GeriKampüs Feridun Düzağaç: "Matematik bizi kandırıyor" diye şarkı yazacak bir adamın öğrenciliği değildi benimki...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Feridun Düzağaç: "Matematik bizi kandırıyor" diye şarkı yazacak bir adamın öğrenciliği değildi benimki...

Feridun Düzağaç: "Matematik bizi kandırıyor" diye şarkı yazacak bir adamın öğrenciliği değildi benimki...

Dört yılın ardından 10. stüdyo albümü “10’a Özel” ile hayranlarıyla buluşan Feridun Düzağaç’la Hürriyet Kampüs okuyucuları için, Kampüslülere özel bir röportaj yaptık.

Kampüs’e hoş geldiniz! Sizi ve şarkılarınızı özlemişiz. Nerelerdeydiniz, neler yaptınız bu dört yıl içinde ve bugün birlikte olmamıza vesile olan 10’a Özel nasıl bir albüm oldu? Yol hikayesinden bahseder misiniz?

Çok teşekkür ederim. Bu dört yıl içinde konserlerimize devam ettik. Son iki yılında tekrar yeni bir albüm fikri üzerine yoğunlaşıp şarkılar, demolar biriktirmeye başladık. Son altı ayında da bu mesai yoğunlaştı. Albümün yol haritasında belirleyici olan Mehmet Esen’in Sanatoryum adlı şiirini bana verdiği gün oldu aslında. O güne kadar çeşitli nedenlerle, kendimce haklı bulduğum çekincelerle yeni bir albüm fikrinden oldukça uzaklaşmıştım. Fakat Mehmet’in şiirini okuduğum ve hissettiğim anda bunun şarkısını yapmak istedim. Bir yandan da başta Ata Akdağ olmak üzere şarkılar gelmeye devam ediyordu. Benim de demolarım vardı. Az önce de belirttiğim gibi, son altı ayında yaklaşık yirmi şarkı içinden, bu hepsinin hemen hemen ana teması hasret olan bu şarkıları 10’a Özel’de birleştirip dinleyicimizle paylaştık.

 

Yeni albümün basın bülteninde, bir küskünlükten, hatta bu albümü dostlarınızın ısrarıyla yaptığınızdan bahsetmişsiniz. Bize neden küstünüz?

Bu küskünlük gerekçeleri üzerine çok konuştum ve küskünlükleri anlatmak yeni küskünlüklere sebep oluyor aslında. Bu noktada toplum nezdinde bilinen insanların her iki kutuptan da pozitif ve negatif enerjilerle yüklü olduğunu görüyorum. O yüzden küskünlükler meselesini bir daha açmamak üzere kapatıyorum. Ama küstüğüm kesinlikle dinleyici değildi, tam tersine biz dinleyicilerimizle buluştuğumuz konserlerde, özellikle ilkbahar ve yaz aylarındaki festivallerde yaşadığımız anı bir oksijen çadırına benzetiyoruz. Bizi ayakta tutan, tüm zorluklara rağmen devam etmemizi sağlayan şey sorudakinin tam aksine dinleyicilerimizle birlikte olduğumuz zaman dilimleri.

 

 

Albümde müzisyen dostlarınıza bolca yer vermişsiniz. Geri dönmenizi isteyen dostlarınıza bu bir teşekkür albümü de oldu diyebilir miyiz?

Evet, belirttiğiniz gibi müzisyen dostlarımın bu albümde benden daha çok payları var. Bir kere manevi olarak, albüm yapmak konusunda tedirginliğimi ve küskünlüğümü yenmem noktasında son derece ısrarlı ve doğru davrandılar. Hep söylediğim gibi, çok sevdiğim, çok hayran olduğum iki gruptan birer şarkıyı söylemiş olmak bu albümün beni en çok şımartan noktası. PEYK ve Pinhani dışında Pişmanlık Sineması’nı kotaran sevgili Bedük ve Peyk’in şarkısını düzenleyen Multitap grubundan da bildiğimiz Sertaç Özgümüş ve az önce söylediğim gibi yıllarca bana sahnemde eşlik eden sevgili Ata Akdağ… Tam olarak bir dayanışma albümü olarak görüyorum ben bu albümü.

 

“Sanatoryum” şarkınızın klibi kısa bir film olarak yayınlandı. Klibinizin hikayesini sizden dinlemek isteriz.

Yapımcı şirketin açılış şarkısı, klip şarkısı olarak başka bir tercihi vardı aslında. Fakat biz, ilk sorunuza da verdiğim cevaptan yola çıkarak, Sanatoryum’a biraz borçlu hissediyorduk ekip olarak. Albümün mutfak tayfası olarak biz tereddütsüz bir biçimde Sanatoryum’a bir video klip çekmeye karar verdik. Bir önceki albümde “Kül” şarkımızın da videosunu çeken çok kıymetli arkadaşımız Can Fakıoğlu’na, onun da tercih ettiği bir şarkı olması nedeniyle Sanatoryum’u gönderdik. Öncesinde birkaç kez adalarda hem şarkının ruhuna hem de şarkının hikayesine uygun mekanlar aradık. İki günlük bir çekim sonunda da ağırlıklı olarak Heybeli ve Burgazada’daki çekimlerimizle de elimizdeki, benim kısa film demeyi tercih ettiğim video klip izleyicilerimize ulaşmış oldu. Ancak video klip konusunda artık bir devrin sonu geliyor sanıyorum çünkü her birimizin ellerindeki akıllı telefonlar ve bu teknoloji çağında müzik kanallarından maalesef yayın durma ya da yayın kapatma gibi kararlar alıyoruz. Bunu da teknolojinin ve dijitalin geldiği noktada çok rasyonel bir kararmış gibi tanımlamalıyız, bunun hakkını vermeliyiz diye düşünüyorum.

 

Zaman yaşımızla oynadığı kadar fikirlerimizle de oynayabiliyor. Yeni albümünüzde de “Pişmanlık Sineması” diye müthiş bir şarkı var. Sizin en köklü değişiminiz ne oldu bunca zaman içerisinde?

Valla zamanla ilgili kurulmuş bütün geniş zamanlı cümleler hemen hemen çok doğru önermeler ve tespitler içeriyor. Bunlardan en klişesi ama korkarım en doğrusu “zaman her şeyin ilacı.” Bu anlamda evet Pişmanlık Sineması Bedük’ten bitmiş hali geldiğinde beni ve yakın çevremi de çok heyecanlandıran, çok başka bir şarkı oldu. Müzikal anlamda ise en köklü değişikliklerden biri oldu diyebilirim. Ben, bu albümle ilgili gelen yorumlar içinde, geride kalan onca albüme rağmen hala bir şeylerin, değişik soundların, değişik düzenlemelerin peşinde koşmamı takdir eden bir dinleyici yorumunu gerçekten gözleri dolarak okudum. Hiçbir şeyin kredisine güvenerek, laf olsun diye bir albüm yapmadık. 10’a Özel de bir sürü filtreden geçmiş bir albümdür. Şu an geldiğim noktada geride bıraktığımı düşündüğüm küskünlükten dolayı kendime kızıyorum ve yeni şeyler üretmek için ilk günkü heyecanla, sabırsızlıkla bekliyorum.

Feridun Düzağaç: Matematik bizi kandırıyor diye şarkı yazacak bir adamın öğrenciliği değildi benimki...



Dijital hayatlar yaşıyoruz. Hepimiz oralarda online’nız. Sizin sosyal medyayla aranız nasıl?

Hem söyleyecek çok şey var hem de gerçekten söyleyecek hiçbir şey yok. Bu sohbeti okuyacak arkadaşlar aslında bir yanıyla teknolojik devrimin, bu dijital çağın 2000’lerin sadece başlangıcına tanık oldular. Benim neden bahsettiğimi anlamak için insanların eskiden mektupla randevulaştığı zamanlara dair biraz fikir sahibi olmak gerekiyor. Bırakın telefonla randevulaşmayı… Bu bizim için müzik ve müziğin insanın hayatındaki rolünden çok çalıyor. Her şey gibi tüm tüketim alışkanlıkları da birbirinden etkilenerek, içeriğini ve özünü yitirerek yaşanıyor. Bu konuda bir çalışma bir anket yapıldı mı bilmiyorum ama şu anda gençlere müzik dinleme imkanı sunan, dünyanın bütün müziğini bir aplikasyona sığdıran portallarda, bir şarkıya yirmi saniye zaman ayrılması yeterli olarak tanımlanıyor. Yani Spotify’da bir şarkıyı yirmi saniye dinlediğinizde o şarkı dinlenmiş kabul ediliyor. Benim bunun üzerine bir sitem ya da şikayet inşa etmem tabii ki mümkün ama sonucu değiştirmeyecek. Ben buna kartonet kokusu diyorum. Eski albümlere şarkı sözlerinin dışında bir mektup tadında bir şeyler yazardım ama artık yazamıyorum çünkü biliyorum ki cd dediğimiz fiziki formatlı şeyler tarihin müzesinde yerini aldılar bile çoktan.

Sosyal medyayla ilişkim ise sadece Instagram’da. Onu da toplumsal olarak ya da ülke genelinde yaşadığımız acılı zamanlarda, gergin zamanlarda takip etmemeye çalışıyorum. Benim için tamamen keyifli olduğum zamanların bir alışkanlığı. Onun dışında konser tarihleri ve diğer paylaşımlarımız için aktif tutmaya çalıştığımız bir Facebook sayfamız var. Tabii ben sadece kendi çağımın gereği olarak Instagram’la yetinebiliyorum ama sosyal medyadaki yoğun zamanın insanın akıl ve ruh sağlığına olumsuz etkileri olduğunu da bir tavsiye şeklinde paylaşabilirim.

 

Kampüs’te olduğunuz için sizin nasıl bir öğrenci olduğunuzu da merak ediyoruz. Okul hayatınız nasıl geçti?

Çok arzu ettiğim gibi geçmedi çünkü bütün tercihlerimi İstanbul’da yapmama rağmen son tercihimi kazanabildim. Doğup büyüdüğüm şehir Adana’da geçti üniversite hayatım. Bir iktisat fakültesi öğrencisi olmakla yetinmedim, sürekli yanına bir şeyler ekledim. Dil kursuna gittim, tiyatro kursuna gittim ve tabii en kıymetlisi kurduğumuz amatör grupla müzikteki yolumun taşlarını döşedim o zamanlarda. Kendi içinde çok sığ ve sıkıcı gibi duran o süreci zenginleştirmeye çalıştım. Ve bu söyleyeceğim şey duyanı çok şaşırtıyor ama benim öğrenciliğim üniversite öncesi son derece başarılıydı. Yani “matematik bizi kandırıyor” gibi bir şarkıyı yazacak adamın öğrenciliği değildi bendeki. Derecelerle bitirdim. Ama evet üniversitede kendi gerçeklerimle barıştım ve tanıştım herhalde. Çünkü çok net hatırlıyorum, mezuniyet diplomasını almak için öğrenci işlerine gittiğimde oradaki hocamız “Bu işte bir hata var, sen bu okulu bitirmiş olamazsın” dediği an dün gibi aklımda.

Röportaj: Tuğba Badal

Yorumları Göster
Yorumları Gizle