"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Kanat Atkaya: Aramızda Clingon ajanları var

Kanat ATKAYA

SABAH bir yandan tıraş oluyor, bir yandan da bir haftadır aklımdan atamadığım o muhteşem sloganla cebelleşiyorum: ‘‘Erkek Bir Kez Süslenir...’’

Gazeteye ulaşmak için bayağı uzun bir yol katetmek gerekiyor. Sıkıntıdan dışarıyı seyrederken, yol üzerindeki bütün tabelaları ezberlemiş oldum.

Toptancılar bir türlü taşınmadığı için hayalet iş merkezi gibi duran İSTOÇ'ta bir sünnet kıyafeti üreticisinin tabelasında okudum bu sloganı da... Kimi görsem muhakkak bunu anlatıyorum bir haftadır. Çok eğlenceli: ‘‘Erkek Bir Kez Süslenir!’’ Eh, güzel yani...

Neyse bu sloganı neşir yoluyla ulaşamadıklarıma da ulaştırmış olduğumu farz ediyor ve aslında uzun uzun incelenmesi gereken bu konuyu halka havale ediyorum...

Belki gazetede görmüşsünüzdür. Geçen hafta içinde Hürriyet'in 52'nci yaşgünü kutlandı. Gönül isterdi ki; size o geceyi burada ballandıra ballandıra anlatayım. Bir ara bayağı niyetlendim de. Ama sonra gazetenin okuyucunun gözündeki imajını sarsmamak gerektiğini düşünerek bundan vazgeçtim.

Böyle daldan dala zıplayarak bir yere ulaşamayacağımızın ben de farkındayım. Bu sebeple, delikanlı gibi yekten konumuza girelim.

Bar Jumping

Şimdi, dışarıdan gözüktüğünün tam aksine öyle gece alemine girince nalına mıhına eğlenen biri değilim. Kadınlarda bu duruma Cinderella Açmazı deniyor. Ama kendimi Cinderella ile aynı satırda tahayyül etmek bile istemediğimden ben buna kabaca Gece Tarifesi Açmazı diyeyim.

Saat geceyarısını geçmeden eve doğru yol almak gibi bir derdim var. Hoş Beyoğlu çevresinde hatırımızın geçtiği taksici arkadaşlarımız çok. Hop diye gündüz açıveriyorlar.

Bu geceyarısından sonra bal kabağına dönüşmek korkusunun tek nedeni elbette taksi ücretleri değil. Bir kere yarım saatten fazla bir yerde takıldığımda sıkılıyorum. Hemen kalkıp gitmek istiyorum. Çoğu zaman da ‘‘bar jumping’’ yapacak hal kalmadığından eve gidiyorum.

Bu yüzden de gece hayatının bir efsane gibi anlatılan geceyarısı sonrası bölümünden uzak kalıyorum.

Mesela çok sevdiğim pavyon alemlerinden bir süredir uzak düşmemin nedeni bu. Bir de tekno kulüplerden uzak kalıyorum. Tekno kulüplere bir düşkünlüğüm yok Allaha şükür. Yok da, insan bazen modern alemlerde neler oluyor diye kafasına takıyor.

Godet olsun, Magma olsun bu tekno kulüplere takılanlar, memleket gerçeklerinin fersah fersah ötesinde gezen insanlar. Giyimleri kuşamları, dinledikleri müzikler filan bir başka. İlk tekno kulübe girdiğimde ‘‘Yok ulan ben nükleer araştırma laboratuarına girdim yanlışlıkla’’ diye gerisin geri çıkıyordum mesela. Sonra ‘‘Laboratuarda bu kadar hızlı müzik mi çalınır’’ deyip geri dönmüştüm.

Şimdi bu kulüplerde yaşayanlar süper sanal, süper güzel bir Amsterdam ortamındalar. Hepsi pırıl pırıl insanlar. Belli ki halk elini ayağını şehirden çektikten sonra gece 02.00 civarlarında filan dünyaya iniyorlar, sabahın ilk ışıklarında da hoop evlerine dönüyorlar.

Mesela Pick-Up diye bir bülten-dergi var. Anladığım kadarıyla Godet ve Magma ekibi hazırlıyor. Durumu en iyi kendileri özetler deyip, editörün yazısından bir bölüm aktarıyorum:

‘‘Sanal bir bağımsızlığın gerçekliğe tercih edildiği enteresan bir atmosfer daha ne kadar dayanılır kılınabilirdi ki? Ya da techno ütopyalara sırtını dayayıp ikna edicidir diye sorabilmeli insan kendisine. Nereye olduğu bilinmese de son hızla gidiliyor...

... Her şey göründüğü gibidir.’’

Demiştim kafaları biraz farklı çalışıyor diye değil mi?

Aynı dergide dikkatimi çeken ve çok beğendiğim, fikirlerine tamamen olmasa da büyük ölçüde katıldığım bir başka yazı daha var. ‘‘İçimizdeki Uzaylılar’’ başlıklı bu yazıdan aktarıyoruz şimdi de. Bağlantı sağlandı mı, tamam kaptan...

‘‘Yürüyorum ve etrafımda birbirinden güzel kadınlar görüyorum. Gözlerim ister istemez onlara takılıyor. Diğer kadınlarsa bakışlarımdan nasiplerini alamıyorlar. O halde çirkin kadınlar neden var? Çünkü onlar benim ve sizin de olduğu gibi insan değiller. Onlar birer Clingon ajanı. Clingonlular uzayın derinliklerinde yaşayan gelişmiş ve vahşi bir canlı topluluğudur...’’

Yazının tamamını aktarmak isterdim ama yer durumumuz kısıtlı. Sonrası özetle şöyle: ‘‘Bu Clingon ajanları çirkin oldukları için sosyal ortamlara katılamıyor. Böylece dikkat çekmeden faaliyetlerini rahatça sürdürüyorlar. Bu sadece çirkin kadınlarla kısıtlı bir kitle değil. Aralarında bazı hayvanlar, ağaçlar ve bazı ülkelerin üst düzey yöneticileri de var. Bunlar saldırırsa da bol bol su içmek ve temiz hava almak gerekiyor...’’

Güzel, güzel... Vallahi güzel.

X