Hürriyet Cumartesi Haberleri

    Kaleden kaleye şahin uçurdum

    Ç. Begüm Soydemir / bsoydemir@hurriyet.com.tr
    08.09.2017 - 12:18 | Son Güncelleme:

    Üzerinde pek düşünmeden söylediğimiz “Orası çok eski mahalledir” lafının ucu nereye kadar gider? Sadece sokak isimleri bile insanı mazide tura çıkarabilir mi? Topkapı Kaleiçi’nde yerinde gördük.

    Bu kez ilk durak Taksim olsun kararıyla yola çıkıyorum. Bir haberim var; Taksim artık bu anlamda merkez değil, bir geçiş yolu. Otobüslerin toplu durduğu bir alan yok. Tabelada başlangıç ya da bitiş yeri Taksim görünse de semtin birkaç farklı noktasından ‘geçen’ hatlardan söz ediyoruz. Şaşkınlıkla savrulurken kendimi Harbiye’de, bazı hatların kalktığı durakta buluyorum.

    Kaleden kaleye şahin uçurdum

    İlk gelen otobüs, 87 numaralı hat. Işıklı tabelada ‘Taksim-Edirnekapı’ yazıyor ama tecrübeyle sabit; ne Taksim’den bindik, ne Edirnekapı’da ineceğiz... Şimdiye kadarkiler içinde en az duraklı hat bu; gidişte de, dönüşte de 21 durak var.

    Unkapanı, Vefa, Fatih, Karagümrük diye ilerleyip Edirnekapı’ya geliyoruz. Ben inmeye hazırlanırken, otobüs devam ediyor. Şuna alışığım: Son durak, daima o muhitin merkez sayılan yerinden bir-iki durak sonra oluyor. Ama bu sefer öyle de değil; semt değiştirip Topkapı Kaleiçi’nde kontak kapatıyoruz.

    EVLAT İNSANIN İKİ OMZUNDA YÜKTÜR

    Küçük meydanda durup bir süre, tarihi surlarla çevrili alanı seyrediyorum. 5’inci yüzyıldan kalma yapılar bunlar; insan dokunmak, bakmak, incelemek istiyor. İki yeniçeri heykelinin arasındaki kubbenin altından geçiyorum. Karşımda tramvay ve metrobüs durakları var. Geçidin gölgesinde, kollarına taktığı onlarca tespihi satan bir amca oturuyor. Selahattin Kızılbay, 72 yaşında, Elazığlı. “Ben üniversiteyi Mahmutpaşa’da bitirdim” diyor. Bahsettiği, ‘hayat üniversitesi’.

    Asker dönüşü orada konfeksiyon işi yapmış yıllarca. ‘Pala’ ya da ‘Kürt Pala’ diye bilirlermiş onu. Tespihleri gösteriyor; 5 TL’ye de varmış, 300 TL’ye de. 55 TL’lik ‘kaplan gözü’ tespihin, çekenin ağrılarını giderdiğini anlatıyor uzunca. Eşi ölmüş. Torununun çocuğunu görmüş ama “Evlat insanın iki omzunda yüktür” demekten geri durmuyor.

    Geçitten geçip dışarıda, sur duvarı boyunca uzanan çimlerde yürüyorum. En dibine geldiğimde, altımda yeni adıyla Turgut Özal, eski adıyla Millet Caddesi akıyor. Tekrar yeniçeri heykellerinin yanına geliyorum. Sağımda Fatih Belediyesi Topkapı Sosyal Tesisleri duruyor. Demin yürüdüğüm sur duvarının iç tarafı boyunca uzanan tesisin güzel bir bahçesi var. Kubbeli demir kapıya bağlanmış beyaz tüllerle yapma çiçekleri görüyorum. İçeride düğün mü yapılıyor? Evet, 350-1100 kişi aralığında tarihi sur manzaralı bahçe düğünü mümkün burada. Fatih Belediyesi’nin güzel bir hizmeti.

    Kaleden kaleye şahin uçurdum

    1558 tarihli Mimar Sinan şaheseri Gazi (Kara) Ahmet Paşa Külliyesi.

    ÇAY BAHÇESİNDEN GİRİLEN ERMENİ KİLİSESİ

    Mola sonrası Sulukule Caddesi’nde yürüyorum. Aya Nikola Rum Kilisesi’nin önündeyim. Zili çalıyorum, “Pazar günleri dışında kapalı” diyorlar. O ara keskin bir kimyasal kokusu alıyorum. Kokuyu izleyip bir atölyeye varıyorum. Çini ve desenli yer karoları yapan Yıldız Karo’nun 1956’dan beri açık olan yeriymiş. 54 yaşındaki, Yozgatlı ustabaşı Remzi Yıldırım’la konuşuyoruz. Ata mesleği bu Yıldırım’ın; dedesi Ermeni bir ustadan öğrenmiş.

    Ara sokaktan yine meydana dönüyorum. İleride bir kilise beliriyor. Nasıl gideceğimi araştırırken Saklıbahçe Çay Bahçesi’nde buluyorum kendimi. Çay bahçesinin içinde Surp Nigoyağos Ermeni Kilisesi’nin kapısı beliriyor. Buranın inşa tarihi hakkında net bilgi yok ama kaynaklar 1630 yılında açık olduğuna işaret ediyor. Günlerden pazar olmadığı için şanssızım; bu kilise de kapalı.

    Kaleden kaleye şahin uçurdum

    Çini ve karo işi, Yozgatlı ustabaşı Remzi Yıldırım’ın dede mesleği.

    Az ileriden Yıldızoğlu Börek göz kırpıyor. 70’lerin ortalarından beri börekçilik yapıyor 66 yaşındaki, Tuncelili Celal Yıldız. Açık ayrana baktığımı görünce “Bizim ayranımız biraz ekşidir çünkü organiktir” diyor. ‘Kimse yoğurdum ekşi, ayranım duru demez’ derler ama Celal Usta açık sözlü belli ki. Dediği gibi ekşi falan değil ayranı. Koca bir bardak, buz gibi ve çok lezzetli ayran 1.5 TL.

    Acele etmeden geziyorum ama asıl durağım en başından belli: Mimar Sinan eseri Gazi (Kara) Ahmet Paşa Külliyesi. Kanuni Sultan Süleyman döneminin önemli sadrazamı adına yaptırılan külliyenin tarihi 1558. 459 yıllık bir şaheser var karşımda; havasını solumak şart. Burayla şahsi bağım da var üstelik. Tam 20 sene önce son cemaat yerinin rölövesini çizmek üzere haftalarca gelip gitmiştim. İnsanlarla ölümsüz eserlerin ömrünü karşılaştırınca büyük anlam atfettiğimiz rakamlar nasıl da küçülüveriyor!

    Yolun karşısında bir de Arabacı Beyazıt Ağa Camii var. Fatih’in sekbanbaşı Bayezid Ağa, fetihten sonra yaptırmış bu küçük camiyi.

    Kaleden kaleye şahin uçurdum

    Elazığlı Selahattin Kızılbay, Kaleiçi’nin tramvaya giden geçidinde tespih satıyor.

    BENZİNCİNİN ARKASINDA TARİHİ TÜRBE VAR

    Buralara kadar gelmişken Panorama 1453 Tarih Müzesi’ni es geçemem. Millet Caddesi’nin öbür tarafına geçip Topkapı Kültür Parkı’ndaki müzeye yürüyorum. İlk iki kattaki panoları inceleyip buranın en can alıcı yerine çıkıyorum. İstanbul’un fethinin canlandırıldığı üç boyutlu panoramik manzaraya mehter marşları, top sesleri eşlik ediyor. Etkileyici bir görüntü. Kattaki dönemsel giysili çalışanın cep telefonuyla konuştuğu anları saymazsak tabii...

    Tekrar Millet Caddesi’ni geçip Pazartekke sokaklarına gire çıka meydana dönmeye karar veriyorum. Cadde üstündeki benzincinin arkasına dolanarak girilen Pazar Tekkesi Türbesi de, Yavuz Sultan Selim’in kızı ve Sadrazam Kara Ahmet Paşa’nın karısı Fatma Sultan tarafından 1571’de yaptırılan cami de bu sırada karşıma çıkıyor. 40’larda yıkılmaya terk edilip 1971’de betonarme olarak yapılan Fatma Sultan Camii’nin önünde bisikletle gezen 10 yaşındaki Muhammed ve 12 yaşındaki Melih’le laflıyorum biraz.

    Kaleden kaleye şahin uçurdum

    Tuncelili Celal Usta böreklerini yapmak için her sabah 03.00’te dükkânına geliyor.

    Önünden geçtikleri, bahçesinde oynadıkları, duvarına yaslandıkları, sokaklarında turladıkları yerlerin ne kadar değerli olduğunun farkındalar mı acaba? Şu an olmasalar bile ileride ne kadar güzel bir semtte büyüdüklerini anlayacaklar mı? Keşke ayrılırken “Dikkat edin çocuklar” deseydim...

    Kaleden kaleye şahin uçurdum

    DULLAR ÇIKMAZI’NA TAŞINALIM!

    İstanbul’un ne kadar eski bir semtinde olduğunuzu anlamak için sokak isimlerini takip etmek kâfi geliyor çoğu zaman. Kaleiçi turundan sonra bende en iz bırakan şeylerden biri işte onlar oldu. İnsan kendini ayrı ayrı hepsinin hikâyesini düşünürken buluyor. Keşke biri çıksa, hepsini bulsa, yazsa; artık sadece bir sayıdan ibaret olan yeni sokak isimlerine karar verenlere dağıtsa… Kaynata, Bayezidağa Yağhane, Un Değirmeni, Şeyhülislâm, Şerbethane, Koltukçu Tahir, Marifetname, Kahalbaşı, hele hele Dullar Çıkmazı sokaklarıyla 2334/1 Sokak bir olur mu hiç?

     

    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı