GeriKampüs Türkiye'nin ilk Youtuber'ı, sütü seven kamyoncu: Volkan Öge Kampüs'te
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye'nin ilk Youtuber'ı, sütü seven kamyoncu: Volkan Öge Kampüs'te

Türkiye'nin ilk Youtuber'ı, sütü seven kamyoncu: Volkan Öge Kampüs'te

Ülkemizde de tıpkı dünyada olduğu gibi bir dijital dönüşümden ve bunun getirisi olarak nitelendirilebilecek kültürel yeniliklerden, içerik zenginliğinden bahsetmek mümkün. Yani tabiri caizse ülkemizde de bir dijital kültür inşası gerçekleşiyor ve Youtube bu inşada önemli rollerden birini oynuyor. İşte Youtube’u henüz dutlukken keşfetmiş ve ülkemizin kültürel mirasında kült olarak isimlendirilebilecek Bana Kitap Al, Sütü Seven Kamyoncu gibi işlerle kendisine yer edinmiş Volkan Öge bu haftaki kapak konuğumuz.

Öncelikle, okurumuz olan üniversitelilerin büyük çoğunluğunca çok iyi tanındığını ve takip edildiğini bilsek de seni tanıyarak başlamak isteriz. Okuduğun bölüm, yaşadığın şehirler ve nihayet senle tanışmamızı sağlayan işlerin başlangıcına kadarki sürecin hikayesi neydi?

Merhaba. Ben Volkan Öge. 1982 İstanbul doğumluyum. Doğduğumdan beri İstanbul’da yaşıyorum. İTÜ İnşaat Mühendisliği mezunuyum. Yine aynı fakültede ulaştırma bölümünde yüksek lisansımı yaptım. 2004-2009 yılları arasında ağırlıklı asfalt ve yol inşaatı sektöründe olmak üzere kendi mesleğimi yaptım. Okuldan son derece idealist bir mühendis olarak çıktıktan sonra asfalt serim, yol tamiratları, kanalizasyon, yağmur suyu hatları yapımı, kışla mücadele, dış cephe kaplaması ve çelik konstrüksiyon villa işlerinde çalıştım. Bu esnada bir hobi olarak video çekmeye başladım. Aslında lisedeyken elimdeki kamera ile bir şeyler deniyordum ama inşaatta çalışırken bir hobiye olan ihtiyacım giderek arttığı için daha fazla ilgilenmeye, kurgu programlarını kurcalamaya ve daha çok şey üretmeye başladım. O dönemler yaptığım videoları yayınlayabileceğim bir mecra yoktu. İnternette video izlemek bile tam olarak yoktu sanırım. Çektiğim videoları DVD’lere basıp arkadaşlarıma dağıtıyordum. Birlikte oturup izliyorduk. İnsanlar kurgulanmış bir videoda kendilerini görmekten keyif alıyorlardı. 2006 yılında Youtube’a bir şeyler yükleyebileceğimi fark edince elimdeki videolardan Bana Kitap Al’ı Youtube’da yayınladım. Bu noktadan itibaren olaylar gelişmeye başladı.

 

Galiba, Sütü Seven Kamyoncu işi başka bir boyuta taşıdı, desek yanılmış olmayız. Tansu ve Ömür’le bir araya geliş, böyle sıra dışı bir fikrin doğuşu ve ardından aldığınız tepkiler. Nasıldı o ünlülüğe geçiş günlerindeki hisleriniz?

Önce Bana Kitap Al’ı yayınladık. Zaten o videoyu da iki sene evvel çekmiştik. Elimde hazırdı, ben de yükledim. Ömür ve Tansu da o dönemlerde zaten en sık görüştüğüm arkadaşlarımdı. Sürekli bir aradaydık. Bana Kitap Al ilk gün 10, ikinci gün 1000, üçüncü gün 5000 izlendi. Bu sayı sonraki günlerde katlanarak arttı. Devamını getirmek istedik. Yorumlardan yola çıkarak Sütü Seven Kamyoncu’yu yaptık. O da hızlı bir şekilde yüksek rakamlara ulaştı. O zamanın yüksek rakamları şimdiye göre komikti tabii. 250 bin izlenmeye ulaştığımızda gazetelerden röportaj teklifleri gelmeye başladı. Ana haber bültenine çıktık. Bir sürü TV programından çağırmaya başladılar. Yine de hala ünlülüğe geçmiş gibi hissetmiyoruz sanırım. Sokakta biri görünce genelde “Sen şey değil misin ya?” diye soruyor. Ünlülere böyle bir şey sorulmaz diye tahmin ediyorum.

Bir de o zamanlar bugünkü gibi bir sosyal medya gücünden, Youtuber, Instagramer gibi terimlerden haberimiz bile yokken oldu bunlar. Türkiye’nin ilk Youtuber’larıyız biz deyip övündüğünüz oluyor mu hiç?

Sanırım Türkiye’nin ilk Youtuberlarıyız. Böyle söyleyince zevkli oluyor evet, ama etrafta ilk Youtuberlarız diye dolaşmıyoruz tabii. ☺ Bizden önce de birkaç bilinen video vardı ama fikir düşünüp çekmek ve bunun devamını getirmek anlamında bir yayıncılık yapma girişiminde ilk biz bulunmuştuk.

 

Film de yaptınız. Beyazperde ile sosyal medya arasındaki farkı nasıl değerlendiriyorsun?

Sinema bizim için hayal edilebilecek son noktaydı. Sanki o güne kadar sarf ettiğimiz tüm çaba oraya ulaşmak için gibiydi. Filmi yaptıktan sonra ikisinin bambaşka mevzular olduğunu daha iyi anladık. Sosyal medyadaki takipçi sayısı ya da etkileşim, sinemada ticari olarak bir başarı vaat ettiği için güzel bir başlama noktası oluyor. Normalde, videolarımızı izlese dahi, kimse bizimle bir sinema filmi işine girmeyi düşünmezdi. İnternette yarattığımız etki bize bu yolu açmış oldu. Lakin orada bambaşka bir dünya var. Sanıyorum beyazperde ile sosyal medya arasındaki farklardan çok, benzerlikleri konuşmak lazım. İkisinde de bir şeyler izliyoruz. Tek benzerlikleri bu. Geriye kalan hiçbir şey birbirine benzemiyor. İnternette kendini izlettirmek, bir kitle yaratmak, video yayınlamak ile sinemaya bir beklenti ile gelmiş insanı para verip aldığı bilete üzülmeden salondan uğurlamak bambaşka meseleler.

 

Üniversite yıllarını bambaşka bir alanda, Mühendislik eğitimiyle geçirdin. Mühendisçe düşünmenin bugün yaptığın işe katkısı olduğundan söz edebilir miyiz, keşke mühendislikle değil de başka bir eğitimle değerlendirseydim yıllarımı, dediğin oluyor mu?

Mühendislik eğitimi almış olmaktan çok memnunum. Mühendis olmayı, bu şekilde düşünmeyi öğrenmiş olmayı seviyorum. Bir hocamızın deyişiyle mühendislik aslında öğrenmeyi öğrenmektir. O kadar zor şeyleri öğrenmek gerekiyor ki, aslında öğrenmek ve problem çözmek için bir sürü sistem geliştirmek zorunda kalıyorsunuz. İçerik üreticisi ya da reklamcı olarak çalıştığım dönemde de bu eğitimim birçok kez işime yaramıştır diye düşünüyorum.

Viral videolar çekiyorsunuz, bunun yanında reklam işleri de yapıyorsunuz. Ancak genel olarak, işlerinin viral etki üzerinden şekilleniyor gibi. Bu kasıtlı bir tercih mi, öyleyse nedir bunun nedeni ve elbette hem siz yaratıcılar hem markalar açısından ne tür avantajlar-dezavantajları var viral işlerin?

Youtube için yaptığımız işlerin yanında markalar için reklam projeleri de yapıyoruz. Viral işlerin, en azından bizim yapmaya çalıştığımız şekliyle bizim açımızdan tarifi aslında insanların tercih ederek izleyecekleri reklam filmleri. Geleneksel reklam işleri ile bambaşka dinamikleri olan bir iş. TV reklamları ile karşılaştıracak olursak, hiçbir TV reklamını açıp da kolay kolay internette izlemezsiniz. İnsanlar yaptığınız bir filmi izlemek, hatta izlettirmek istediği zaman, eğer ki içinde marka için reklam vazifesi görecek bir tasarım da varsa son derece etkili sonuçlar elde edilebiliyor. Avantajları arasında birçok reklamın ulaşamadığı insanlara ulaşabiliyor ve daha da önemlisi etkileşime giriyor olmak en başta sayılabilir. Dezavantaj olarak pek bir şey gelmiyor aklıma. ☺ Belki geleneksel mecralardaki kontrol gücü, tekrar tekrar izletebilme şansı ya da direkt olarak yoğun bir şekilde markadan bahsetme durumunuz burada olmayabilir. Bence bunlara gerek de yok ama neyse…

 

Sosyal medyada geri dönüş almak esas. Son dönemin en popüler işlerinin altında, hedef kitlesini genellikle çocukların oluşturduğu isimleri görüyoruz sanki. Sen yaptığın işleri bir hedef kitle gözeterek mi yapıyorsun, öyleyse hedef kitleni nasıl tanımlarsın ve ürettiğin içeriklere aldığın geri dönüşleri nasıl değerlendiriyorsun?

Genel olarak hedef kitle gibi bir düşünce olmuyor kafamda. Herkes izlesin, herkes beğensin istiyorum. Çocuklar da büyüyünce beğenir belki. Belki de daha da beğenmezler. Bilmiyorum.

 

Televizyon gittikçe kan kaybediyor, dijital platformlar her gün daha güçleniyor, diyenler çoğunlukta. Sen mecra açısından daima dijitalle daha haşır neşir biri olarak hem içerik üretenler hem tüketici hem de reklam verenler açısından gidişatı nasıl görüyorsun?

Televizyon ya da geleneksel mecralar ve burada içerikle izleyiciyi buluşturan geleneksel kafa birçok ihtiyacı karşılayamıyor. Kemikleşmiş alışkanlıklar ve vazgeçilemeyen çalışma şekilleri var. Ben uzun yıllardır dijitale dönüşümün yavaşlığını hayretler içerisinde izliyorum. Ertelenip duran kaçınılmaz bir tablo var ortada. Zaman geçtikçe dijitalin öneminin daha da arttığını göreceğiz.

 

Trendleri takip etmeden ilerlenebilecek bir iş değil seninki. Sen kimleri takip ediyorsun, izleyip acayip eğlendiğin birkaç isim önerisi alabilir miyiz?

Youtube’da çok geziniyorum. Abone olup her bölümünü takip etmesem de birçok kanala bakıyorum neler yapmışlar diye. Bazıları yakınım olduğundan biraz yanlı olacak ama birkaç kanal sıralayabilirim.

 

Berkcan Güven: Çok yakından takip ediyorum. ☺

Chaby: Kanalı çok iyi gidiyor. Güzel muhabbet dönüyor.

Deep Turkish Web: En komikler. Sarıyor.

Post42: İçimizi ısıtan sımsıcak bir kanal.

Geekyapar: Buyrun sohbete.

Hallederiz: Yeni bir teknoloji kanalı. Tolga abuk sabuk icatlar yapıyor.

140journos: Bu kanalı izlemeyelim de hangi kanalı izleyelim?

Kalt: Kimsede olmayan bir kafa.

Kamusal Mizah: Güzel saçmalıklar.

Efe Uygaç: Kanalının adı da Efe Uygaç.

Yorekok: Retrowave eleştiri tsunamisi.

 

Bunlar haricinde dönemsel olarak film eleştirilerine bakıyorum. Gizemli olaylar falan bayılırım.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle