GeriKampüs Bora Duran: “Üniversiteliler ne dinleyeceğini iyi bilir”
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bora Duran: “Üniversiteliler ne dinleyeceğini iyi bilir”

Bora Duran: “Üniversiteliler ne dinleyeceğini iyi bilir”

73. sayıdaki İlham sayfamızda, son dönemin başarılı müzisyenlerinden Bora Duran ile beraberiz. Hit şarkı yapmanın incelikleri, müziğinin beslendiği kaynak, üniversite yıllarını ve çok daha fazlasını konuştuğumuz bu keyifli sohbete buyurmaz mıydınız?

Aslında seni 15 yaşında da tanısaydık şarkıcı olacağını, müzikle yaşayacağını tahmin edebilirdik herhalde. Çünkü müzikle ilişkin çok erken yaşlara dayanıyor. Nasıl bir hikayesi var içindeki cevheri keşfetmenin? 

Annem ile babam müziğe aşık insanlar. Babam ud ve bağlama çalar, annem de ona eşlik ederdi. Gözümü ilk açtığımda müzik vardı. Ortaokul yıllarında bir müzik öğretmeni (Necla Demirdelen) yeteneğim olduğunu keşfetti ve sağ olsun beni müziğe yönlendirdi. Ailemle beraber bana bir gitar aldılar ve gitar çalarak başladı müzik hikayem. Daha sonra Ege Üniversitesi Konservatuarı’nı kazandım ve uzun yıllar İzmir'de müzik yaptım. Sonrasında İstanbul.

 

Üniversite yılların, İzmir’de sahne tecrübesi… Üniversite zaten özgürlüklerin ilk tadıldığı yerdir, bir de üstüne sen sahne alıyordun. Öncelikle nasıl anıyorsun o yılları? Ve ardından parasız, lüksten uzak; ama gençlik özgürlüğüyle uçuşan yıllarla şimdi sahip olduğun şöhret ve dahasını karşılaştırdığında neler hissediyorsun?

Siz öyle hayal etmişsiniz ama üniversite yılları hiç de parasız, lüksten uzak değildi. :) Daha ilk ayında bir grupla çalmaya başladım ve macera da böylece başlamış oldu. İlerleyen zamanlarda ise neredeyse her gece çalmaya başladım hatta bu yüzden okulu biraz ihmal ettim. Ben hep müzisyen kafasında bir adam oldum. Asıl derdim çalmak, söylemek, eğlenmek, yeni insanlarla tanışıp yeni yerler görmekti. Bu hala öyle, yani benim şöhretle pek işim yok. Müziğimle tanınıp bilinmek ve daha geniş kitlelere ulaşmak derdindeyim. O zamanlarla bu zamanlar arasında o kadar çok fark var ki, sadece ruh desem gerisini anlarsınız eminim.

 

“Ben hep müzisyen kafasında bir adam oldum. Asıl derdim çalmak, söylemek, eğlenmek, yeni insanlarla tanışıp yeni yerler görmekti. Bu hala öyle, yani benim şöhretle pek işim yok.”

Bora Duran: “Üniversiteliler ne dinleyeceğini iyi bilir”

İzmir, Ege ve tarih boyunca suyumuzu dahi bölüştüğümüz kardeşlerimiz, dostlarımızın ülkesi Yunanistan. Türk – Yunan Dostluk Derneği ile ortak bir projede de yer aldın. Nasıl bir tecrübeydi ve sana neler kattı?

İzmir’de yaşarken Ege Bölgesi'nde çalmadığım, söylemediğim yer kalmadı ve Yunan dostlar ile temas kaçınılmazdı. Didim'de öncülüğünü yaptığımız "Barış Şenlikleri" kapsamında karşı kıyı Samos'tan misafirler ağırladık ve biz de sıkça ziyarete gittik. Bir nevi kültür alışverişi yapıldı. Harika zamanlardı. 

 

Her genç, yetenekli sanatçının hikayesindeki ortak noktaya geldik: İstanbul’a geliş! Tanıştığın ve birlikte çalıştığın isimleri tarif ederken ortaklaşan özellikler: kalite, pop kültürü dışında, ilkeli diye sıralanabilir. Vedat Sakman, Ezginin Günlüğü vs. Onlarla yolun nasıl kesişti ve devamında gelen şiirli çalışmalar sana ne kattı?

İzmir'de yapacaklarımı tamamladığıma inandığımda İstanbul’a geçiş kaçınılmaz oldu. Dinleyicisi olduğum müzisyenlerle ortak mabetlerimiz olan stüdyolarda yolumuz kesişmeye başladı. Zira ben sürekli onların peşindeydim. Kapılarını çaldım, müziğimi dinletmek ve paylaşmak istedim. Sonra sonra beraber çalışma fırsatı buldum. 

 

Enstrüman seçimin de bir hayli dikkat çekici. Klasik kemençe, sesi ilk duyulduğunda hayran kalınabilecek; ama pek de bilinirliği olmadığını söyleyebileceğimiz bir enstrüman. Müzisyenler eğitimini aldıkları enstrümanlarla duygusal bir bağ kurarlar mı? Senin klasik kemençe ile ilişkini anlatmanı istesek?

Ben ilk kez Barış Manço'nun ''Dağlar Dağlar'' şarkısında duydum klasik kemençeyi. O zaman aşık oldum diyemem ama çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Sonra sonra Yeni Türkü'ye olan sevgimle Cengiz Onural'ın kemençesiyle tanıştım ve hep içimi deldi geçti. Okulu kazanınca direkt seçtim. Gitar çalıyordum zaten ama renk sazım da kemençe oldu. Ben onu çok ihmal etsem de aşkımız hala devam ediyor.

 

Film müziği yapmak da ilginç bir iş. Hele ki “Organize İşler” gibi güçlü bir filmin. Film müziği yapmakla kendi albümüne beste yapmak arasında nasıl farklar var?

Organize İşler film müziğinin ekibindeydim ve asıl müzikleri Yıldıray Gürgen yaptı. Biz o dönem bir ekip halinde çalışıyorduk ve ben de elimden geldiği kadar katkıda bulundum. Kemençe, gitar çaldım. Bu tecrübe ile birçok dizi ve film müziği projesinde yer aldım. Albüm senin filmin, dizin. Bir de senin müziğinin istendiği filmler ve diziler var konu bu kadar.

 

“Her Sabah” ve “İnsan” 9 ve 10 şarkıdan oluşan albümler. Sektörün geldiği nokta ve albüm satışları düşünüldüğünde bu kadar çok şarkıyla albüm yapmak risk, diyebiliriz pekâlâ. Sen ne düşünüyorsun bu konuda ve bu tercihinin sebepleri neler?

Albüm her zaman bir müzisyenin isteğidir. Albüm yapmak daha hızlı ve daha güvenilir yol almaktır. Single kısa vadede sizi bir yerden alıp bir yere götürüyor gibi gözükse de şu tüketim halinde aslında hızlıca da gelip geçiyor. Yalan oluyor yani. 

 

Aslında yukarıda da bir nebze değindik ama, Vedat Sakman, Hüsnü Arkan, Fikret Kızılok gibi isimlerin yaşam çizginde bir şekilde adının geçmesi seni ve müziğini tarif ederken bize bir ışık oluyor. Peki sen kendi müziğini nasıl tanımlarsın ve bugüne kadar etkilendiğin, üniversitelilere takip etmelerini önereceğin isimler var mı?

Ben bu isimleri dinleyerek büyüdüm. Her biri benim için bir yazar aynı zamanda. Benim müziğimi tanımlayamıyorum, kategorize etmek istemiyorum. İçinde çok öğe var bence. Ben özgün bir müzik yapmaya çalışıyorum. Kimi zaman yaptıklarım çok popüler oluyor, kimi zaman arada kalıyor. Ben arada kalanları daha çok seviyorum ve onun peşindeyim. Üniversiteliler ne dinleyeceğini iyi bilir, beni de dinlerlerse sevinirim. :)

Bora Duran: “Üniversiteliler ne dinleyeceğini iyi bilir”

“Ben özgün bir müzik yapmaya çalışıyorum. Kimi zaman yaptıklarım çok popüler oluyor, kimi zaman arada kalıyor. Ben arada kalanları daha çok seviyorum ve onun peşindeyim.”

 

Hit şarkılar yapıp piyasada adından söz ettirdin. Sence hit şarkı nedir, nasıl yapılır ve müzikal nitelikle bir şarkının hit olması arasında bir ters orantıdan bahsedebilir miyiz?

Eskiden bunun tarifi benim için şuydu: Kalpten hissettiğin aynı zamanda yazıp söylediğin şarkı. Misal ben hiç şarkı yapmamıştım Gül Senin Tenin'den önce, hep denemeler vardı. Nasıl bilebilirdim hit şarkı yapmayı. Ama şarkıyı ilk yaptığım andaki enerjiyi ve ruh halini çok iyi hatırlıyorum. "Oldu işte oldu” demiştim. Benim sığındığım tek liman bu duygu, önce beni almalı şarkı. Hit mi, git mi bilemem.

 

Birçok genç üniversitelinin hayali şarkılarını senin gibi kitlelerle buluşturmak ve müzikal alanda ilerlemek. Onlara neler önerirsin?

Çok çalışsınlar, çok okusunlar, çok yaşasınlar ve kendilerine güvenip inansınlar.

 

Röportaj: Erkmen Özbıçakçı


Yorumları Göster
Yorumları Gizle