Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Kalbinin götürdüğü yere git’ dedi ve gitti

SABAHIN kör vaktinde, telefonumu elime alıp twitter’a girdiğimde haberi de aldım, Steve Jobs ölmüştü.

Elimde tuttuğum telefonu tasarlayan, onu mükemmelleştiren, şu an bu yazının yazıldığı bilgisayarı yapan, onu mükemmelleştiren adam, Apple’ın kurucusu artık yoktu.
Twitter’a dünyanın dört bir yanından olduğu gibi Türkiye’den de Jobs’la ilgili üzüntü mesajları yağıyordu.
Neydi bu adamın özelliği ki hepimiz üzülüyorduk. (İtiraf edeyim, daha sonra internette Jobs’la ilgili yazılıp çizilenleri okurken gözyaşı da döktüm, başka pek çok insan gibi.)
Peki neydi bu adamı bu kadar sevmemizi ve onu hiç tanımasak da arkasından gözyaşı dökmemizi sağlayan şey?
Tabii basit açıklamalar var, başta da söyledim, onun tasarım beğenisinin ürünü olarak hayatımıza giren ve hayatımızı baştan sona değiştiren bir sürü alet var. Uzun süre Macintosh bilgisayar kullanıcısı oldum, neden sonra bir hata edip PC’ye geçtim ama bir süreden beri yeniden Apple’cıyım. iPhone’um, IPad’im, IPod’um uzunca zamandan beri hayatımın ayrılmaz parçaları.
Bu mu yani? Bize bu aletleri verdi, onları bizim için tasarladı diye mi seviyorduk bu adamı?
Bence o kadar basit değil. Steve Jobs’un arkasından hepimiz üzüldük, çünkü bu adam tam da bize öğütlediği gibi yaşıyordu. Kalbinin sesini dinleyerek, içgüdülerine güvenerek...
Herkese, onun 2005 yılında Stanford Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde yaptığı konuşması dinlemesini salık veririm. Dün itibarıyla YouTube’da en çok izlenen video o olsa gerek.
O konuşmasında Jobs, kendi hayat hikayesinden yola çıkarak o yıl mezun olan gençlere öğütler veriyor. Aslında tek bir öğüt veriyor: Kalbinizin sesini dinleyin, başkasının değil kendinizin hayatını yaşayın, içinizden geleni yapın, sevdiğiniz işi yapın.
Çoğumuz maalesef buna cesaret edemeden, bize verilen kalıplarla yaşıyoruz. Olmak istediğimizi, yapmak istediğimizi değil, bizden bekleneni yapıyoruz. Yani başkalarının hayatını yaşıyoruz kendi hayatımız yerine.
Ve böyle olduğumuzun da farkındayız, kendimiz dahil kimseye söylemesek bile. Belki de bu yüzden, hep kalbinin ve içgüdülerinin sesini dinlemiş ve hayatta da çok ama çok başarılı olup iz bırakmış bu adamın gencecik yaşındaki ölümüne çok üzülüyor, hatta gözyaşı döküyoruz.
Dinince dinlensin.

Steve Jobs ile Bill Gates karşılaştığında

‘HERŞEY Dijital’ isimli bir platformun yıllık toplantılarının beşincisinde Steve Jobs ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates aynı sahneyi paylaşmayı kabul etmişlerdi.
Ama bu sahneden birkaç saat önce Steve Jobs başka bir söyleşi için tek başına sahnedeydi. Orada ona, ‘Hiç de sevmediğinizi ve sizi taklit ettiğini sık sık söylediğiniz Windows’un en büyük program geliştiricisi olmak nasıl bir his’ diye soruldu.
Kastedilen hepimizin bilgisayarında yüklü olan ve iPod’lardan başlayarak bütün ‘I’ ile başlayan cihazlara çeşitli şeyler yüklemekte kullandığımız ITunes programıydı.
Steve Jobs her zamanki gibi lafını hiç esirgemedi, ‘Cehennemdeki birine bir bardak buzlu su verir gibi hissediyorum’ dedi.
Birkaç saat sonra ortak program için Bill Gates de konferansın yapıldığı salona ulaştı ve elbette bu sözleri duydu. Steve Jobs’la yüzleştiğinde, ‘Yani ben cehennemi temsil ediyorum, öyle mi’ dedi. Jobs, elinde taşıdığını buz gibi bir şişe suyu uzattı Gates’e. Buzlar çözüldü.

Jobs bir şey icat etmedi olanları yeniden icat etti

BAŞKAN Obama’dan sokaktaki insana kadar herkes Steve Jobs’un ardından konuşurken, onun için ‘Büyük mucit’ diyor ama ben biraz farklı düşünüyorum.
Jobs ne bilgisayarı icat etti ne de kişisel bilgisayarı. Macintosh’ların ayırt edici özelliği olan desktop uygulamasını mesela Xerox’tan aldılar. Aynı şekilde cep telefonunu veya ‘akıllı telefon’ denen şeyleri de Apple ya da Jobs icat etmedi, bu alet de vardı. MP3 çalarlar için de aynı şeyi söylemem lazım, ITunes için de.
Ama Steve Jobs, bütün bu aygıtları o inanılmaz ve belki erişilmesi zor beğeni duygusuyla, mükemmeliyetçiliğiyle baştan sona yeniden tasarladı, belki de ‘yeniden icat etti.’
Aslına bakacak olursanız Apple, hiçbir biçimde paylaşımcı olmayan, en az Microsoft kadar sert rekabetçi ve rakiplerini ezmekten hoşlanan, işlerini müthiş bir gizlilik içinde yürüten, kapalı bir işletim sisteminden vazgeçmeyen ve bunun  tekel hakkını sonuna kadar sömüren bir şirket.
Ama bütün bunlara rağmen Apple seviliyor, Microsoft ise dünyanın her yerinde bir nefret objesi.
Bu da, bence Apple ürünlerinin mükemmel tasarımlarıyla ve yüksek kalite standardıyla izah edilebilir bir fenomen.

Jobs’un kendi sözleriyle ‘tasarım’

‘TASARIM, tuhaf bir kelime. Bazı insanlar tasarımın dış görünüşle ilgili olduğunu düşünür. Elbette öyledir ama eğer biraz daha derine inerseniz, gerçekte tasarım nasıl göründüğüyle değil nasıl işlediğiyle ilgilidir. Mac’in tasarımı, onun nasıl göründüğüyle ilgili değildir, dış görünüş tasarımın sadece bir parçasıdır. Ama öncelikle Mac’in nasıl çalıştığıyla ilgilidir. Çok iyi bir şey tasarlamak için bunu anlamak gerekir.’ (Wired dergisi, 1994)

 

X