Kalbi mi beyni mi durdu?

Ateroskleroz, sinsice ilerleyen bir yaşlılık hastalığı.

Haberin Devamı

Damar duvarını kalınlaştırıp, “aterom/plak” olarak adlandırılan bozuşmalara yol açıyor. Yumuşak plaktan kopan parçacıklar damar büyüklüğü oranında ‘kalp krizi’ veya ‘beyin felci’ne yol açıyor.

DAMAR yaşlanması uzun bir süreç. Bu süreci basitçe “damarların sertleşmesi, bir taraftan duvarları kalınlaşırken diğer taraftan içlerinde plakların oluşması” şeklinde özetlememiz mümkün. Sürece verilen genel isim “ateroskleroz”. Ateroskleroz atardamarları etkileyen, sessiz ve sinsice ilerleyen çok önemli bir yaşlılık hastalığı. Bir yandan damar duvarını kalınlaştırıp sertleştirirken diğer yandan orta ve büyük damarlarda “aterom/plak” olarak adlandırılan bozuşmalara yol açıyor. Plaklar ise damarın iç yüzünde oluşan kitleler. Oluşumlarında çok farklı patolojik süreçler söz konusu. Plaklar bir damarı tümüyle de tıkayabiliyor ama bu öyle pek sık görülen bir durum değil. Esas problem –ve bana göre en tehlikeli olanı- plağın yırtılması, plaktan kopan parçaların akıntıyla damar sistemi boyunca ilerleyip daha uçlardaki dar bir damarı –veya damarları- tıkaması.

Haberin Devamı

HAYATI TEHDİT EDİYOR

Herhangi bir yumuşak plaktan kopan parçacıklar kalp ya da beyinde ani bir beslenme bozukluğu ve oksijensizliğe, neticede tıkadıkları damarların büyüklüğü oranında “kalp krizi” veya “beyin felci”ne yol açıyor, hayatı tehdit edici neticeler ortaya çıkabiliyor. Özellikle “hassas plak” olarak da adlandırılan “yumuşak plaklar”ın yırtılması son derece önemli. Yırtılmayla plaktan kopan parçalar yanında yırtılan bölgede birdenbire oluşan ve hızla büyüyen bir kan pıhtısı damarı tamamen tıkayabilen bazı süreçleri harekete geçirebiliyor. Bu kalpte büyükçe bir alanı ilgilendirdiğinde veya beyinde büyük bir damarı tıkadığında ani ölümle sonuçlanabiliyor.

BİR ARAŞTIRMA ALANI

Kafanızı daha fazla karıştırmak istemem ama bu damar yaşlanması ve damarlarda plak oluşumu konusu çok ama çok önemli bir konu. Yaşlılıkta hatta orta yaşlarda başımıza gelebilecek pek çok sağlık sorunu bu süreçle doğrudan ya da dolaylı olarak ilintili. Zaten bu nedenle de son yıllarda damarlarımızdaki plak oluşumunu erken dönemde yakalamak, oluşan plakların yapıları ve risk düzeyleri hakkında bilgi edinmek çok önemli bir araştırma alanı haline geldi. Plakları stabilize etmek –kopmaları önlemek-, plakların büyümelerini durdurmak ya da bu başarılamazsa yavaşlatmak, plak yırtılmasıyla oluşabilecek süreçlere en kısa sürede müdahale etmek gibi konular özellikle kalp damar hastalıklarıyla beyin uzmanlarının temel uğraşı alanı oldu.

Haberin Devamı

TEŞHİSİ MÜMKÜN

Plak oluşumunu takip etmede kullanılan pek çok test bu amaçla geliştirildi. Çok duyarlı “doppler”, “ultrasonografi” cihazları sayesinde dışarıdan herhangi bir yaralayıcı müdahale yapılmadan damar duvarındaki en ufak bir değişiklik izlenebiliyor. Ayrıca damar içi değişimleri de yine aynı yöntemle izleyen, çözüm üretme yolunda çalışmalar yapan merkezler var. Günlük pratikte ise Hs-CRP testi, P.L.A.C testi gibi testlerden de yararlanılıyor. Bilgisayarlı tomografi kullanılarak koroner arterlerdeki veya beyindeki kireç birikimleri yüksek bir doğrulukla gösterilebiliyor. Ayrıca halen altın standart olan anjiyografik incelemeleri sayesinde beyin ve kalp damarının içindeki plakların oluşturabilecekleri fonksiyonel değişimler kayıt altına alınabiliyor. Kısacası modern tıp ve koruyucu hekimlikle uğraşanlar özellikle geçtiğimiz 15-20 yıllık süreçte bu “plak oluşumu” konusunda son derece hassaslar.

Haberin Devamı

Rahmetli Tuncel Kurtiz’in ölüm sebebini net ve açık olarak bilmiyoruz ama sorun bu “plak meselesi”nden kaynaklanmış bir beyin veya kalp krizi ile ilgili gibi görünüyor.

Toprağa değil, yüreğe gömülmek!

RAHMETLİ Tuncel Kurtiz ile hiç tanışmadım ama iki şey var ki beynimin en derin bellek merkezlerine yıllar önce yerleşmiş, bir daha unutulmamak üzere kazınmış: “Sürü” filmindeki muhteşem oyunu ve “Saat 12’yi 5 geçiyordu” şiirindeki ses tonu! Gazetemiz bize onun ünlü bir cümlesini de pek güzel hatırlattı: “Herkes ölür, kimi toprağa kimi yüreklere gömülür!” Tuncel Kurtiz kesinlikle yüreklere gömüldü. Hayata 77 yaşında veda etti ama bence pek çok yıl yaşayacağı kesindir. Nur içinde yatsın...

Haberin Devamı

Kimlerin plak riski yüksek?

40’lı yaşların üzerindeyseniz, özellikle erkekseniz –kadınsanız da son derece dikkatli olmanızı tavsiye ederim, çünkü ateroskleroz asla bir erkek sağlığı sorunu değildir, kadınları da neredeyse aynı ölçüde ilgilendirmektedir, çünkü artık maalesef kadınlar da sigara içmekte, kilolu kalmakta, hareketsiz bir yaşam sürmekte, hayatı daha karmaşık hale getirip daha stresli bir ömür sürmekte ısrar etmektedir-, ailenizde 50’li yaş civarında kalp veya beyin krizi geçirenler (kalp enfarktüsü geçiren veya felç olanlar) veya ani ölüm ile hayata veda edenler varsa, açık ya da gizli şeker hastalığınız, hatta insülin direnciniz söz konusuysa, kolesterol dengeniz bozuk –LDL kolesterolünüz, bilhassa küçük ve yoğun LDL parçacıklarınız fazla, VLDL ve trigliserid değerleriniz yüksek, HDL’niz düşükse-, sigara içiyorsanız ya da yakın zaman önce bıraktıysanız, hipertansiyon probleminiz varsa, özellikle göbekten ve gıdıktan kilo alma eğiliminde olan biriyseniz plak oluşumu konusunda daha dikkatli olmalısınız. Ayrıca son yıllarda HDL düşüklüğü yanında çok yüksek HDL’ye sahip olmanın da en az LDL yüksekliği kadar önemli bir risk olabileceğini gösteren çalışmaların olduğunu da bir kenara not etmenizde fayda var! Hareketsiz bir hayat süren, ürik asit seviyesi ve fibinojen konsantrasyonu yüksek olan, tiroid bezi yeterince çalışmayan, testosteronu uzun süredir düşük bulunan, strese açık, depresif eğilimleri fazla, öfkeye temayüllü kişilerde de bu tür plakların oluşması konusunda daha uyanık olma gereği var.

Haberin Devamı

Zaman zaman fabrika ayarlarımıza geri dönelim

CUMARTESİ sabahı Hürriyet’te Ahmet Hakan’ın “müsaadenizle” deyip birkaç günlük tatile çıkmasını ve “fabrika ayarlarına yeniden geri dönme” fırsatı olarak değerlendirme kararı aldığını okuyunca “Hepimizin zaman zaman bunu yapması lazım!” dedim. Her bedenin ve ruhun kendine özel bir “imalat şartnamesi”, kendine has bir “fabrika ayarı” vardır. Her yıl “fabrikasyon” check-up’lar yaptırarak sağlık taramalarından geçmemiz, bu taramalarla yalnızca fiziki şartnamemizin neler içerdiğini öğrenmemiz işte bu nedenle yeterli olmuyor. Mutlaka ama mutlaka bu şartname ve ayarların ruhsal yanını, ruh-beden etkileşimlerinin özelliklerini de öğrenmemiz ve ortaya çıkan sonuçları da gözden geçirmemiz, eksilenleri yerine koyup fazlalıkları törpülememiz gerekiyor. Hepimiz zaman zaman şu iki soruya kafa yormalıyız: bir, “Benim imalat şartnamem ne, bu şartnamenin içeriklerine uygun bir hayat yaşıyor muyum?”; iki, “Acaba fabrika ayarlarımdan uzaklaşmış olabilir miyim?”

Yazarın Tüm Yazıları