Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kapının önündeki kanı yıkarız gider

Bundan 17 yıl evvel rastladığım o köpek şimdi yanımda olsa, apartmanların pencerelerine bakacağız birlikte. Ne kadar yüksek o kadar iyi. Temizlikte birinciliği kimselere bırakmayan kadınlarımızın pırıl pırıl evlerinin pırıl pırıl pencerelerine...

Yanlış hatırlamıyorsam 1995’te düzenlenen İstanbul Bienali’nde gördüm o işi. İngiliz bir sanatçıya aitti. Bembeyaz bir oda, ama duvarlar kan içinde; sanırsınız birkaç dakika evvel burada bir kıyım yapılmış. Ve odanın ortasında bir köpek; o da bembeyaz. Üzerine tek bir damla kan bulaşmamış. Bir terrier ya da collie olmalı (maket). Meraklı gözlerini duvarlardan birine dikmiş, öyle duruyor odanın ortasında.
Elbette enstalasyona bakar bakmaz başımı sallayarak, “Evet evet, sanatçı çok haklı. Ne parlak bir fikir, ne güçlü bir ifade” demedim. Zaten bienalde sık başınıza gelen bir durum değildir bu. Çarpılmıştım ama çalışmanın ne anlattığına dair en ufak bir fikrim yoktu.
Kataloğa bakınca, bugün dahi unutmadığım o iş, kocaman bir anlam kazandı. Sanatçı, hayvan hakları, hayvan sevgisi denince birinciliği kimselere kaptırmayan ülkesinin, kendi toprakları dışında dünyanın dört bir yanında neden olduğu acılara, döktüğü kana, yaptığı kıyımlara gönderme yapıyordu. Köpekle birlikte bir süre daha baktık kan içindeki duvarlara.

BU KEZ CAMLARA BAKIYOR KÖPEK

O günden sonra sık sık aklıma geldi bu enstalasyon. Nasıl gelmesin ki zaten, doğma büyüme dünyalıyız. “İkiyüzlülük mü, tarih kitaplarında adına rastladığımı hatırlıyorum ama bu coğrafyada kendisiyle hiç karşılaşmadık” diyecek halimiz yok.
 Şimdi o köpek yanımda olsa, apartmanların pencerelerine bakacağız birlikte. Ne kadar yüksek o kadar iyi. Bu kez temizlikte birinciliği kimselere bırakmayan kadınlarımızın tertemiz evlerinin pırıl pırıl pencerelerine bakacağız. Tek başına bakmaya cesaret edilecek gibi değil zira. Bir yükseklik korkusu, bir yürek çarpıntısı.
Haftanın her günü, başka başka pencerelerde akrobasi gösterileri yapılıyor. Ev temizliğiyle geçinen kadınlar, kaçıncı katta olduğuna bakmadan, sağlam olup olmadığını bilmeden, hiçbir güvenlik önlemi olmadan pencerelerin pervazına çıkıyor. Camlar pırıl pırıl olsun diye.
Sigortaları olmadığı için elimizde sağlam bir rakam yok ama yılda 50 kadar kadının o camlardan düşüp öldüğü tahmin ediliyor. En son Pakize Akçam, 7 Temmuz’da Adana’da, çalıştığı evin camını silerken sekizinci kattan düştü. 31 yaşındaydı Pakize, olay yerinde öldü.
Geçen sene İstanbul’da aynı şekilde hayatını kaybeden Fatıma Aldal’ın davası hâlâ sürüyor. İş müfettişlerinin raporu gelirse, 4. duruşması 18 Eylül’de yapılacak.
İMECE Ev İşçileri Sendikası Girişimi, evlere temizliğe giden kadınlara temizlemek üzere pencerelerin dışına çıkmamalarını söylüyor. Ama bu uyarının muhatabı onlardan çok, işverenleri olmalı. ‘Pencereye çıkmayanın yerine çıkanını’ bulabilecek işverenleri...

SAYIN TİTİZ İŞVERENLER

Sayın titiz temiz işverenler, anlıyoruz, evler temiz olsun, camlar parlasın, içiniz açılsın istiyorsunuz. Fakat bunu nasıl şiddetle istiyorsunuz ki, bir insanı ip cambazları gibi yerden metrelerce yüksekte akrobasi yapmak durumunda bırakıyorsunuz. Düşebileceği, yaralanabileceği, ölebileceği hiç mi aklınızdan geçmiyor? Gerçekten şunu da sorasım var; hiç mi hicap duymuyorsunuz? Önceliğiniz hakikaten temiz camlar mı?

X