GeriKampüs Karsu: Restorandan Carnegie Hall'a!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Karsu: Restorandan Carnegie Hall'a!

Karsu: Restorandan Carnegie Hall'a!

1990 yılında Hatay’ın Karsu Köyü’nde başlayan yolculuğu Hollanda’dan Amerika’ya, Brezilya’dan Endonezya’ya kadar uzandı. 16 yaşından itibaren, kendi küçük restoranlarından dünyanın en prestijli sahnelerine kadar birçok sahnede konserler verdi. Hayatının belgeseli bile çekildi. Norah Jones ile karşılaştırılırken kendi özgün tarzını yarattı ve birçoklarına göre onu geride bıraktı. Şimdi de biz sorduk, Karsu Dönmez sizin için yanıtladı!


Genelde sanat dallarında başarılı insanlara aileleri ilk etapta engel olurlar. Sende ise durum tam tersi. Mesela ilk piyanonun da duygusal bir hikayesi var, senden dinleyebilir miyiz?

Ben ve kardeşim Hollanda’da doğduk, büyüdük. Annem babam Hollanda’daki eğitim, kültür, spor gibi bütün olanakları çocuklarına sunmak istemiş. Beni 5 yaşında “müzikle tanışma” dersine kaydettiler. 7 yaşında enstrüman seçmem gerekiyordu, ben piyano istedim. ‘Bir sene başka enstrüman çal ve halen istiyorsan piyano da alırız’ dedi anne-babam. Bir sene sonra yine piyano isteyince biriktirmiş oldukları araba parasıyla bana beyaz bir piyano aldılar. Ben de öyle sevinmiştim ki, 7-17 yaş arası, günde 4-5 saat piyano arkasında çalışıyordum. O zamanlar annem ‘kızım komşular rahatsız oluyor, yeter artık’ derdi.

İlk kez restoranda çalmaya başlamıştın ve bir yandan da garsonluk yapıyordun. Müşteriler piyanonun başındaki kızın sipariş aldığını görünce şaşırıyorlar mıydı?

Evet, beni servis yaparken gördüklerinde “Piyano arkasındaki kız bu mu?” diye soruyorlardı.

Restoranınız duruyor mu? Orada hala çalmaya devam ediyor musun?

Restoran duruyor, fakat benim 2011’den sonra konserlerim başlayınca zamanım kalmadı. Restoranda arada bir özel günlerde çalıyorum. Örneğin 85 yaşında bir ‘hayranım’ doğum gününü kutladığında sürpriz olarak piyano arkasında çaldım. Hayranım çok mutlu oldu. Ben de o yaşta birinin mutluluğuna katkım olduğu için çok mutlu oldum.

Karsu: Restorandan Carnegie Halla

Norah Jones ile tarzının benzerliği çok konuşuluyor. Birçok kişiye göre ondan çok daha iyisin bile. Başlarken senin idollerinden biri miydi Norah Jones? Ya da sen bu karşılaştırmayı kabul ediyor musun?

Bunu ilk kez Hollanda’nın meşhur bir sunucusu söyledi: ‘Hollanda’nın Norah Jones’u’ diye beni sahneye çağırdı ve ondan sonra bu cümle medyada paylaşılınca yayıldı. Bazı özelliklerimiz benziyor: Kahverengi saçlar, piyano, müzik yazma ve besteleme… Fakat Norah ile müzik tarzlarımız farklı.

Hollanda’da bir Türk olarak ünlü olmak nasıl bir şey?

Zor bir soru. Ben müzik yapıyorum. Ünlü olmak için yola çıkmadım. Fakat albümlerim satılınca, konserlerime gelenler olunca seviniyorum tabii ki. Konserler çok iyi gidiyor. Gelenlerin yüzde 90’ı Hollandalı. Türkler, Türkiye’de TV’ye çıktığım zaman fark ediyor ve konserlerime geliyorlar.

Hatay’dan Hollanda’ya bir göç var hikâyende. Bu birbirinden farklı iki kültürün müziğindeki etkisi nasıl oldu?

1965’de ilk olarak dedem Hollanda’ya gelmiş.1970’te de annem, aile birleşimi çerçevesinde Amsterdam’a yerleşmiş. Annemle babam Hollanda’da tanışıp evlenmiş. Çocukluğumda evde Türk şarkıları, klasik parçalar, reggae çalınıyordu; Sting, Prince, Fuat Saka, Sezen Aksu, Şevval Sam gibi sanatçılar dinleniyordu. Böyle bir ortamda büyüdüm. Doğal olarak ben de bu türlerden etkilendim. Piyano derslerim klasik parçalardı. Sonra Carnegie Hall’a gittiğimde caz ile tanıştım ve sonra hepsini harmanladım.

Birçok Anadolu ezgisini caz formunda yorumladın. Her şey tamam da bu şarkıdan da caz çıkmaz dediğin bir şarkı var mı?

Ben Carnegie Hall’da Caz ile tanıştığımda çok şaşırmıştım. Caz çok serbest bir stil. Klasik müzikte tam notalara göre çalman gerekiyor. Ben buna alışkın olduğum için sahneye çıkmadan birkaç saat evvel provalar başladı. Çok stresliydim, ‘Yahu hiç prova yapmadık’ filan diye düşünüyordum. ‘Don’t worry girl’ (Merak etme kız) dediler. Gerçekten sahnede müzisyenler istedikleri şekilde o an karar verebiliyorlar… Ve o karara göre, çalınamayacak şarkı yok bence.

Türkiye’de caz müziğin pek de popüler olduğu söylenemez. Türkiye’de doğup büyüseydin sence tarzın nasıl şekillenirdi?

Benim konserlerime gelen pek çok kişi ‘Caz’ın böyle bir stil olduğunu bilmiyorduk, yoksa daha evvel konserinize gelirdik’ diyorlar. Çünkü Caz’da da stil farkı var; alternatif caz, popüler caz gibi. Türkiye’de doğmuş olsaydım nasıl gelişirdi bilmiyorum ama belki de müzik ile hiç meşgul olmayabilirdim. Sanırım “Doğru zaman-Doğru Yer” denk geldi benim için.

İnsan seni ilk izlediğinde yeni ünlü oluyorsun sanıyor, gerçekten çok mütevazısın. Bu ayrı bir yetenek aslında. Hiç egon yok mu? Bunu neye borçlusun?

Ben Hollanda ve Türkiye’de iki kültürde büyüdüm. Anne-babam her iki kültürün en iyisini almamız konusunda çaba gösterdi. Çünkü her iki kültürde de farklı güzel şeyler var. Örneğin Hollandalılarda kesinlikle kendini övme yoktur, “Back to earth” derler yani “olduğun gibi görün”. Türkiye’de de sıcaklık, misafirperverlik çok değerli. Sanatımdan dolayı dünyanın birçok ülkesinde konserler veriyorum. Her ülkeden bir şeyler öğreniyorum. Bu da güzel bir kazanım oluyor.

Ailen Hatay’dan Hollanda’ya göç etmiş. Sen hiç Hatay’a gittin mi? Oraya gittiğinde ne hissediyorsun?

Çocukluğumda her sene iki hafta Karsu Köyü’ne giderdik. Annem babam köydeki çocuklarla oynamamızı ve Türkiye’de ailemizle tanışmamızı istiyordu. Bir de hayatın sadece Avrupa’dan ibaret olmadığını göstermek istiyorlardı. Şimdi eskisi gibi iki hafta zaman ayıramıyorum ama fırsat buldukça köyü ziyaret ediyorum. Karsu Köyü’ne en son bu yaz gittim. Çok güzel, çok heyecanlı geçti. Türkiye’deki ailem ve Karsu Köyü’nde yaşayanlar beni Facebook’tan takip ediyor.

Senin adın, aynı zamanda köyünüzün adı. Bir bağ hissediyor musun?

Ailem Türkiye ile olan bağlarım sürsün, köklerimizi unutmayayım diye bana Karsu ismini koymuş. Köyü seviyorum ve bağlarımız sürüyor. Benden ilham alan aileler çocuklarına Karsu adını koyuyor. Şu an benim bildiğim 5 kız çocuğu ismimi taşıyor. Bazen bana fotoğraf gönderiyorlar ve “Bak kızımızın adını Karsu koyduk” diyorlar.

Hayatının belgeseli çekildi. 22 yaşında herkesin başına gelecek bir şey değil bu.  17 yaşında bir yönetmen sana inanınca ne hissettin?

2007’de yönetmen Mercedes Stalenhoef normal müşteri olarak restoranımızda yemek yiyordu. Ben piyano çaldıktan sonra servise devam ettim. Kendisine servis yaptığımda ‘Deminki CD çok güzeldi, ismini verir misin” dedi. Ben de ‘O, CD değil, ben piyanoda çaldım’ dedim. Şaşırdı, sonra birkaç kez daha geldi. Bir keresinde kendini tanıttı ve beni takip ederek bir belgesel hazırlamak istediğini söyledi. Biraz düşünüp kabul ettik. Yalnız, bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk. Çekimler 2012’de bitti. Belgesel IDFA’de (International Documentary Festival Amsterdam) gösterime girdi ve çok ilgi gördü. Tabii 17 yaşında bir genç için çok değerli bir armağan diye düşünüyorum.

Bu belgesel sayesinde hayatının 5 yılı da kaydedilmiş oldu. Bu biraz tuhaf bir duygu muydu çekilirken ve sonrasında izlerken? Mesela filmi izlediğinde ne hissettin?

Beş yıl içinde çekimlere alıştım ama izlemek çok heyecanlıydı. Yönetmen Mercedes için de çok heyecan vericiydi. Belgeseli bitirip onay için bana ve aileme gösterdiğinde beğenip beğenmeyeceğimizi çok merak ediyordu. Biz onayladıktan sonra Mercedes çok sevindi. Hollanda’nın en güzel film salonu olan Tuschinski Cinema’da gösterildi.

Confession’ı yazdığında 17 yaşındaydın. Ne yaşamıştın? Ya da şarkılarını yaşadıklarından mı yazıyorsun diye soralım? Nelerden besleniyorsun?

Ben piyano arkasında 15-16 yaşında beste yazmaya başladım. Kendiliğinden gelişti. İlk yaptığım CD ‘Live aan ‘t IJ’, Muziekgebouw aan ‘t IJ tiyatrosu konser çekimi olarak yayınlandı. O zamana kadar yazmış olduğum parçaları kayıt ettik. Sonra ilk stüdyo albümüm olan Confession çıktı. Bu albümde hem eski bestelerim hem yeni bestelerim yer aldı. Ben her şeyden ilham alabiliyorum ve unutmayayım diye hemen telefonuma kaydediyor ve sonra bunu kullanıyorum…

İlk Türkçe şarkını yazdın. Gittikçe dile daha da hakim oluyorsun gibi duruyor. Türkiye’deki konserinde bu şarkıyı ilk kez çalıp söylediğinde neler hissettin?

İlk kez “Bekledim’ ve ‘Bırak Beni Böyle’ adlı Türkçe şarkılarımı Zorlu’da söyledim. Bu konserin DVD’si de çıktı. Çok güzel tepkiler aldım.

Hayatın boyunca verdiğin en unutulmaz konser hangisiydi?

Buna tek bir konser değil de beni çok etkileyen birkaç örnek ile cevap verebilirim:

  • İlk kez Carnegie Hall’de (2007) verdiğim konserde Caz ile tanışmam,
  • 2010’da Muziekgebouw aan ‘t IJ konserim. Biletler 5 hafta önce bitmişti.
  • Ricciotti Ensemble ile Göreme’de verdiğimiz konserimiz
  • Washington ‘Ahmet Ertegün’ Caz Serisi kapsamındaki konser
  • Endonezya ve Brezilya konserlerim…

Ses yarışmaları hakkında ne düşünüyorsun? Gençler katılıp buralarda kendilerini gösterebilirler mi?

Benim 15-20 yaş arasında olduğum dönem ses yarışmaları çok yaygındı. Beni de çok davet ettiler. Tabii ki bazı kişiler için böyle bir programa/yarışmaya katılmak yardımcı olabilir. Fakat biz o zamanlar tercihimizi o yönde kullanmadık. Ailemin bana söylediği şuydu: “Sen bu mesleği seviyorsan, istiyorsan devam et, biz seni destekleriz. Sen mesleğini ciddiye al ve en iyisi olmaya çalış. Hobini meslek yap.” Ben de gerçekten sevdiğim şeyi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum.

Türkiye’deki sektörde de yerini aldın. Hollanda ve Türkiye’yi müzik sektörü açısından kıyaslayabilir misin?

İnsanlar yapmış olduğum müziği seviyor, albümlerimi alıp konserlerime geliyorlarsa, ne mutlu bana. Hollanda’da bu sene “Hollanda’nın 100 caz sanatçısı” arasında seçildim. Bir de yakın zamanda HOTİAD (Hollanda Türkiye İşadamları Derneği) tarafından Kültür ve Sanat dalında En İyi Türk seçildim. Yani Hollanda’daki Türk toplumu da beni takip ediyor, bu da beni mutlu ediyor.

İstanbul’da yapmayı en çok sevdiğin şey ne?

İstanbul’u çok seviyorum. Fakat her gelişimde o kadar az zaman oluyor ki, şehri çok gezemiyorum. 2008’de kardeşim, annem ve ben birkaç gün yalnız İstanbul’u gezmeye gelmiştik… O zaman İstanbul ile tanıştım. Sonra dünyada New York, Bangkok, Paris, Londra, Monte Carlo, Yakarta, Sao Paulo gibi bir sürü şehir gördüm. Fakat en güzel büyük şehir İstanbul.

Adele’in Ahmet Kaya’nın şarkısını çaldığı iddialarına ne diyorsun? Benziyor mu sence de? Ya da böyle tesadüfler hep olabilir mi?

Takip etmedim konuyu ama oluyor böyle şeyler. Benim birkaç yıl önce yazdığım bir parça için bir tanıdık ‘Ya bu parça şu şarkıya benziyor demişti. Ben o şarkıyı hiç duymamıştım. Duyunca 'evet gerçekten benziyor’ dedim ve şarkımı çıkarmadım.

Bir öğrencinin konsere gidip eğlenmesi, bir ay maddi sıkıntı çekmesi demek. Artan konser bileti fiyatları için ne düşünüyorsun? 

Elimden gelse her gün ücretsiz konser vermek isterim, fakat büyük bir ekip ile çalışıyorum. Örneğin; Hollanda’dan ekibimle uçakla geliyoruz, otellerde kalıyoruz. Sahne için piyano kiralanıyor, piyano akort ediliyor. Aynı şekilde diğer enstrümanlar da kiralanıyor. Sahnede ses ve ışık teknisyenleri çalışıyor. PR faaliyetleri yapılıyor. Teknik olarak zorunlu masrafların karşılanması gerekiyor.

 

Röportaj: Erkmen Özbıçakçı

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle