GeriKampüs Saadet Işıl Aksoy: Cesur seçimler yapmaktan çekinmeyin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Saadet Işıl Aksoy: Cesur seçimler yapmaktan çekinmeyin

Saadet Işıl Aksoy: Cesur seçimler yapmaktan çekinmeyin

Kariyerini hayranlıkla takip ettiğimiz, enerjisiyle başımızı döndüren başarılı oyuncu Saadet Işıl Aksoy, 19 Nisan’da vizyona giren Saf filmindeki performansıyla 122. sayımızın ilham sayfasında. Sinema-TV sektöründeki dijitalleşme akımından Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’ndeki öğrencilik yıllarına uzanan doyurucu bir sohbete ne dersiniz?

Dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve 19 Nisan’da vizyona giren, başrolünü paylaştığınız Saf filmi ile başlayalım. Remziye, kentsel dönüşümün etkisinde kalmış bir karakter ve kendi kimlik arayışında da bu dönüşümün etkileri büyük. Yarı zamanlı Amerika’da yaşadığınız da düşünülürse karakterle kurduğunuz bağı nasıl açıklıyorsunuz?

Evet, Remziye’nin kimlik arayışında bu kentsel dönüşümün yarattığı “çatışmanın” etkileri çok büyük. Bu çatışmanın da ucu dönüp dolaşıp Remziye ve Kamil’in hayatta kalma mücadelesine dayanıyor, yani aslında benim senaryoyu ilk okuduğumda ilgimi çeken kentsel dönüşüm hikayesinden çok İstanbul gibi kaotik bir şehirde hayatta kalmaya çalışan ve hayallerine ulaşmak, istedikleri hayatı yaşayabilmek için dönüşmek durumunda kalan bir çiftin hikayesinin anlatılıyor olmasıydı. Büyürken etrafım bu hayatta kalma mücadelesinin göbeğinde yaşayan kadınlarla doluydu, annem ve teyzem bu kadınlardan sadece bazılarıydı ve Remziye ile ilk bağı geçmişimdeki bu kadınlara doğru yaptığım küçük bir yolculukla kurdum. Bana çocukluğumda ilham vermiş bu dirayetli, durmaksızın çalışan kadınları ruhumda bir nevi geri çağırdım, bir anlamda da kendimce Remziye ile onlara teşekkür etmiş oldum. Yarı zamanlı Amerika’da yaşıyor olmamla bir bağ kuracak olursam, ben de oraya bir amaçla, bir hayalin peşinden gittiğim ilk andan beri bir mücadele içindeyim, bir kapı kapanıyorsa diğerini denemekten, tüm kapılar kapalıysa onları zorlamaktan, yine olmadıysa başka yollar bulmaktan çekinmemeyi öğrendim yaşadığım bu süreçte.

Saadet Işıl Aksoy: Cesur seçimler yapmaktan çekinmeyin

Ali Vatansever ile yollarınız nasıl kesişti peki? Oyuncu-yönetmen iletişiminiz nasıldı?

Filmin oyuncu seçimi sırasında önce senaryoyu ulaştırdılar bana, sonrasında Ali ve yapımcılarımız Selin ve Oya ile karşılıklı bir görüşme yaptık. Senaryoyu ilk okuduğum andan itibaren Remziye’yi oynamak istediğimden çok emindim, çünkü hem senaryoyu okumayı gözyaşlarıyla bitirmiş ve senaryodan çok etkilenmiştim, hem de benden bu kadar farklı geçmişten gelen bir kadın olabileceğim fikri beni çok heyecanlandırmıştı. Ali ile görüştüğümüzde de onun yaklaşımından birlikte iyi bir ekip olabileceğimizi hissettim. Ali bir oyuncu için çalışması müthiş keyifli bir yönetmen. Hele de keşfetmeyi seven, birlikte oyun kurmaktan keyif alan bir oyuncuysanız buna inanılmaz açık, iletişimi çok kuvvetli bir yönetmen. Her tekrardan sonra oyuncuya “Nasıl hissettin?” diye sorar Ali ve bu bence çok önemli bir soru, hep hisler üzerinden giderek ve sorular sorarak bulduk yolumuzu. Şunu söyleyebilirim ki sete her gün “Bugün yine harika bir oyun oynayacağız.” heyecanı ile gittim ve bunun en büyük nedeni Ali’nin çalışma tarzıydı.

Saadet Işıl Aksoy: Cesur seçimler yapmaktan çekinmeyin

Her film aynı zamanda bir yolculuk. “Saf” filmiyle çıktığınız bu yolculuk size neler kattı? Sette unutamadığınız bir anınız var mı?

Az önce hayata devam etme mücadelesi içinde kapıları zorlamaktan çekinmemeyi öğrendim dedim ya, Remziye karakteri bu anlamda bana inanılmaz ilham verdi, onunla o dirayetli tarafımı hatırlıyorum her seferinde. Bu film bana kariyerime ve mesleğimle kurduğum ilişkiye dair müthiş bir sorgulama yaşadığım bir dönemin hemen arkasından geldi ve Remziye’yi oynamak konusunda büyük bir heyecan yaşasam da “Ya yapamazsam?” korkusu da vardı tabi içimde. Remziye ile içimizdeki o korkuya rağmen “cesaret” i seçip mücadeleye devam etmenin insana hayatta harika kapılar açtığını hatırladım tekrardan. Sete dair hatırladığım bir anı, artık Remziye’nin şivesi ile konuşmaya o kadar alışmıştım ki, çekim dışında aralarda Ali ile ya da ekip ile sohbet ederken elimde olmadan kendi konuşmam kayıyordu, hatta set dışında eşimle konuşurken o bile fark etmişti bunu.

 

Oyunculuk serüveniniz üniversitede okurken hobi olarak başlamış ve zamanla bir mesleğe dönüşmüş. Mesleğinizle kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz, oyunculuk sizin için ne anlam ifade ediyor?

Oyunculuk benim kendimi özgürleştirdiğim yer diyebilirim ve bu hayatımın çok önemli bir kısmı. Hayatımda tecrübe ettiğim tüm duygularımla, travmalarımla, bedenimle, kısacası kendime dair her şeyle yüzleşmekten korkmadığım bir alan yaratıyor mesleğim bana. Bu anlamda mesleki yolculuğum aynı zamanda benim kişisel yolculuğum, haliyle kendime dürüst olduğum sürece oyunculuğum da gerçek ve dürüst olabiliyor, ki bana sorarsanız oyunculukta en önemsediğim nokta bu: Duygusal olarak çıplak kalmaktan korkmamak.

Saadet Işıl Aksoy: Cesur seçimler yapmaktan çekinmeyin

Hem sinemada hem televizyonda birçok projede yer aldınız. Uluslararası festivallerde bulundunuz, hatta jürilik yaptınız. Sektörün tüm havasını soludunuz desek yeri. Siz Sinema-TV dünyasındaki dijitalleşme akımını nasıl yorumluyorsunuz? 

Ben müthiş buluyorum, ama bana sorarsanız beni yeniliğe ve geleceğe dair her gelişim çok heyecanlandırıyor. Belki eskiden sadece festivallerde izleme fırsatı bulduğumuz, ya da zar zor DVD’sini bulduğumuz, bazen de bulamadığımız filmlere dijital mecralarda rahatça ulaşabiliyoruz, bu harika. Bir de inanılmaz bir çeşitlilik yaratıyor tabi, bu da çok güzel. Amerika’da dijital mecraların geldiği nokta çok etkileyici, ulusal kanallarda gösterilen diziler döneminde hem senaryolar hem oyuncular çok daha tek tipti, şu an artık müthiş bir çeşitlilik ve rekabet oluştu, böyle olunca arada çok nitelikli projeler ortaya çıkmaya başladı. Dolayısıyla benim gibi birçok dünyanın çeşitli yerlerinden gelen, birbirinden farklı görünen, farklı konuşan birçok oyuncu için müthiş bir alan açılmış oldu. TV yayını dediğimiz şey çok yakın zamanda yok olacak bana sorarsanız, sinema da nerdeyse tiyatro gibi bir aktivite haline gelmiş durumda zaten, film izleme isteğinden çok artık bir çeşit sosyalleşme aktivitesi olması daha ağır basıyor.

 

Peki, bağımsız sinemanın ülkemizdeki seyri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Maalesef alanı çok daralmış durumda, özellikle de dağıtım konusunda bir süredir yaşanan tekelleşme ile daha da vahim hale geldi durum. Belki dijitalleşme bu noktada Türkiye’de de bağımsız sinemacıların işine yarar hale gelebilir, çünkü dünyada da bunun örnekleri var, birçok başarılı bağımsız sinemacı filmine dijital mecralarda yer buluyor.

 

Kendi tecrübelerinizden ve gözlemlerinizden de yola çıkarak, oyuncu adayları başta olmak üzere üniversiteli arkadaşlarımıza neler söylemek istersiniz?

Öncelikle onlara çok imrendiğimi söyleyebilirim, üniversiteli oldukları için çok şanslılar, öncelikle en başta üniversiteli olmanın harika bir şey olduğunun farkına varsınlar ve bunun tadını çıkarsınlar. Bunun tadını çıkarırken de gözlerini dört açsınlar, kendilerini geliştirsinler ve “cesur” seçimler yapmaktan çekinmesinler, hayatlarının gidişatını belirleyecek ilk adım hemen ötede çünkü.

 

Son olarak, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunusunuz. Üniversite yıllarını Güney Kampüs’te geçirmek nasıl bir histi?

Üniversite hayatımı Boğaziçi’nde geçirdiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum ve bunun için çok minnettarım. Belki de bu yüzden üniversitelilere imrendiğimi söylemiş olabilirim, çok güzel bir üniversite hayatım oldu. Açıkçası öyle çok da fazla çimlerde uzanıp keyif yapacak zamanım yoktu, üniversitenin ilk yılından itibaren bitene kadar okuldan arta kalan zamanlarımda sürekli çalışıyordum çünkü, ama iki arada bir derede Manzara’da oturup Boğaz’ı seyretmek, Sports Fest zamanı dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerle çimlerde vakit geçirmek, Albert Long Hall’daki klasik müzik konserlerini izlemek, Mithat Alam Film Merkezi tarafından düzenlenen film gösterimlerine katılmak, bütün bunlar benim bugün bu kişi olmamda büyük etki etti. Kampüsü ve okulu o kadar çok seviyordum ki dört yıl boyunca her yıl yaz okuluna kalıp bazen ileriki dönemlerden dersler bazen de sadece keyif için seçmeli dersler aldım ve Güney Kampüs en çok da yazın güzeldir, daha sakinken.

 

Çok teşekkür ederiz.

 

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Röportaj: Özge Yağmur

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle