"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Kamuflajla Nişantaşı

Kanat ATKAYA

1980'lerin hemen başında, dört kişiden oluşan tipik bir sersem ortaokul öğrencisi ekibimiz vardı. Konuştuğumuz konular da belliydi. Aslında tek bir başlık altında toplayabiliriz bu konuşmaları: Kızlar niye büyük erkekleri sever? Daha sade bir Türkçe kullanırsak: Ne zaman kızlar bize de bakacak?

Arada bir basketbol oynuyor, müzik dinliyor ve Teşvikiye Saray Muhallebicisi'ne gidiyorduk. Ama hakikaten abartılı bir ısrarımız vardı bu konuda. Günde 5-6 kez oturup, biteviye kola içip, krem şokola yiyoruz. Garsonlar bizden nefret ederdi. Manzaranın ne kadar grotesk olabileceğini siz tahmin edin. Sivilceli ve sadece kadınlara aptal bir ifadeyle bakan dört tip. Utanç verici bir anı. Kapatalım bu konuyu.

Nişantaşı'na ne zaman çıksam (Bu arada serpilip güzelleştim esprisi yapmak isterdim ama yeri değil), 18 yıl önceki beni tanıyan birileri çıkacak diye ödüm patlıyor. Geçen hafta yine kamufle vaziyette Nişantaşı'na çıktım. Teşvikiye Saray'ın önünden, böyle mezarlık önünden geçermiş gibi ıslık çalarak, seri hareketlerle geçip, karakolun solundan aşağı sapıverdim.

Varmayı amaçladığımız nokta Buz.

Şimdi Buz'a gitmeden önce, sağdan soldan edindiğimiz bilgilere bakalım. Buz'u Menderes Utku açmış. Ercan Arıklı ve ekibi, aynı binada ikamet etmeleri nedeniyle sürekli buraya takılıyormuş (Ne şanslı insanlar var yahu). Dekoru filan, insanı Londra'ya ışınlanmış gibi hissettiriyormuş.

Akut modeline geçiş

Menderes Utku ve ekibi, bir de Nişantaşı dediğinizde akla hemen Camel Trophy geliyor. Demek adres değişikliği var. daha önce Touchdown'a takılırlardı. Bu ekibin olduğu yere gittiğinizde askeri kampa gitmiş gibi oluyorsunuz. Yani AKUT modeli giyinmekte fayda vardır. Eh biz de paratrooper çekip gittik Buz'a.

Ama olmadı, tutturamadık.

Etrafa şöyle uzun uzun bir baktım. Herkes kapkara giyinmiş. Ya Neslihan Yargıcı'nın eski sevgilileri toplu rehabilitasyon yapıyor, ya da Türk Zorroperverler Cemiyeti toplantısı. İki ihtimalde de orada bulunmamam gerekiyor.

O anda bir tanıdık durumu izah etmese, aynen geri çıkıyordum.

İş çıkışı uğranan bar ya (Sanırsın New York Borsası 5 dakika önce dağılmış, seviyorum bu kenti yahu), herkes koyu renk takım elbiseli. Yine kavruk kaldık anlayacağınız.

Paraşüt kursundaki ilk denemesinde hedefi tutturamayıp Nişantaşı'nın göbeğine düşmüş gibi gözüküyorum. Tabii renk vermedim. Her şey normalmiş gibi bara iliştim. Dekor sade, müzikler iyi fakat müşteri kitlesi bana göre fazla başarılı.

Tuhaf bir fobi

Bu tür ortamlarda bende tuhaf bir fobi oluşuyor: Tuvaleti kullanamama korkusu. Yani böyle yerlerin muslukları, sabunlukları filan hep ilginç olur ya. Karşılaştığım her yeni sistemi kaydettiğim bir akıl defterim bile var. Buz'unki normaldi. Galiba kapısında küçük bir problem yaşadım ama o kadarı olur. Yıllar önce Taxim Night Park'ın tuvaletine ilk girdiğimde, ‘‘Bu tuvalet daha tamamlanmamış’’ deyip geri çıkıyordum az kalsın. Meğer stadyumlardaki gibi duvara (çok afedersiniz) şey ediliyormuş.

Efendi gibi bir tane bir şey içip kalktık. Zorlamanın manası yok.

Şok tedavisi uygulamak için Hüsamettin Koçan'ın resim sergisinin açılışına gidecektim ama ağır olur diye vazgeçtim.

Aklım sürekli Kral Müzik Ödülleri'nde. Bende yalan yok. Bir arkadaşımın evine uğradım. Orada da derin derin medya ve memleket meseleleri konuşuluyor. Ben televizyonu açsam hepsi donup kalacak biliyorum. Boş boş etrafa bakıyorum ve arada konuşmayı gaza getirecek bir cümle kurup geri çekiliyorum.

VJ'lerin peşinde

Bir ara Fantoma macerası gibi bir şey anlatmaya başladılar. Hemen kulak kabarttım. Bir arkadaş rakının da gazıyla şöyle bağırıyordu ‘‘Nedir kardeşim bu Tünel'deki Lale Plakçısı'nın esrarı. Orada buluşan üst düzey medya yöneticileri kimler? Açıklasınlar kardeşim, buluşup ne konuşuyorlar orada!’’

Ben konuyu bildiğimden ‘‘Bu topa girmeyeyim’’ dedim. Konuyu değiştirmek için ‘‘Prestij Ailesi bu yıl protesto etti fena oldu, çok renksiz olmuştur’’ dedim. Hiçbiri bir şey anlamadı.

Ben de oluşan bu uzlaşmaz çelişki üzerine, ‘‘Haydin eyvallah’’ dedim ve ortamı terk ettim. Amacım tören sonrası partiye katılıp VJ'lerin gelenekselleşen tuhaf dekolteli kıyafetlerini yerinde incelemekti. Ama ne kadar aradıysam yaşadıkları yeri bulamadım. Kısmetse seneye...

X