GeriKampüs Gelini Öpebilirsin: Biz de varız demek istedik
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gelini Öpebilirsin: Biz de varız demek istedik

Gelini Öpebilirsin: Biz de varız demek istedik

2011 yılında post-hardcore/metalcore grubu olarak başlayan You May Kiss The Bride (YMKTB) ilk EP’sini aynı yıl içerisinde yayınladı. Türkçe sözlü şarkı yapmaya karar veren grup Gelini Öpebilirsin ismiyle “PARDON” diyerek dinleyicisiyle buluştu. 22-26 yaş aralığında olan grup üyeleri Korhan Yıldırım, Berke Çil, Enes Coşkun, Batuhan Özdemir ve vokalleri Gamze Lüküslü ile Kampüs okuyucuları için keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 122. sayımızın Tanıyalım köşesinden merhaba!

Kampüse hoş geldiniz. Gelini Öpebilirsin’in hikayesini dinleyerek başlamak istiyoruz.

Korhan Yıldırım: Biz grubu Batuhan’la (davul) birlikte 2011 yılında kurduk. Sonra Enes (Bas gitar) dahil oldu gruba. Sonra Batu bir süre ayrıldı aramızdan. Metal core müzik yapıyorduk ve sadece yurt dışındaki festivallerde çalıyorduk. Asıl yola çıkış sebebimiz zaten yurt dışı odaklıydı. Grup üyeleri bir süre sonra dağıldı. Sonra biz Gamze’yle buluştuk. Yılda bir ya da iki kere yurt dışına gidip konser vermektense, kendi ülkemizde daha yoğun çalışıp, bu arada da maddi olanaklarımızı, hayat standartlarımızı yukarı çekmek istedik. Bu anlamda kendimizi ileriye götürebilirsek, yurt dışı planlarımızı da gerçekleştirmeye devam edebilecektik. Gamze de bizim tarzımızda bir vokaldi. Yani grubun tohumu bir buçuk sene öncesinde, Türkçe şarkılar yapmaya karar verdiğimizde, ismini de direkt Türkçe’ye çevirerek atılmış oldu.

Bu süreçte Türkiye’de hiç müzik yapmadınız mı?

Korhan: Üç sene öncesine kadar yurt içinde hiç müzik yapmamıştık. Fatma Turgut’la bir single çalışmamız oldu. Aslında biraz da yapalım kenarda dursun dediğimiz bir işti ama güzel dönüşler alınca ikinci bir single çalışması denemek istedik. Yine Türkçe sözlü ama brutal vokal soundlarında olan “Artık Ben Yokum” şarkısını yaptık. Bu şarkıyı da Gamze’yle birlikte yapmıştık.

Yurtdışı bağlantılarınızı nasıl yapıyordunuz? Tanıdıklarınız var mıydı?

Tamamen kendi imkanlarımızla iletişim kuruyorduk. Moskova’dan bir mekan bulup, o mekanın sahibine mail atmak gibi. İlk Belarus turnemiz böyle oldu. En son 2014 Nisan ayında Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Belarus ülkelerini kapsayan “Kiss&Get Tour” turunu yaptık. Bu sırada dünyanın sayılı rock festivallerinden olan Groezrock festivali için düzenlenen “Battle of the Bands” yarışmasına katıldık ve binlerce grup arasından jüri oylaması ile ilk 30’a seçildik. Sonra 3. olduk ve Belçika’da ödül aldık. Bu bizim bir hayalimizi gerçekleştirmemiz oldu. Çünkü küçük yaşlardan beri dinlediğimiz Suicide Silence, The Ghost Inside, While She Sleeps, Carnifex, Whitechapel, Atreyu gibi tarzın önde gelen gruplarla çalma şansımız oldu. Onlarla aynı afişte olmak bile inanılmazdı. Sonra yurt dışında da tanınmaya başladık. 2017 yılında ise Wildways ile bir anlaşmamız oldu. Onlarla birlikte YMKTB, Ghost Tour adı kapsamında Ukrayna’da 2 şov beraber çalacaktık ama karşılığında onlar da bizden İstanbul’da bir konser ayarlamamızı istediler. Bu da tamamen bizim kendi imkanlarımızla onları ağırlamamız oldu aslında. 2 Mayıs’ta IF Beşikaş’ta yine Wildways ile bu turu sonlandırdık diyebiliriz.

Çok genç yaşlardasınız ve birçok başarıdan bahsediyoruz. Bunu nasıl sağladınız? Yurt dışından sizi çağırmalarındaki başarıyı neye bağlıyorsunuz?

Çok fazla inceliyorlar sizi. Yaptığınız işi, müziğin kalitesini, hatta sosyal medya hesaplarınızı bile kontrol ediyorlar. Gerçekten iyi olduğunuza inanırlarsa sizi çağırıyorlar. Biz baştan beri yurt dışı odaklı müzik yaptığımız için bu anlamda bizim vizyonumuzu yakın buldular. Ama bunun da en önemli sebebi disiplin. İlk turnemiz 18-20 yaşlardayken oldu. Ailesiyle kavga edenler oldu, izin problemleri oldu. Yaşadığımız yerin belediyesinden de yardım istedik bu anlamda. Onlara da teşekkür ediyoruz yani bir günde işlemlerimizi tamamlamamızı sağladılar. “Bensiz Bir Sen” şarkısının bu kadar ileriye gideceğini düşünmemiştik Türkiye’de. Ama yurt dışında yaptığımız işler Türkiye’de bizim referansımız oldu.

İlk Türkçe sözlü şarkı yapmaya nasıl karar verdiniz?

Korhan: Belçika’daki festivalden döndüğümüzde Seferihisar’da bir festivale katıldık. Bize sahneye çıkabilmemiz için bir yarışmadan geçeceğimizi söylediler. Biz de zaten büyük bir festivalden ödülle geldiğimizi söyleyerek bunu red ettik. Orada o iletişimi kurmuşken kendi ülkemizde bu tavrı görünce o zaman biz de varız demek istedik aslında. Bahsettiğimiz maddi sebeplerin yanı sıra diyebilirim.

Tarzınızdaki değişikliğe, vokaldeki değişikliğe gelen yorumlar nasıl oldu?

Gamze: Yaptığımız müzik aynı aslında ama kadın vokali görünce çok fazla eleştiri geldi. Aslında müzik cayır cayır aynı. Sadece brutal değil clean vokal var artık. Daha dinlemeden, ismi Türkçe yaptığımızda bile gelen tepkiler oldu tabi. Konuya iki farklı proje olarak bakmalarını istedik, zamanla da alıştılar zaten.

Korhan: Gamze’ye uygun olması adına aranjelerde oynama yaptık elbette. Vokalin sesini duymamız gerekiyordu. Türkiye’de müzik yapmaya karar verdiğimiz için de elbette buradaki kitleye, dinleyicinin kulağına hitap edebilecek eklemeler yaptık. Yurt dışında çok popüler isimler bile müziklerinde orta doğu ezgilerini kullanabiliyorken, biz neden kullanmayalım.

İki dinleyiciyi karşılaştırdığınızda, yurt dışındaki dinleyici ve buradaki dinleyici olarak arada ne gibi farklar var?

Korhan: Eleştiriler hep oldu, hep olacak. Yurt dışında bizi tanımayan insanlar bile bilet alıp konsere geliyorlar. Bizim ülkemizde bu durum çok farklı olduğundan konserlerimiz de son derece az insanla geçiyordu. Yurt dışında bu işe gerçekten eğlence amaçlı para ayırırken insanlar biz de tanıdıklar vasıtasıyla konserlere gitmek ve bilet almamak gibi bir gelenek oluşmuş.

Her şeyi kendi imkanlarınızla yaptığınızı söylediniz ama özellikle albüm aşamasına geldiğinizde destek verenler olmadı mı?

Bizim stüdyomuzun, Akustik Köpek’in sahibi olan Ali abi bu anlamda bize çok destek oldu. Ali Duyar, Bilge Duyar, Mustafa Karatay bizim gizli kahramanlarımız diyebiliriz. Biz müzikten daha çok uçak biletini, benzini vs düşünmekten artık yorgunduk. Bizim bir PR danışmanına ihtiyacımız vardı. Biz kiminle çalışırız, ne yaparız derken bize yol gösterdiler. PR anlamında da Razaki ile böylece çalışmaya başladık.

Albümde kimlerle çalıştınız?

Biz hep İtalya’daki prodüktörümüzle çalıştığımız için Türkiye’de bu işi kiminle yapabiliriz diye araştırırken, Alen Konakoğlu’yla tanıştık. The Kulube stüdyosunda yaptık. Mastering için Los Angeles’a gitti ama yine Türk bir müzisyen Evren Göknar yaptı. Yaylı kayıtlarını canlı kayıt olarak İstanbul Strings ile yaptık. İlk klibimizi de Ahmet Can Tekin yönetmenliğinde çektik.

Çok teşekkür ederiz. Son olarak bundan sonraki hedefleriniz neler?

Biz teşekkür ederiz J Bundan sonrasında yaptığımız çalışmaları Youtube kanalımızda yayınlamayı da düşünüyoruz. Sadece bu kanalı kullanarak da yapmak istediğimiz çalışmalar var. Devamlı konser veren bir grup olmak istiyoruz. Bilet satan bir grup olmak istiyoruz aslında. Konser takvimlerimizi de sosyal medya hesaplarımızdan mutlaka paylaşıyor olacağız.

Röportaj: Tuğba Badal

Yorumları Göster
Yorumları Gizle