"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Kanat Atkaya: Pakize'yi dinlemeye gittim

Kanat ATKAYA

PAKİZE Suda'yla aramızda artık şaka boyutuna ulaşmış bir diyalog var. Sahne şöyle gelişiyor...

Mekan, Hürriyet Medya Towers'ın barı. Kadro, Reha Öz'ü saat 12.00 kabul edersek soldan sağa şöyle sıralanıyor: Arif Dizdaroğlu, Doğaner Gönen, Vahap Munyar, ben, Mehmet Aycan, Doğan Satmış, Pakize ve saat yine Reha Öz'ü gösteriyor. Aralarda tabii oyuncu girip çıkmaları oluyor ama esas kadro böyle.

Pakize yine tüm ışıltısıyla, artık geyiklerin otladığı çayırlı çimenli tabloları anımsatan masamıza geliyor. Bir iki muhabbet...

Kedi sevenler kedilerini konuşuyor, futbol, askerlik, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, memleket problemleri, fıkralar filan falan.

Yani yıllarca konuşulsa tüketilemeyecek geyik malzemeleri belli bir rotasyonla masaya yatırılıp duruyor.

Sonra bir sessizlik oluyor ve ben anlıyorum ki Pakize'yle benim sahneme geldi sıra...

Şöyle bir kendimi topluyorum ve ‘‘Yahu Pakize seni dinlemeye geleyim ben bir akşam’’ diyorum.

O da ‘‘Ne zaman istersen gel’’ diyor.

Ben yine ‘‘Önümüzdeki hafta geleyim işte’’ diyorum.

O da ‘‘Gel’’ diyor.

Bu önümüzdeki hafta kavramı tarihte görülmemiş bir esnekliğe kavuştu iki-üç yıl içinde.

Artık ‘‘Merhaba, nassı gidiyo?’’ gibi bir şey haline gelen bu diyalog geçen cuma gecesi tarihe karıştı.

Sonunda başardım

Pakize'yi dinlemeye gitmeyi başardım.

Bu arada Pakize, olmaz deneni oldurdu ve Aynalı'yla ipleri kopardı. Ben, Pakize'yi izlemeye Ortaköy'e, Mustafa Paşa Konağı'na gideceğim.

İçimden ‘‘Pakize'ye tabii ki konaklar, saraylar yaraşır’’ diyorum ve yola koyuluyorum. Aslında bu yola koyulma böyle pat diye olmuyor tabii ki. İki ayrı kişiden dörder kez tarif alıp, yine yolu kaybediyorum. aslında Ortaköy'ün göbeğinde bu konak ama ben sürekli yolumu kaybetmeyi başarıyorum. Yani yerin ne kadar merkezi olduğunu görseniz bir daha ciddiye alıp okumazsınız beni filan.

Neyse kapıda Pakize'nin bana 45 aşamada ezberlettiği ‘‘Ben Pakize Hanım'ın arkadaşıyım’’ diyeceğim. İçimden bu cümleyi tekrarlaya tekrarlaya kapıya geliyorum.

Bana cevabını sular seller gibi ezberlediğim bu soruyu sorması muhtemel kişi olarak kapıdaki en irikıyım adamı seçiyorum ve önünde dikiliyorum. Ve adam bana sadece ‘‘Buyrun’’ diyor.

Şimdi ben bu cümleye hazırlanmışım söylemesem gece uyuyamam ya; yine de adama ‘‘Ben Pakize Hanım'ın arkadaşıyım’’ diyorum.

Hani adam ‘‘Tebrik ederim kardeşim, hadi kapıyı tıkıyorsun’’ dese yeridir. Öyle salak bir durum.

Neyse içeri giriyorum...

O da ne? Yılan Hikayesi'nin seti toplanmış, konağı basmış. Bu kadarla da kalmıyor ekip... Ajda Pekkan'dan Deniz Arman'a kadar açılan geniş bir yelpaze (Bu geniş yelpazeye ayrı bir sempatim vardır, ondan kullanıyorum yani.)

Terlik-ayakkabı felsefesi

Meğer benim gittiğim gece Yılan hikayesi'nin kutlama gecesiymiş. Yani tesadüfün iğne deliği...

Bu kadar şöhretli insanı bir arada görünce nereye bakacağını şaşırıyor insan. Pakize bana ‘‘Ajda gelecek’’ demişti. Benim amacımda onu görmek. Ama ben barda bir tabureye yerleşmişim, Ajda Pekkan'ın da sırtı bana dönük. Zaten Pakize'yi izlemeye gelip, yüzünü bara dönse abuk olurdu. Ajda'yı izleyebilmem için, saz heyetinden birini ikna etmem gerekiyor. Bunu da arkadaşımı utandırırım diye yapamadım. Yoksa niyetlendim de yani bir ara...

Bir yandan da salak salak etrafı izliyorum tabii ki. Daha Pakize'nin çıkmasına var. Vakit geçirmek için, tanıdığım çocuklara vermek üzere Memoli ve Meltem Cumbul'dan imza almayı düşündüm bir ara...

Ama sonra ‘‘Öküz kadar olmuş, hala imza alıyor’’ diye düşünenler çıkar diye vazgeçtim.

Bu arada barda yanımda oturanların terlik-ayakkabılar üzerine derin felsefi tartışmalarını dinledim ve normal bira olmadığı için dark bira içtim.

Haaa, bir de meşhur insanların çok fazla dolaştıklarını tespit ettim. Şu kadarını söyleyeyim. Meltem Cumbul'un olay mekanını terk etmesi 22 dakika sürdü. İlk iki denemesinde başarısız oldu. Kızcağız tam kapıya yaklaşıyor, hoop fotoğraf için çağırıyorlar. Tam kaçacak, bir daha fotoğraf. Yanılmıyorsam, üçüncü denemesinde başarılı oldu.

Tam sıkılmaya başlamıştım ki, Pakize sahneye çıktı. Yine o tatlı, fırlama gülümsemesi, bembeyaz kıyafetiyle çıktı. Arkadaşım diye söylemiyorum, şahane şıktı...

Sonuna kadar kalamadım. Çünkü terlik-ayakkabılar üzerine bu kadar konuşulabileceğini tahmin etmemiştim. Pakize beni görmedi ama ona elimle bir öpücük yolladım. Kapıdaki adama ‘‘İyi geceler, ben Pakize hanım'ın arkadaşıyım’’ dedim. Adam yine boş boş bana baktı.

Bir başka zaman bardaki tayfayı toplayarak Pakize'yi dinlemek üzere planlar yapa yapa evin yolunu tuttum...

X