"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Kandil mesajlarının şifresi

THE New York Times yılın son röportajını Karayılan’la yapıyor?<BR><BR>- Neden?

İkinci soru:

- Karayılan’ın ağzından olup olmadığı tam anlaşılmayan şu ifade ne anlama geliyor?

(Öcalan için) “Hapishaneden ‘emirler verecek durumda değil.”

Bir de şu yorum var:

“Bir Kürt isyancı şüpheyle yaklaşanlar için tonunu yumuşatıyor.”

Ve yine Öcalan’ın Diyarbakır Belediye Başkanı ile BDP’ye çok sert eleştiriler getirip, ateşkes için marta kadar süre vermesini hatırlarsak üçüncü soru için şu ifade var:

“Karayılan, ‘Gençlerimiz daima hazır, öfkeli ve savaşçı, ancak biz Kürt sorununu, bir ulusun sorunu, bir halkın sorunu olarak, silahlarla değil, diyalog yoluyla çözülmesini istiyoruz’ diyor. Özellikle Türkiye’de birçok kişi Karayılan’ın samimiyetinden kuşku duyacak. Ancak şimdi belki daha önce hiç olmadığından çok, savaşta artık oyunun sonuna ulaşılabileceğine ilişkin belirtiler var.”

New York Times “oyunun so-nu”nun gelebileceğini söylüyor. Bu Kandil’den alınan önemli bir izlenimdir. Ve yılın son röportajını Kara-yılan’la yaparak bölge ve Kürt meselesi konusundaki beklenti çıtasının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.

Şimdi yorumların derinlerindeki şifrelere geçebiliriz. Sırasıyla gidelim:

NEDEN 31 ARALIK’TA YAYINLANDI?

Çünkü ertesi gün yani 1 Ocak 2011’de Türkiye’de bu mesajlar konuşulacaktı. Böylece Karayılan 2011’in ilk gününde Washington ve Ankara’ya, “Silah bırakmaya ve diyaloğa, yani barışa yakınım” mesajını göndermiş oldu. Yeni yılın ilk gündemi bu olacaktı. Oldu da...

“ÖCALAN HAPİSHANEDEN EMİR VERECEK DURUMDA DEĞİL”

Öcalan bir süredir sertleşiyor. Önce Diyarbakır Belediye Başkanı’nın “Silah miadını doldurdu” sözüne çok sert bir cevap verdi. Sonra BDP’ye çıkıştı ve eylemsizlik sürecini marta çekti. Karayılan bu sözüyle Öcalan’ın moral lider olduğunu, ancak tek karar verici olmadığını dikkatlice vurgulamak istiyor. Kendi ağzından olmadan NYT muhabirine söyletiyor. Böylece Kandil, Türkiye’de siyaset yapan sivil unsurlarla aynı çizgiye hazır olduğunu söylemiş oluyor. (Öcalan’ın aksine bir anlamda ve üstü örtülü olarak Baydemir’in, BDP’nin ve DTK’nın safında yer alıyor.)

OYUNUN SONU NE DEMEK?

NYT “Barışa yakın bir Kandil gördüm” diyor. 2011’de “Savaşın sonu olabilir” diyor. Sanırım Ankara’daki analizciler bu detayı dikkatle not etmişlerdir. Ve elbette şu soruyu da sorarak: “Bu sözlere ne kadar güvenilir?”

ASIL SORU:

Talabani’nin İstanbul’da Öcalan’a gönderdiği, “Barış için çalış sela-mı”yla, Karayılan’ın “Barışa yakın duruyoruz” sözü birleşiyor. Ankara’da ise BDP ve Demokratik Toplum Kongresi benzeri mesajlar veriyor. Asıl soru ise şudur:

“Öcalan’ın şahsi talepleri Kürt halkının demokratik taleplerinin üzerinde değildir. Ve bu durum Öcalan’a nasıl anlatılacaktır?”

SELF DETERMİNASYON

Karayılan’ın ısrarla self determinasyon vurgusunu yapması, Washington ve Brüksel’e verilen “Artık meşru zeminde silahsız bunu konuşabiliriz. Ama bu meşru zemini kim sağlayacak?” mesajıdır. Türkiye’nin çok dikkat etmesi gereken bir dönüm noktasıdır.

Evet yılın ilk günü Kandil’den gelen bu mesajlar, sert rüzgarlar estiren İmralı’da nasıl bir dalga yaratacak. BDP ve DTK’da nasıl bir hava estirecek göreceğiz.

Genel seçimlere kadar cesur bir çıkış beklemek yanlış olur. Çünkü kamplar seçim sürecinde kendi oy tabanlarına yönelik olarak daha ulusalcı, daha etnik-popülist bir propaganda zeminine düşeceklerdir.

Önemli olan seçim sonrasıdır. Sevindirici olan ise şudur:

Vuralım, kıralım, basalım, kan dökelim diyenler azalmakta, kendilerini siyasi ve sivil çözümle barışa ayarlamaya çalışanlar çoğalmaktadır.

Kansız, şehitsiz, acılı anaların gözyaşlarının artık akmadığı, kardeşliğin, özgürce tartışmanın serpilip kökleştiği büyük bir Türkiye dileğiyle mutlu yıllar...

İKİNCİ YAZI:

Bu çığlığa bir cevap var mı?

ANİDEN düşüverdi önüme Mesude’nin çığlığı...

Ne bileyim belki siz piyango biletlerini kontrol ederken. Ya da uzak bir yılbaşı tatilinden dönerken bir toprak kayması gibi yığıldı üzerime...

Şöyle başlıyor:

“Yaaa kardeşlerim, abilerim, ablalarım. Anam, canım anam, yoluna kurban olduğum anam cezaevinde.. Evimizin direğini söküp götürdüler. Anam ki bizler için sabahtan akşama kadar yün iplik satarak okutmaya çalıştı. Soğuk demedi, çamur demedi, kar demedi. 4 bin liralık çek borcumuz oldu 11 bin lira yaaaaaa! Adalet, neredesin adalet. Böyle adalet olur mu? 54 yaşındaki kadının onuruyla oynuyorsunuz. Paramız olsa anamı, canımızın içi anamızı cezaevine gönderir miydik? Yaaaa Allah rızası için birileri bu yasaya bir dur desin. Merhamet, merhamet Ya Rabbi...”

Siirt’ten gelen bu çığlığı, avaz avaz bağırarak okusak;

Acaba bir cevap çıkar mı Mesude’ye?

ÜÇÜNCÜ YAZI:

Şimdi anladık mı o genç polisin neden vahşileştiğini

SORUYORUZ ya;

- Nasıl oluyor da öğrenciyi tekmeleyen, coplayan, yerlerde süründüren bir polisimiz var?

- Nasıl bir öfkedir, hınçtır bu?

Cevap tam üç yıl sonra İzmir’deki, Rüştü Ünsal Polis Koleji’nden geliyor.

Hem de tekme tokat halinde geliyor.

Bir komiser öğretmen, gencecik polis adayını, ağzını burnunu kırarak dövüyor. Olayı videoya alan çocuk dayaktan önce, “Bakın şimdi nasıl vuracak” diyor. Belli ki, bu dayak sürekli var.

Anlaşılıyor ki, İzmir’deki polis kolejinde öğretilen öfkedir, dayaktır, acıdır. Dikkat ettim, o dayakçı komiser, çocuğu okulun ortasında tekme tokat döverken kimse müdahale etmiyor. Yanından geçip gidiyorlar. Demek ki alışılan bir durum var. Normal karşılanıyor. Daha da beteri şu. O komiser olaydan sonra Şırnak’a sürülmüş.

Ne acı. Bir ilimizin hâlâ “cezaevi” gibi kullanılıyor olması.

Yetmedi bir de terfi ettirilmiş...

Soruyoruz ya;

O gencecik çocuklar üniformayı giyince nasıl bu kadar vahşileşebiliyorlar?

İşte böyle bir eğitimle...

X