GeriKampüs “O gitarın teline vurulacak!” Seksendört kampüste!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“O gitarın teline vurulacak!” Seksendört kampüste!

“O gitarın teline vurulacak!” Seksendört kampüste!

Bu hafta İlham sayfamızda, ülkemizde son dönemin popüler gruplarından Seksendört ile müzikal yolculukları, grup müziği yapmanın incelikleri ve gelecek planlarıyla ilgili konuştuk.

Aslında biz sizi ilk çıktığınız zamanlarda, isminizin ne alama geldiği, nereden geldiği tartışmalarıyla tanıdık. İsminizin ve grubun çıkış, bir araya geliş hikayenizi sorarak başlamak isteriz.

Seksendört’ün temelinde davulcumuz Serter’in dahil olduğu iki farklı grup var. Tuna ile kurdukları punk grubu ve Erdem ile kurdukları hardcore grubu. Zaman içerisinde Tuna Hard core grubuna solist olarak dahil oluyor ve Seksendört’ün hikayesi başlıyor. Seksendört ismi ise yine Serter’in İngiliz asıllı bir arkadaşı tarafından koyuluyor. İngilizce bir kelime oyununun Türkçe’deki karşılığı üzerine yapılan bir sohbette, tüm grup elemanları isim hakkında hem fikir oluyor.

 

Ankara’nın, memleketin rock müzik envanterine eklediği sayısız gruptan birisiniz. Ankara’daki müzik iklimi nasıldır ve Ankaralı bir grup olarak İstanbul’a geçiş sürecinizde yaşadığınız zorluklar, kolaylıklar nelerdi?

Ankara, İstanbul’a nazaran daha düzenli ve durağan bir şehir olduğundan yaptığınız işe odaklanabilmeniz için daha uygun bir ortam sağlıyor. Ankara müzik camiasında tutunabilmek, yıllanmış gece kulüplerinde çalabilmek için yalnızca seyirciniz olması yetmezdi, gerçekten iyi olmalıydınız. Zaten iyi değilseniz dinleyici çok hızlı bir şekilde dışlardı. Bunlar tüm grup ve şarkıcıları gerçekten iyi olmaya iten etmenlerdi. Geçiş sürecinde yaşadığımız en büyük zorluk ise insan ilişkileriydi. Ankara’da sosyal ilişkiler gerçekçi ve kuvvetli temeller üzerine kuruludur. İstanbul’da ise bu tam tersiydi. İnsanların söylemleri tamamen kendilerini pazarlama üzerine kurulu ve genel olarak çıkarları doğrultusundaydı. Uzunca bir süre kimin doğru, kimin yalan söylediğini anlayamamıştık. Bu bazı şeyleri anlayabilmemizi ve başarabilmemizi ziyadesiyle zorlaştırmıştı.

 

"Ankara’da sosyal ilişkiler gerçekçi ve kuvvetli temeller üzerine kuruludur. İstanbul’da ise bu tam tersiydi. İnsanların söylemleri tamamen kendilerini pazarlama üzerine kurulu ve genel olarak çıkarları doğrultusundaydı."

“O gitarın teline vurulacak” Seksendört kampüste

 

Sizi de içinde sayabileceğimiz birçok grup için rock müzikle arabesk müziğin karışımı bir tarzda müzik yaptıkları ve arabesk rock diye özetlenebilecek bu tarzın rock müziğin özüyle çelişkiler barındırdığı eleştirileri yapılmıştı. Siz bu tartışma hakkında neler düşünüyorsunuz

Bu tartışmayı rock müziği icat edenlerle yapmak mantıklı olabilirdi tabii... Ama Türkiye’de doğup büyüyüp, kendi kültüründen utanan ve kaçan küçük bir kitleyi muhatap alıp bu konuya kafa yormak, hepimiz için yalnızca vakit kaybı olur.

 

Yeni single çıktı. Sizin müzikal yolculuğunuzda “Kendimi Kandıramam” nasıl bir durağı temsil ediyor? Sound ve müzikal anlayış açısından bir değişiklikten söz edebilir miyiz, nedir?

Yeteneklerimiz ve vizyonumuz el verdiğince, belli sınırlar içinde üretim yapmaya devam ediyoruz. “Kendimi Kandıramam” da bunun bir parçası. Çok büyük bir sound değişikliğinden bahsedemeyiz; çünkü ne zaman o tip şeyler denesek başa dönmek zorunda kaldık. Sektörel partnerlerimizin muhtelif korkuları ve işitsel medyanın baskıları dolayısıyla güvenli sularda takılmaya zorlanıyoruz genel olarak.

 

Bir piyasa gerçekleri var elbette. Artık öyle kolay kolay 10-12 şarkılık albümler yapılamıyor. Single ve türevlerinin büyük alan kapladığı piyasada sizin gidişatla ilgili fikirleriniz ve single çıkarma kararınızın gerekçeleri nedir?

Bu konuyla ilgili hepimizin düşünceleri farklı olsa da, günün sonunda kararı elimizdeki mali imkanlar belirliyor. Yapımcılıktan para kazanamayan bir yapımcının bir albüme para yatırmaması, özel hayatını konserleri ile idame ettirmeye çalışan bir sanatçı ya da grubun bir albümün giderlerini karşılayabilmesini imkânsız kılıyor çoğu zaman. İyi denilebilecek bir albümü çıkarabilmek, 6 ay ile 1 yıl arasında bir süre ve konsantrasyon gerektiriyor. Sonra o albüm üzerine belki 1 ay konuşuluyor ya da çalışılıyor. Yalnızca klip çektiğiniz şarkılar gündeme geliyor, diğerlerini varsa küçük hayran kitleniz biliyor. İnsanlar artık eskisi kadar duygusal değiller, onlar da bir nevi dijitalleşmeye başladılar. Cep telefonu diye bir uzuvları var. Kendi müzik listelerini, hatta kendi radyolarını kurup diğerleriyle paylaşıyorlar. Burada yer edinebilmek için, hızlı ve üretken olabilmek gerekiyor.

 

Hayatın hemen her noktasında olduğu gibi müzik üretiminde de dijitalleşme son sürat ilerliyor, desek yanlış olmaz. Dijitalleşme ve dijital soundlar sizin müziğinize etki ediyor mu, nasıl etkileniyorsunuz bu yeni müzik yaratma trendinden?

Biz bu konularda biraz geri kafalıyız. Hani compact disk ler çıktığında, asla plağın yerini tutmaz diyenler vardı ya; işte o biziz... Günün ve zamanın gerekliliklerinin farkındayız, trendleri takip ediyor ve bilinçliyiz; ama o gitarın teline vurulacak...

 

Yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak ve sosyal medyanın sizin tanınmanızdaki etkisini de düşünerek, sosyal medyanın gücü hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayrıca son dönemin popüler meselesi “tıklanma, like sayısı” gibi ölçütler sizin için ne ifade ediyor?

Bizim tanındığımız dönemde sosyal medya yoktu, hatta ADSL bile yoktu. İnsanlar bunun çok önemli olduğunu, hatta onsuz yapamadıklarından bahsediyorlar. Sosyal medya hiçbir zaman hayatımızda önemli bir yer edinmedi, umuyoruz edinmez de. Çünkü konserleri cep telefonu ekranı yerine, gözüyle izleyen seyirciyi çok özledik. Biz müzik yaptığımızda müziğimiz yerine beğenilme sayımız konuşuluyorsa, zaten müziği yapamamışızdır demektir. Bu yüzden, bu tip yeni kavramların hiçbiri bizim için bir şey ifade etmiyor.

 

"Sosyal medya hiçbir zaman hayatımızda önemli bir yer edinmedi, umuyoruz edinmez de. Çünkü konserleri cep telefonu ekranı yerine, gözüyle izleyen seyirciyi çok özledik."

“O gitarın teline vurulacak” Seksendört kampüste

Sıkça konser verdiğinizi ve sahne performanslarınızın çok beğenildiğini biliyoruz. Sizin için iyi sahne performansı nedir? Albüm kaydındaki gibi temiz çalmak mı kusurlarıyla beraber standardın dışına çıkılan doğaçlama ve duygu yoğun performanslar mı?

Eskiden olsa düşünmeden ikinci seçeneği seçerdik. Ama artık insanlar konser dinlemek yerine kayıt yaptıkları için, elimizden geldiğince düzgün ve stabil çalmaya çalışıyoruz. Çünkü çekilen o kötü görüntüleri izleyen başka insanlar, o ortamda olmadıklarından dolayı performansımızı rahatlıkla ve hunharca eleştirebiliyorlar.  

 

Üniversite şenliklerinin de gedikli gruplarındansınız. Hemen her yıl şenlik atmosferini soluyan bir grup olarak sormak isteriz, ilk başladığınız günden bugüne akademi ortamı, dinleyici kitlesiyle alakalı bir farklılık değişim var mı? İlk yıllarınızdan kalan üniversiteyle ilgili özlemleriz var mı? Gözlemleriniz neler?

Ne yazık ki üniversitelerde eskisi kadar çalamıyoruz artık. Bunun birçok sebebi var. Bu yüzden yakın dönemdeki değişimle ilgili yorum yapabilecek kadar donanıma sahip değiliz. “Neyi özlüyorsunuz” deseniz, her şeyi diyebiliriz sadece ...

 

Sizin yolunuzdan ilerleyerek şarkılarını duyurmak isteyen müzik heveslisi genç üniversitelilere neler önerirsiniz?

Bu işin tek sırrı, inanmak … Bıkmadan usanmadan üretmeli, kimseyi dinlememeli. Ekilen her tohum filizlenmeyecek elbet; ama içlerinden bir tanesi o kadar büyüyecek ki, onun gölgesinde yeşerecek yeni hayatlar. Yaptığın işi yeterince seversen ve sağlıkla uyandığın her yeni güne şükredersen, söz veriyoruz istediğin şey seni bulacak…

 

Röportaj: Erkmen Özbıçakçı


Yorumları Göster
Yorumları Gizle