GeriKampüs Mektuplar...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mektuplar...

Mektuplar...

111. sayımızın İlişki Durumu sayfasında mektuplardan konuştuk.

Sana bu satırları

Bir sonbahar gecesinin

Felç olmuş köşesinden yazıyorum…

 

HABERCİ KUŞ

Çok eski zamanlarda haberleşmek için posta güvercinleri kullanılırmış. Bir nevi günümüzün chatleşmesi ya da mailleşmesi de diyebiliriz. “Posta Erleri”, “İlk Hava Postacıları” gibi adlarla da anılan posta güvercinleri özellikle insanlığın teknoloji ile tanışmadığı dönemlerde etkin olarak kullanılmış. Yüzyıllar boyunca insanoğluna hizmet eden posta güvercinleri, sadakat duyguları sebebiyle iletişim aracı haline gelmişler. En büyük özelliklerinden biri de yuvalarına olan sadakatmiş. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin yuvalarına, eşlerine dönmek gibi bir güdüleri varmış. Güvercinlerin bu romantikliğini fırsat bilen insanoğlu da bu iki yuvayı mesajların çıktığı ve iletildiği yerler olarak belirleyerek kendi aralarında iletişim istasyonları kurmuşlar. Gel zaman git zaman posta güvercinlerinin yerini postalar, yani mektuplar almış. Savaş zamanlarında cepheden cepheye, bir şehirden bir başka şehre iletişim kurmak için mektuplar gidip gelmeye başlamış. Birinden haber almak için günlerce beklenirmiş. Mektup, kokusuyla birlikte gelir, özlemleri dindirirmiş.

Gelin görün ki biz modern çağ insanları, bir merhaba için günlerce beklemenin sabrını gösterebildik mi, gösteremedik!

 

SANA BU SATILARI

Sana bu satırları diye başlarmış birçok mektup. O anki ruh halini anlatabilmek için kalemden dökülen satırlar en ince detayına kadar düşünülürmüş. Çok şair çıkmış o zamanlardan, çok hikayeci, çok aşık… Mektup yazmanın ayrı bir sanatı olmuş zamanla. Özenle yazılan mektuplar kadar, özenle yazamadığı için bir başkasına yazdırılan mektuplar da olmuş. Gurbetteki sevgiliye onu çok sevdiğini, sabırla beklediğini... Asker yolu gözleyen ananın oğul hasretini söyleyebildiği tek iletişim aracıymış mektuplar.

Kendine has kokuları olurmuş mektupların. Yazanın kaleminden çıkan kelimelerin kağıtla buluşmasıyla ortaya çıkarmış bu kokular. Mektup yazmak için özel kokulu kağıtlar da alınırmış bazen.  Bazı mektuplara da parfüm sıkılırmış, mektubun sahibi, mektubu yazanın kokusunu unutmasın diye…

Saygısı olurmuş mektupların. Kırmadan dökmeden anlatmak istermişsin derdini. Onca yol gidecek şimdi bu satırlar, yolda eğilip bükülmesin, anlamından vazgeçmesin diye özenle seçilirmiş kelimeler. Bir kelimeden kaç anlam çıkarılabilirse çıkarılır, en doğrusu hangisiyse onunla postalanırmış.

Sadece mektuplaşarak yaşanan aşklar olurmuş. Birbirini sadece bir kere gören insanlar, aylarca, yıllarca, bıkmadan usanmadan karşılıklı yazarmış mektupları. Hiç görüşmeden bir daha, şimdi nerededir, kimle, ne yapıyordur bilmeden sadece mektuplaşılırmış. Mektup aşkları denirmiş onlara. Kimi kavuşurmuş da kiminden bir daha haber alınamazmış. Bir gün bir anda kesilirmiş mektuplar. Günlerce posta kutusunun önünde nöbet tutulurmuş ama ne bir mektup gelirmiş ne de bir haber. Öylece tozlu raflarda yerini alırmış…

Bazen de dile düşermiş bu aşklar… Posta kutusundan yanlışlıkla alınan bir mektup her şeyi açık edermiş. Başkasının adına gelen mektubu açan kişi büyük bir keyifle okurmuş içinde yazılanları ve sonra herkese anlatırmış ne var ne yok. Günlerce konuşulurmuş. Bugün gibi, kendi karanlığında kendi yalnızlığında boğulanlar da aynı şeyi yapmıyor mu? Nerede bir aşk görse en çıplak halinden vurmuyor mu?

 

SATIRLARIMA BURADA SON VERİRKEN

Her mektup aynı bitmezmiş elbette, aynı başlamadığı gibi…

Ama bir mektubun artık sonuna gelindiğini en iyi anlatan sözmüş “satırlarıma burada son verirken…”

 

Ben de satırlarıma burada son verirken tükettiklerimizin inkarında olduğumuzu söylemek isterim.

Kısaltıyoruz kelimelerimizi. Mektuplar uzun uzun yazılırmış, dönüşü olmamasından sebep, giderken anlamından kaybetmesin, gittiği yerde hala aynı duyguları yaşatabilsin diye en derin haliyle yazılırmış kelimeler. Biz “slm” deyip geçiyoruz…

 

Sabrımız yok, çok oldu meraktan öleli… Birini yıllarca beklemenin sabrı bizde yok. Beş dakika önce yazdığımız mesajın yanıtı gelmediğinde dünyaları yakabiliyoruz. Öyle günlerce, aylarca, hiç görüşmeden, şaka yapıyorsunuz herhalde? “Gözlerinden öpüyorum” denilirmiş mesela mektubun sonunda, biz “kib bye” yazıyoruz sıfır altında soğukluğuyla. Hiçbir duygusu olmadığından kelimelerimizin emojilerden medet umuyoruz. Yine de aynı olmuyor.

Geçiştirdiğimiz hayatlar gibi geçiştiriyoruz kendimizi. Birkaç kelimeyle eğliyoruz sevgimizi – hoş onun da hali kalmadı ya –

 

Size bu satırları, hepimiz adına çok üzgün olduğumu söylemek için yazıyorum. Böyle böyle sevgiden eser kalmayacak dünyada ve biz tüm duygusuzluğuyla yalnız kalmanın ne matah bir şey olduğunu anlatıp duracağız birbirimize. Alıştıkça olağan gelecek bu sevgisizlik, alıştıkça daha az seveceğiz.

 

Satırlarıma burada son verirken, son bir gayretle, el ele verip çıkalım istiyorum bu mekanik aşklardan, var mısınız?

 

Yazan: Tuğba Badal


Yorumları Göster
Yorumları Gizle