GeriKampüs Yüksek Sadakat: “Organik bir müzik yapıyoruz ve böyle kalmaya devam edecek.”
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yüksek Sadakat: “Organik bir müzik yapıyoruz ve böyle kalmaya devam edecek.”

Yüksek Sadakat: “Organik bir müzik yapıyoruz ve böyle kalmaya devam edecek.”

91 sayımızın İlham sayfasında, ülkemizde rock müzik grupları arasında saygın bir yere sahip olan Yüksek Sadakat sorularımızı yanıtladı. İşin en başından, kuruluş aşamasından, başlayarak müziklerindeki değişimin ve grup olma motivasyonlarının ardında yatan sebeplere uzanan güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Aslında okuyucularımızın birçoğu sizi yakından tanıyor. Ancak sizle ilgili bilmedikleri detaylara odaklanmak isteriz. Yüksek Sadakat’in yaklaşık 15 yıllık bir mazisi var. Tabii öncesinde Filinta. Kuruluş aşamasının hikayesini merak ediyoruz aslında ve Filinta ile değil de Yüksek Sadakat olarak daha da tanınır hale gelmenizin sebepleri nelerdi?

Kuruluş hikayemizle ilgili bilinmeyen bir detay kaldı mı emin değiliz ama kısaca özetlersek, Yüksek Sadakat, 90’lı yılların sonunda şarkı yazarımız ve bas gitaristimiz Kutlu Özmakinacı tarafından kuruldu. Bugünkü kadrodan Uğur Onatkut ve Deniz Alemdar, ilk kurulan kadroda yer alan diğer iki üyemiz. Grup, eleman değişiklikleriyle Yüksek Sadakat olarak dinleyicinin karşısına çıktığı 2005’e kadar geldi ve ilk albümün çıkışından önce, Filinta adından sıkıldığı için isim değiştirerek Yüksek Sadakat oldu. Filinta değil de Yüksek Sadakat olarak tanınmamızın bu bağlamda başarımızda bir etkisi olduğunu sanmıyoruz. Filinta olarak kalmaya karar verseydik de hikâye aynı şekilde gelişecekti muhtemelen. Sonuçta bir grubun başarısını belirleyen adı değil yaptığı müzik kuşkusuz. Başarının arkasındaki asıl etken, geride bırakılan zaman içinde grubun müziğini bulmuş ve ideal kadrosuna kavuşmuş olmasıydı.

 

Yüksek Sadakat: “Organik bir müzik yapıyoruz ve böyle kalmaya devam edecek.”

“Grup müziğindeki en kritik nokta, aynı müzikal anlayış çerçevesinde bir araya gelen bir ekip kurabilmek ve egolarınızı yenip takım oyunu oynarsanız başarılı olacağınızı anlamak.”

 

Grup müziği yapmanın daima bireysel yolculuklardan çok daha zor olduğu söylenir. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

İkisinin de kendine has zorlukları var. Grup müziğindeki en kritik nokta, aynı müzikal anlayış çerçevesinde bir araya gelen bir ekip kurabilmek ve egolarınızı yenip takım oyunu oynarsanız başarılı olacağınızı anlamak. Her ikisi de zaman alan şeyler olduğu ve çoğu zaman da belli bir süre başarıldığı ve sonra yoldan sapıldığı için gruplar dağılır. Müzikal anlayışlarınız zaman içinde radikal olarak değişmediyse ve egolarınızı törpülemeyi becerebiliyorsanız korkulacak bir şey yoktur.

 

Grup elemanlarında da değişiklikler olması bu işin doğasında olan şeyler ve siz de bazı değişimler yaşadınız. Peki bu değişimlerin müziğinize ve genel anlamda tarzınıza nasıl yansımaları oldu?

Her gelen yeni müzisyenle o grup en başından kurulur. Müzisyen gruba hem yetenekleri hem de kişiliğiyle gelir ve bu müziğin de, toplam enerjinin de değişmesine yol açar. Üç solistimiz ve iki davulcumuzla yaptığımız 4 albümde (ikinci ve üçüncü albümlerimizi aynı kadroyla yaptığımız düşünülürse) 3 farklı Yüksek Sadakat var aslında. Ancak altı çizilmesi geren başka bir gerçeklik daha var. Bu dört albüm esnasında Yüksek Sadakat müziğinin ana omurgasını oluşturan iki şey hiç değişmedi. Birincisi şarkılar hep Kutlu Özmakinacı’nın elinden çıktı. Bu, müziği oluşturan bileşenler arasında 1. sırada gelen faktördür. İkincisi ise grubun sound’una imza atan en önemli iki enstruman gitar ve klavyedeki Serkan Özgen ve Uğur Onatkut da hep gruptaydılar. Bu ana omurganın üzerine gelen üç yetenekli solist ve iki davulcu da, bulundukları albümlere imzalarını eklediler.

 

Türkiye ve dünya, analog çağı geride bırakıp dijitalleşen bir müzik üretimine geçiş yaptı, yapıyor. Bu anlamda bilgisayar, elektronik dokunuşlar sizin müziğinize nasıl yansıdı?

Özetlersek, kayıt teknolojileri dışında çok az. Organik bir müzik yapıyoruz ve böyle kalmaya devam edecek.

 

Memlekette birçok ses yarışması da her yıl büyük kitleleri hem katılımcı hem de takipçi olarak çevresinde topluyor. Sizin bu yarışmalar ve genel anlamda müziğin yarıştırılması hakkındaki fikirleriniz neler?

Bunlar müzikal faaliyetlerden daha çok TV şovları. Müziğe, ara sıra iyi bir ses kazandırmaktan başka müspet etkileri olmayacaktır. Tersine ortalama müzisyen adayı gençler üzerinde doğru müziğin ne olduğu konusunda kafa karışıklığına yol açarlar. Ama ortalama olmayan yetenekler, her zaman bu tip illüzyonların arkasındaki gerçeği görür ve doğru yolu bulur. Zamanın ruhunun ve küresel kültürsüzleşmenin bir tezahürü sadece ama ne yazık ki geçici değil.

Müziğin yarıştırılması, (elbette tv şovlarını kastetmiyoruz) genç yeteneklerin keşfedilmesi için yapılıyorsa ne ala.

 

“Hiçbir gerçek sanatçı, kendisinin fikirleri ve beğenileri dışında fikir ve beğenilere göre eser üretmez.”

Yüksek Sadakat: “Organik bir müzik yapıyoruz ve böyle kalmaya devam edecek.”

Sosyal medya da artık popüler müziğin önemli bir ölçü alanı haline geldi. Tıklanma, izlenme gibi konular etrafındaki tartışmalardan haberdarsınızdır. Siz ne düşünüyorsunuz bu ölçütler hakkında? Siz kendinizi hangi ölçütlere göre değerlendiriyorsunuz?

Biz kendimizi kendi ölçütlerimize göre değerlendiririz. Yaptığımız işi biz beğendiysek tamamdır. Gerisi bizi ilgilendirmez ve insanların zevk ve ifade özgürlüğü kapsamında yer alan etkisiz elemanlardır. Hiçbir gerçek sanatçı, kendisinin fikirleri ve beğenileri dışında fikir ve beğenilere göre eser üretmez.

Tıklanma, izlenme gibi şeyler, teknolojinin hayatımıza kattığı gerçeklikler. İşin kalitesiyle ilgili değil, popülaritesiyle ilgili ölçüler.

 

Gençlik festivallerinin, şenliklerin de gedikli gruplarındansınız. 15 yıldan bahsettik. Bu süre içinde gençlikle temas ettiğiniz bu tip organizasyonlarda, kitleyle ilgili ne tip değişimler gözlemlediniz?

Türkiye’nin ve dünyanın son 15 yılına damga vuran devasa değişimler, kaçınılmaz olarak kitlelerin genel niteliklerine de yansıdı. Bu tip değişiklikleri moral açıdan değerlendirmek sübjektif olacağı ve değişim kendini dayatan bir şey olduğu için nihayetinde anlamsız. Ama ölçülebilir, yani teknolojideki sıçramalarla müziğin tüketimi arasındaki korelasyon çok şeyi etkiledi. Müzisyenin dinleyiciye kendini kapsamlı ifade yolu olan albümler, yerlerini single’lara bıraktılar. Bu müziğin derinliği ve dolayısıyla dinleyicinin de derinliğini negatif etkiledi.

 

Röportaj: Erkmen Özbıçakçı


Yorumları Göster
Yorumları Gizle