Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Karadeniz’in selle imtihanı böyle bitmez

Lütfen herkes kolunu kaldırıp gözlerini kapatarak parmağıyla kuzeyi göstersin! Bunu bir toplantıda yaparsanız herkesin kendine göre çok farklı yönler gösterdiğini görürsünüz. Kişilerin yerine kurum, kuruluş ve bürokratları koyup aynı soruyu sorun yine herkesin kendine göre bir kuzeyi olduğunu görürsünüz. Çünkü insanlarımız pusula kullanmadan yön gösterme gibi cesareti ve yeteneği var!

Biz de bu cesaret varken, yani bir şey yaparken, bir şeye karar verirken geçerli yöntem, yol yordam nedir demeden ezberimize uygun hareket edip dururuz. 10-11 Şubat’ta Trabzon’da düzenlen heyelan ve sel sempozyumunda da aynı şeyi hissettim. Yıllardır sürüp giden sel ve heyelan problemi için devlet tüm kaynaklarını seferber etmiş fakat yanlış uygulamalarda hâlâ ısrar eden, olaya 50 yıl geriden bakan kurum ve kuruluşlar da var.
Ayrıca şunu fark ettim, her yıkımdan sonra o bölgeye büyük yatırımlar yapılıyor; “durup duruken” yapılamayan kentsel dönüşüm için önemli adımlar atılıyor. “Risk”, Arapçadaki “rızık” kelimesinden türetilmiş. Yani her risk, beraberinde fırsatlar da içeriyor. Fakat biz bu fırsatları ancak risk gerçekleşip afete dönüştüğü zaman kullanabiliyoruz. Bu durumda da “yıkım ve yara sarma sarmalı”nı kırmamız çok zor.
Dikkatimi çeken başka bir nokta ise “Oraya ev yapılmasın, buraya bina yapılmasın” şeklindeki önerilerdi. Bu bölgede de insanların barınmaya, yani eve ve işyerine ihtiyacı var. Doğu Karadeniz’e benzer gelişmiş ülkelerde de yıllardır bu tür problemler yaşanıyor. Sonuç olarak bilim ve teknoloji, dere yatağında değil ama sel yatağında nasıl bina yapılacağının kurallarını ortaya koymuş. Neden, merak edip başkalarının acılarından ve iyi örneklerden ders almak istemeyiz acaba?

METEOROLOJİ PERSONELİNİN HAVACILIK TAZMİNATI SORUNU

“Yoklukta eşitlik” anlayışı ve uygulamalarını hiç sevmem. Böyle bir uygulama havalimanı ve meydanlarında çalışan meteorologlara uygulanıyor. Türkiye 1989’da Euorcontrol Teşkilatı’na üye olmuştu. Türkiye hava sahası üzerinden yapılan direkt uçuş yol ücreti Türkiye’ye Eurocontrol aracılığıyla ödenmekte. Ödenen bu paradan DHMİ çalışanlarına yüzde 600-1000 tazminat verilirken meydan meteoroloji çalışanlarına yüzde 300 bile fazla görülmekte. Halbuki Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nde de direkt uçuşa 24/7 esası ile hizmet veren personel çalışmakta. Ne yazık ki Maliye Bakanlığı bürokratları DHMİ Genel Müdürlüğü’nün ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Eurocontrol Teşkilatı’na üye olmasının mantığını anlayamadıkları için meydan meteoroloji çalışanlarına hakkı olan havacılık tazminatı bir türlü ödenmiyor.
Meteoroloji ofislerinde gece-gündüz nöbet tutan meteorologlar her zaman söylendiği gibi teşkilatın “temel taşları”dır!  Şimdi gerçekten “taş kesilmiş” TBMM’de ele alınan Torba Yasa’yı izleyip “Havacılık tazminatı ödemesi inşallah bu yasa içinde çıkar ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü personeli de bu ödemeden faydalanır” diye dua ediyorlar! Ne Maliye’ye ne de teşkilata herhangi bir yük getirmeyen, tümüyle Eurocontrol tarafından karşılanan bu tazminatın neden kesildiğini anlamak gerçekten mümkün değil.
“Eşit işe eşit ödeme” diyerek “yoklukta eşitlik” sağlayıp haksızlık ve kırgınlık oluşturulmamalı. Aynı şube, daire, kurum ya da bakanlıkta hem yapılan işler, hem onların zorlukları, hem de nimetlerinin farklı olması normaldir. Yoksa rekabet ve kalite başka nasıl elde edilebilir ki! Hak edenlerin, hakkını artık verebildiğimiz kadar verelim lütfen!


 

X