Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kalbinizi susturmanın new age yolları

Bütün büyük dinler, inanışlar, felsefeler acı çekmenin, olgunlaşmanın ve yücelmenin bir yolu olduğunu söyler.

Gerçekten de bazı acılar insanı değiştirir, vizyon sahibi kişiler ders bile çıkarır, olayları daha kabullenebilir bir boyuta indirgeyerek dünya olaylarına şaşırmaz hale gelir, olabilecek en felaket olaylara karşı dik durmaya çalışır, bir anlamda da büyür. Acılardan ders çıkarabilen insanlar mutluluklardan da daha çok zevk almaya başlar. Bir kedinin aptal bir yaprağın peşinde koşmasını gülerek izler, çocuklardan, çiçeklerden, gün batımından, müzikten şu anki yaşam trendinin reddettiği birçok küçük şeylerden zevk almaya ve gülmeye başlar. Yani acı bir süre sonra mutluluk getirir. Acının ne boyutta veya ne sebeple olduğu hiç önemli değildir çünkü herkesin acısı kendine göre en korkuncu, en yakıcısıdır. Hiç geçmeyecekmiş gibidir.

Ama geçer işte. Öyle ya da böyle sonunda hafıza savaşı kazanır ve minimize düğmesine basar. Kişiliklerden ödün verilmediği, soruna zor da olsa köklü çareler bulunduğu müddetçe bu formül hep böyle gider. İnsan egosunun acımasız, anaları tarafından güçlendirilmiş sipsivri köşeleri acılarla törpülenir. Yaşı ilerlemiş kişilere bakarsanız bunu daha net görürsünüz. Bir kabullenmişlik vardır üzerlerinde. Neden ben?’i sorgulamamaya, aşırı hırsın getirdiği o hain duyguya fazla da yenilmemeye gayret ederler. Kinlenmezler, hatta çok sevmezler bile. O bile bir tür zayıflıktır çünkü. İnsanın önce kendini düşünmesi bu yaşam boyutunun en önemli gerçeğidir. Bu bebeklikte ve yaşlılıkta en doruk noktadadır.  

 

New age akımlarının ilk kuralı insanın kendine dönmesi, kendini düşünmesidir. İnsanoğlunun acı çekmesini engelleyici metotlar sunar. Çünkü acı çekmek insan ruhunu köreltir, verimli olmasını engeller. Meditasyonu ele alalım. Meditasyon zihni boşaltmak, kendine dönmek, iç dünyanı keşfetmektir. Kaosu sevmez ve en basitin en güzel olduğunu öğretmeye çalışır. Beklentileri başkalarından değil kendinden karşılamaya yöneltir insanı. Belirli frekanslardaki müzikler kullanılarak ruh dinginleştirilir. Bazen de provoke edilir. Ama amaç yine de dinginleşmektir. Huzur her zaman birinci plandadır.

 

Natura terapi dediğimiz başka bir yöntemde ise doğanın uyumuna ayak uydurmak öğretilir. Doğanın seslerinin olağan güzelliği kullanılarak yine iç huzuru aranır. Kuş, dalga, şelale, yağmur sesleri gibi ritmik ama sakinleştirici frekansları kullanarak insan özüne döndürülür. Doğa sesleri armoniden oluşur ve bu armoniler her türlü betonlaşmada yine de mevcuttur ve bu sesler üzerinde transa geçtiğinizde vücudun ritmi düzelir.

 

Daha birçok akım var. Hepsinden bahsetmek çok uzun sürer. Hepsi kendine göre insanı sakinleştirmek ve ruhu dinginleştirmek içindir.

 

Bütün bunların arasında en derin bahsetmek istediğim müzik terapi. Belki kendime çok yakın hissettiğim için, belki de en etkili yöntemlerden biri olduğuna inandığım için. Bilemiyorum. Fakat pozitif müziğin en tehlikeli duyguları yok ettiğine defalarca şahit olmuşumdur. İnsanın zekâ düzeyi ve müzik dinleyebilme yetisinin birbiriyle alakalı olduğunu söylerler. Yani dinlediğiniz her müzik sizin için iyi olmayabilir. Burada ünlü düşünür ve matematikçi Pythagoras’un bir paragrafını ekleyeceğim hemencecik “<ı style="mso-bidi-font-style: normal">Armoni, olumlu ve iyi düşüncenin güzellikle doğrudan ilişkisini sağlar. ‘Güzel’ sözcüğü aynı zamanda uyum ve armoni demektir çünkü bu dünya, yaratıcısının ‘güzel ve iyi” olma isteğiyle var olmuştur. İyi eylemler onun doğasından ve uyumundan gelirler, bunu başarmak için armoni gereklidir. Yani dünya formunun esas doğasının armonik yapısı, gerçek güzelliğin ta kendisidir.”<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

<ı style="mso-bidi-font-style: normal"> 

Olumlu melodiler, insanın kin duygusunu, sapkınlıklarını bastırır. Dünya üzerinde büyük bir hızla düşüşe geçen “sevgi” olgusunu tetiklemek için doğru müziği dinlememiz çok önemlidir.

 

Müziğin her türünün sakinleştirici etkisi olduğunu söyleyemeyiz elbette. Serebral bozukluklarda bazı müzik türleri krizlere neden olabilmektedir. Örneğin kilise çanları, org, belirli caz türleri ve teknolojik müzikler bazı insanlarda depresyona yol açabilmektedir.

 

Terapik amaçlarla kullanılan müzik türleri insanın özüne gider, fiziksel, duygusal ve kavramsal ilişkiler kurar. Müzik terapi insanın enerjisini yükseltir, pozitif düşünmesini sağlar, duyguları harekete geçirir, belleği güçlendirir hatta bazı tip psikosomatik ve fizyolojik hastalıklara iyi gelir. Bugün kanser hastalarına bile pozitif müzik dinlenmesi tavsiye ediliyor.

 

Doğru müzik herkese göre değişir. Kısaca sevecen ve sakinleştirici etki yapan her türlü müziği terapik çember içine sokabiliriz. Çok önemli bir diğer nokta ise dinleyeceğiniz müziğin sizde nötr etki yaratmasıdır. Burada geçmişi hatırlatan eski bir aşk şarkısı, hüzünlü bir caz bestesi veya Carmina Burana gibi koral tetikleyicileri kastetmiyorum. Yarattığı duygunun huzur olduğu her türlü müzik size çok yararlı olabilir. New age akımlarında çok belirgin bir gerçek vardır. Bir süre için hiçbir şey düşünmemek ve hatırlamamak sadece huzur duygusunu hissetmek insanın en büyük ilacıdır. Bu felsefeden yola çıkarak dinleyeceğimiz her türlü müzik ruhumuzu iyileştirecek, acılara dayanıklı olmamızı sağlayacaktır.

 

Fiziki veya ruhsal çok ama çok yorgun olduğum günlerde tek yaptığım şey berjerime kıvrılıp bir kadeh şarap eşliğinde müzik dinlemektir. O anda hissettiğim tek şey notaların akışıdır ve bu akış beni her zaman o koltuktan hayata daha güçlü bir şekilde kaldırır ve yoluma devam etmemi sağlar. Hatta arada bir çok eskilerden kalma adımları hatırlar müziğe dans ile eşlik bile ederim. Her geçen gün yaşlanan bedenim doping alır, iki gün daha kazanırım yaşam periyodumdan.

 

Dede Efendi’nin dediği gibi... <ı style="mso-bidi-font-style: normal">“Müzik insan ahlakını düzenleyen kutsal bir bilimdir.” 

 

 

 

 

 

X