Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Karadeniz insanının gönlü inanılmaz kırgın

Tufan TÜRENÇ

Dışişleri eski bakanlarından rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil, yakınlarına sık sık şöyle dert yanardı:

‘‘Hiçbir görevimden şöyle ağız tadıyla, çalışma arkadaşlarımla vedalaşarak ayrılamadım. Ya apar topar yeni görev yerine koşmak zorunda kaldım, ya da ihtilallerle başım belaya girdi.’’

Oysa hep bir kokteyl yapmayı, dostuna düşmanına veda etmeyi, herkesle helalleşerek uygarca görevi bırakmayı arzularmış, ama yaşamı boyunca bu kendisine bir kez bile nasip olmamış.

Bu duygularını her dile getirişinden sonra mutlaka iç geçirir ve ‘‘Bunun ıstırabını yüreğimde hep duymuşumdur’’ derdi.

Biz gazetecilerin de sıkıntısıdır bu. Bir yere ağız tadıyla gidemeyiz.

Tatilde, eğlencede, gezilerde hep yüreğimiz ağzımızdadır.

Ya büyük bir olay patlar, ya yazı, ya da haber peşinde koşarız.

Hiç unutmam, 1974 yılında, uzun zamandır izin yapmayan bir arkadaşımızı tatile gitmesi için zorladık ve Ege'de bir kıyı kasabasına gönderdik.

Her gün gazeteyi arıyordu. Bir gün sabrım taştı, çıkıştım:

‘‘Ne arayıp duruyorsun. Sen tatilini yap. Kafanı buralardan uzak tut. Şimdi santrala bir daha telefonlarını bağlamamalarını tenbih edeceğim.’’

Ondan sonra aramadı. Ama aksilik bu ya, üç gün sonra Kıbrıs çıkarması olmaz mı?..

Tabii, bizimkinden zırt telefon. Canhıraş bir sesle ‘‘Hemen dönüyorum’’ dedi.

Tatilini bitirmesine üç beş gün kalmıştı. Kendisini güçlükle dönmemeye razı ettik. Ama tatil burnundan geldi.

* * *

Geçtiğimiz hafta iki günlüğüne Karadeniz'e gittim. Yine ateş alır gibi bir gidiş geliş oldu.

Şöyle ağız tadıyla dünyanın cenneti olan kıyıları dolaşamadık. Güzellikleri doya doya seyredemedik.

Arkadaşların, dostların hepsi söylendi durdu:

‘‘Yahu kardeşim, Allah aşkına bir kere de rahat bir zamanında gel şuraya...’’

Gazetecinin rahat zamanı olmayacağını, mesleğin koşullarını benim değiştirmemin olanaksızlığını onlara anlatamadım...

Neyse... Kısa sürede de olsa, Karadeniz'in kaçıncı kez tanık olduğumuz sorunlarını dile getirmeye çalışalım.

Şile'den başlayıp Gürcistan sınırına kadar uzanan, belki de dünyanın bu en güzel kıyıları o kadar ihmal edilmiş ki...

Devlet baba, Karadeniz'e hak ettiğini hiçbir zaman vermemiş.

Karadeniz yoksul... İnsanlar gönülden kırgın...

Yerleşim birimleri bakımsız. Ne sanayi var, ne turizm, ne de tarım...

Tek gelir kaynağı fındık ile çay.

İşsizlik büyük boyutlarda. Arazi o kadar dik ki, Karadeniz insanı ekmeğini bu hırçın doğanın bağrından söküp almak için insanüstü bir mücadele veriyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, nedendir anlaşılmaz, ülkesine bağlı bu güzel, mert insanlara öylesine ağır bir yaşam faturası ödetiyor ki...

* * *

Karadeniz'in büyük sorunlarından biri de hiç kuşkusuz ulaşım.

Bölge bugün nefes alamaz durumda.

Dünya cenneti bu kıyıları dünyaya sadece iki şeritli bir yol bağlıyor.

Trafik her geçen gün daha çekilmez bir işkence halini alıyor.

Zaman zaman kilometrelerce uzayan konvoylar oluşuyor.

Sık sık meydana gelen heyelanlar ise işin cabası... O zaman bölgenin tek nefes borusu da tıkanıyor.

Yıllardan beri hiçbir hükümet bu soruna eğilmemiş. Şimdi Trabzon-Samsun arasında yol genişletme çalışmaları başlamış.

Ama bu derdin bitmesi sanırım yıllar alacak. Oysa Karadeniz'in artık sabredecek gücü kalmamış.

Koşullar bu kadar ağır, sorunlar bu kadar can alıcıyken bir de bu bölgeye devletin gönderdiği paraları fazla bulanlar var.

Bu haksız ve insafsız eleştiriler, Karadeniz insanının zaten kırgın olan yüreğini bir kez daha yaralıyor.

X