmek de hatadır. Önemli olan vitrini değil özünü değiştirmektir.

    Felsefeye ilginiz nasıl başladı?

    - 1950'de kimya mühendisliğinden mezun oldum. Ondan sonra babamın işlerinde ona yardımcı oldum ama istemeye istemeye. Bu arada çeşitli bilim dallarında kendi kendimi yetiştirdim, onların arasında felsefe ve mantık da vardı. Dedem Marcus da Bonn Üniversitesi’nde felsefe profesörüydü. Şimdi oğlum da felsefeci.

    Peki babanız?

    -Babam felsefeci değildi, ticaretle uğraşıyordu. Türkiye'de doğmuştu.

    Nasıl oldu da felsefe dersleri vermeye başladınız?

    - 10 sene benim için boşa geçti. Nihayet hayatıma yeni yön veren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden Doçent Hüseyin Batuhan ile tanışmam oldu. ‘Sizin gibi kendi kendini bu alanda yetiştiren bir kimse bizim bölümde ders vermeli’ dedi. Ben de sevindim ticaret ile ilgimi kestim. Uzman olarak ders vermeye başladım.

    ODTÜ FİLDİŞİ KULE DEĞİL

    Sizden önce modern mantık dersleri veriliyor muydu?

    - Daha önce Atatürk'ün Almanya'dan getirdiği 50 bilim adamından biri olan Prof. Hans Reichenbach, bu dersi okutmuş. Ben bu dersi aynı bölümde 1960'da tekrar vermeye başladım.

    Ders kitaplarını da siz mi hazırladınız?

    - Evet. Bütün liselerde, üniversitelerde benim yazdığım kitaplar okutuluyor. 10 sene boyunca lise öğretmenlerine özel yaz kursları verdim.

    Size modern mantık derslerinin kurucusu diyebilir miyiz?

    - TÜBA'dan ‘‘modern mantık dalının kurumsallaşması’’na katkılarım nedeniyle hizmet ödülü aldım. Şimdi Türkiye'nin her köşesinde benim yetiştirdiğim onlarca yüzlerce insan bu dersi okutuyor.

    İstanbul Üniversitesi'nden ne zaman ayrılıp ODTÜ'ye geldiniz?

    - 1960-66'da İstanbul'da çalıştım. Ondan sonra ODTÜ'ye geldim, geliş o geliş, bir daha dönmedim. Bilkent’te, en çok Ankara Üniversitesi DCTF'de ders verdim. Ama asıl üniversitem ODTÜ'ydü. ODTÜ Felsefe Bölümü’nü ben kurdum, kurucu başkanı oldum. 1994'te yaş haddinden emekli oldum. Ama Allah'a çok şükür sevgili üniversitem ODTÜ'de hálá ders veriyorum.

    ODTÜ'nün simge isimlerinden biri olmuşsunuz. ODTÜ dışında özel yaşamınızın renklerini sorabilir miyim?

    - Özel yaşamım, özel olmayan kamusal yaşamımdan ayrılmaz. Ayırmam ben iki hayatımı. Eşim Raşel de yardımcımdır, kitaplarımın provalarını okur, tashihlerini yapar. İmtihan kağıtlarını okumama yardım eder. Bazen dinleyici olarak derslerime gelirdi. Hatta bölümü yeni kurduğumuz zaman sekreterimiz yoktu, eşim fahri sekreter oldu.

    Sürekli kampüste mi yaşıyorsunuz?

    - Ancak mecbur olunca doktor kontrolü için. Çok şükür şimdi ODTÜ'de güzel bir sağlık merkezi var. Artık oraya gidiyoruz. Beş yıl ODTÜ lojmanlarında oturdum. 25 yıldan beri de ODTÜ'nün bitişiğinde ODTÜ sitesinde oturuyorum. Bütün alışverişimi burada yapıyorum.

    Bu kadar steril bir ortamda yaşamak sizi Türkiye'den koparmıyor mu?

    - Burası bir fildişi kule değil. ODTÜ'yü bir nevi Türkiye'nin özeti gibi görüyorum. Anadolu'nun her köşesinden gençler ODTÜ'ye geliyor, burada kalmakla yurdu dolaşmış olduğuma inanıyorum. Pek seyahat sevmem. İstanbul'a oğlumun nikahına gitmiştim. Demek ki dokuz sene olmuş. Uçağa bindim ama pek sevmem, fobim var.

    İonna Kuçuradi, dünyanın çeşitli ülkelerinde düzenlenen felsefe kongrelerine katılıyor. Siz uçak korkusundan mı gidemiyorsunuz?

    - Evet o gidiyor. İonna Hanım’la aynı dönemde İstanbul Üniversitesi'nde kariyere başladık. O, Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu, ben de ODTÜ felsefeyi kurdum.

    İonna Kuçuradi ile Türkiye'de felsefenin iki önemli ismisiniz. Ancak farklı alanlarda yoğunlaşmışsınız.

    - Evet o insan hakları konusunda yoğunlaştı. Benim alanım fen bilimlerinin felsefesi ve mantık. Felsefenin iki ayrı, hatta zıt kutbundayız.

    Felsefe, son 40 yıl içinde Türkiye'de nasıl bir noktaya geldi?

    - Çok büyük ilerleme oldu. Kaldı ki Türkiye'de felsefe hiçbir zaman ihmal edilmemiş. Osmanlı zamanı da felsefeye önem veriliyordu, mantık okutuluyordu. Türkiye'de felsefenin temeli güçlü.

    Türkiye'nin geleceğinden umutlu musunuz?

    - Genel bir umutsuzluk, karamsarlık ile karşılaşıyorum. Bunu kınıyorum, yanlıştır, bozgunculuktur. Umutsuzluğa kapılmak insanlığa sığmaz. Karamsarlık korkaklıktır. Gemi nasıl olsa batacak diye kendimizi bırakırsak gemi mutlaka batar ve biz de ölürüz. Ama tehlike karşısında çaba sarfadersek gemiyi de, kendimizi de kurtarabiliriz.

    Aynı karamsarlığı öğrencilerde de gözlüyor musunuz?

    - Hiç olmazsa benim gördüğüm gençlerde karamsarlık yok. Eyvahhh yandık bittik diye karamsarlık edebiyatı yaparsak hakikaten batarız.

    Bir yandan da herşeyin kötü gittiğini kabul ediyorsunuz...

    -Ama göreli. Yani ben daha kötüsünü de gördüm.

    FELSEFE HAYATIN PUSULASIDIR

    Daha kötü ne olabilir ki?

    - Savaş yıllarını gördüm. Bir yerde duydum, İsmet Paşa'nın cebinde küçük ajanda varmış. Ünivesite mezunlarının komple listesini gerektiğinde görevlendirmek için cebinde tutuyormuş. Şimdi binlerce mezunumuz var. Bir ilerleme yok dersek kendimize haksızlık etmiş oluruz. Her şey güllük gülistanlık dersek de yanlış olur. İkisi de aynı derecede sonumuzu getirir.

    Gençlere felsefeyi sevdirmek için ne yapmak gerekli?

    - Felsefeyi sevdirmek hocasına bağlı. Ben sevdirdim. Atatürk, ‘Akıl ve mantıkla çözülmeyecek mesele yoktur’ der, felsefenin bir tanımı da akıl ve mantığa dayanarak her türlü sorunu çözmenin yollarını araştırmak. Onun için felsefenin belli bir konusu yoktur. Felsefeyi yaşamın bütün alanlarına uygulama olanağı vardır.

    Felsefeyi, yaşam rehberi ya da bir yaşam boyu yol gösterecek bir pusula olarak görüyorsunuz anlaşılan.

    - Sürekli yolumuzu yitirme tehlikesi karşısında bir pusulaya gereksinmemiz vardır, bu pusula mantık ve felsefedir.

    Okullarda felsefeye önem verilmesinin ne gibi yararları olur?

    - Kusurlarımızdan biri yüzeyde kalmak, derinliğe inmemek. Felsefede, eleştirel düşünme dışında bir de temellendirmek önemlidir. Felsefe herşeyin temeline inmeyi gerektirir, işi budur. Lise ve üniversitelerde felsefe ve mantığa önem verilmesi, bütün dalları olumlu etkiler, yüzeyselliğin aşılmasına katkıda bulunur.

    TÜKÜRDÜĞÜMÜ YALAMASINI BİLİRİM

    Bir meziyetim varsa eleştiriye açık olmaktır. Yani tükürdüğümü yalamasını bilirim. Ben böyle inatçı değilim. Öğrenciler hata bulunca bazı hocalar üzülür. Ben ise coşarım, çok sevinirim, ‘Demek ki öğrencilerimi iyi işledim’ derim. Hatamı bulan öğrencimi kutlarım. Devamlı olarak uyarırırım, beni denetlemelerini isterim.

    ODTÜ’DEKİ MC DONALD’S EYLEMİ

    Eylemi sigara üreticilerine karşı yapsalardı daha yararlı olurdu. Peki neden kolaya karşı eylem yapmadılar? Halbuki o da zararlı. Bu gibi eylemler objektif olarak sağlığa zararlıysa yapılmalı. Ayrıca bir eylemin çok iyi gerekçelendirilmesi lazım...

    Ben Türkiye'de doğdum. Almanca benim için İngilizce ve Fransızca öğrenmek gibiydi. Annem, babam da Türkiye vatandaşıydı.Düzenli yaşarım. Her sabah yedide kalkar, kahvaltımı yaparım. Yemeklerimi sabit saatlerde alırım. 12.30'da öğle yemeği, 16.00'da ikindi kahvaltısı, 19.30'de akşam yemeği yerim. 22.30'da da yatarım.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı