Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kafayı yediniz mi siz

<B>HER </B>zaman yazıyorum, yine aynı şeyi tekrar edeceğim bugün.<br><br>Her köşe yazarı arkadaşa bir e-mail adresi vermelerini şiddetle tavsiye ediyorum.

Çünkü bunu yaptığınız zaman gelen mektuplardan bu toplumun sağlıklı düşünme yeteneğini -eskiden olan az miktardakini bile- hızla tükettiğini görüyorsunuz.

Gördüğüm kadarıyla durum çok vahim.

Bana gelen mektuplardan çıkardığım kadarıyla toplumun yüzde 90'ı hayatta her şeyi anlamak istediği şekilde anlıyor.

Bunlara yeni bir fikri, farklı bir düşünme yöntemini hayatta anlatmanız mümkün değil.

Tepkilerinde ısrarlılar, kendilerini her durumda haklı görüyorlar, hayat hakkında bütün doğru kararları vermişler, bütün önyargıları onlar için mükemmel ve her yazıyı da, gazeteyi de tamamen farklı biçimde okuyorlar.

*

Örneğin hafta içinde yılın ilk yazısı olarak ekonomide bir tür canlanma işaretleri aldığımı yazdım ya.

Bunu benim satıldığım şeklinde yorumlayan okuyucu sayısı hayli fazlaydı.

Bu satılmış kalem suçlaması hayli ilginç bir zihinsel faaliyet ürünü.

Son derece global, soyut ve bu yüzden de kolay cevaplanamayacak bir niteleme.

Ancak bu kez benim kafam karıştı. Ekonomide bir hareketlenme görüyor olduğumu söylemem için kim satın almış olabilir ki diye uzun süre düşündüm.

Hesabımı kontrol ettim, Kemal Derviş'ten yapılmış bir havale göremedim, kafam daha da karıştı çünkü eğer satın alınma olayı varsa, böyle bir yazıyı yazmam için en ideal satın alıcı o olabilirdi.

Dolayısıyla havale yapılmadığından bu suçlama biraz havada kalmış gibi geldi bana.

Aslında bazıları suçlamanın soyutlama düzeyini daha da yükselterek yazmışlar yazacaklarını. Benim hákim sınıflar tarafından satın alındığımı belirtmişler.

Bu zihin yürütmeye göre anladığım kadarıyla hákim sınıfların gazetedeki temsilcisi Ertuğrul Özkök ve o bana maaş verdirttiği için de o beni satın almış oluyor.

İyi güzel de Amerika'da eskiden bir siyasi slogan vardı, ‘‘Where is the Beef’’ diyordu bu slogan, yani karşıdaki siyasi rakibine yöneltilen konuşuyorsun ama nerede yaptığın somut şeyler gibisinden bir soruydu bu.

Şimdi ben de soruyorum hákim sınıflara: Eğer beni satın almaya karar verdiyseniz Where is the Beef babam, haydi sökülün paraları da utandırmayalım arkadaşları.

*

Bazı okuyucular ise satın alındığım kanaatinde değiller. Ancak onlar da iyi her türlü yoruma karşılar.

Hiçbir şekilde iyi olana işaret eden bir yazı görmek istemiyorlar.

Benim o yazıda işaret olarak ifade ettiğim hiçbir tanesinin önemi olmadığını düşünüyorlar.

Anladığım kadarıyla batıyoruz, dibe vuracağız türündeki laflar onlarda ilginç bir rahatlamaya neden oluyor.

Ama ben hálá daha alıyorum iyi işaretleri ne yapayım yani. Bir CD satan dükkánda aralık ayına kadar CD satışları günde ortalama 10'a düşmüştü, şimdi günde 50'ye çıkmışlar.

Bu da güzel mesela ve hayır hálá daha satılmış filan da değilim. Emin olun herhangi biri satın almaya karar verdiği anda beni, ben de CD player'ımı değiştireceğim.

Bazıları da biz işsiziz sen neden bahsediyorsun diye yazıyorlar.

Şundan bahsediyorum: Hissediyorum ki Türkiye batmaktan kurtuldu. Her şey hemen iyi olacak değil ama dipten yukarıya doğru belirli bir tempoyla çıkacağız gibi geliyor bana.

Türkiye'yi Batı ülkeleri özel konumu nedeniyle korumaya aldılar.

Bu en azından çocuklarımız için çok güzel bir haber.

Ve ben hükümet direnmeyi bırakıp da reel sektöre destek vermeye başladığı takdirde işsizler ordusunun hızla işe dönüş yaşayacağına inanıyorum 2002'nin ikinci yarısında.

İşte bu kadar.

Şimdi bana müsaade, gidip bir bakayım banka hesabıma.

Bakalım beni satın alma konusunda fikrini değiştirmiş bir merci var mı?
X