Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kafasını yiyen adam

Serdar TURGUT

Biliyorum ki şimdi size vereceğim haber birçoğunuza orijinal gelmeyecek.

Hatta birçoğunuz, ‘‘Ne var ki bunda, bunu zaten biliyoruz’’ diyerek söyleneceksiniz.

Ama yine de ben cumhuriyet ilkelerine, milli değerlere, milletine bağlı, Atatürkçü, laik, ilkeli ve demokrat bir yazar olarak kendi hakkımdaki gerçeği size açıklamak zorundayım.

Şöyle ki: Edindiğim izlenimlere göre ben kafayı iyice yemeye başladım.

Bu eskisinden farklı bir kafayı yeme biçimi.

Birçoğunuzun tahmin edeceği gibi ben eskiden de pek normal değildim.

Ama o dönemde anormalliklerim kısa süren patlamalar halinde yaşanıp, biterdi.

Şimdi ise daha uzun dönemde, daha sessiz ve derinden giden bir delirme süreci yaşıyorum.

Bunun en büyük göstergesi de zaman zaman kafayı sadece bir şeye takmamla ortaya çıkıyor.

***

Örneğin son dönemde hipertansiyona taktım.

Aslında bu konunun kafama ilk düşüşü iki yıl önce oldu.

Son derece soğuk bir New York kışı günü SOHO civarında geziniyorduk.

Ben öğle vakti dört duble viski içmiştim ve dahası bunu kahvaltı olarak algılamıştım.

Anlayacağınız öylesine bir durumdaydım işte...

Dünyanın önde gelen alışveriş uzmanlarından biri olan Rana Hanım birden beni bir dükkâna soktu.

10-15 saniyelik bir incelemeden sonra bu dükkânda benim ilgimi çekebilecek herhangi bir şey olmadığına karar verdim. Çünkü burada içki satılmıyordu.

Rana dükkân sahibini zengin etme eylemine başladı, ben de etrafta bulunan aletlerle oynayarak vakit geçirmeye giriştim.

Birden orada bir minik cihaz gördüm. Parmağınızı sokuyorsunuz, tansiyonunuzu ölçüyor.

Soktum parmağımı, bir süre sonra ekranda 20'ye 15 yazdı.

Aleti hemen sakladım. Çünkü o anda ekranı gören birileri olursa öldüm sanıp beni tuhaf bir yerlerde gömmeye falan çalışabilirlerdi.

Gerçi sonradan o aletin bozuk olduğu ortaya çıktı ama delilik parayla değil ya ben de hipertansiyona o anda taktım işte.

***

En sinirlendiğim şey hipertansiyon ile tuz yeme arasındaki bağlantıyı öne sürerek ‘‘Tuz yeme’’ diyen insanlar.

Onlara sinirleniyorum, çünkü tuz ile tansiyon arasındaki meseleye de onların bu konuşmaları nedeniyle taktım.

Dedim ya size, derinden ve sessiz giden bir çıldırma biçimi yaşamaktayım, ne yapayım yani? Allah Allah...

Yaptığım incelemelere göre tuz az yiyin diyen bilim adamlarının dayandığı en büyük destek, Brezilya'daki Yanomami yerlilerinin durumuymuş.

Bu kabile üyelerinin ortalama normal tansiyonları büyük 9,5, küçük de 6'ymış.

Yani anlayacağınız normal tansiyonları biraz daha düşse insan olmayı bırakıp, yılan olmaya yatay geçiş yapacaklar.

Amerika'da normal tansiyon büyük 12, küçük 8 olarak kabul edildiğinden tabii ki işi gücü insanları rahatsız etmekten ibaret olan bilim adamları onları incelemişler.

Ve bilin bakalım bu inceleme sonucunda ne bulmuşlar:

Evet doğru bildiniz, bu tuhaf kabilenin elemanları hemen hemen hiç tuz yemiyorlarmış.

Yanomami yerlisi günde sadece 87 miligram tuz yiyormuş. Bu ise normal bir tuzluktan sadece iki kez yapılan sallama sonucunda çıkan tuza eşitmiş.

Amerikalılar ise normal olarak günde 12 bin miligram tuz yiyorlarmış. Aynı tuzlukla bu 266 kez yapılan sallama sonucunda çıkan tuz miktarına eşitmiş.

Bu tuhaf bilgileri de en az benim kadar deli olan Jeffrey Steingarten'ın ‘‘The Man Who Ate Everything’’ adlı kitabından aldım.

O da deli, çünkü düşünsenize tuz oranları hakkındaki doğru bilgilere ulaşabilmek için bile evinde deney yapmış. Ve de bir tuzluğu tam 266 kez sallayarak çıkan tuz müktarını ölçmüş.

O da deli değilse bilmem artık kime deli diyebiliriz ki? Değil mi ama?

***

Neyse, işte doktorlar aslında bu Yanomami yerlilerine bakarak şimdi bize ‘‘Aman tuz yemeyin yoksa tansiyonunuz çıkar’’ diyorlar.

Zaman zaman ben de bu tavsiyelere uyuyorum.

Örneğin kısa bir süre önce diyetimde tuzu tamamen kestim.

Ancak bunu kimseye tavsiye etmiyorum.

Çünkü beş ile altı gün sonra, aniden tuhaflaşmaya başlıyorsunuz.

Etraftaki insanlara bakarken eskiden ‘‘Ne kadar güzel kadın’’, ‘‘Ne yakışıklı adam’’ veya ‘‘Ne laik bir insan’’ şeklinde değerlendirmeler yaparken, tuzsuz rejim nedeniyle bu değerlendirmeler içerik olarak değişiyor.

‘‘Adamın baldırlarından ne güzel biftek olur’’ veya ‘‘Kadının kolları maşallah ne de yağlı, iyi hamburger eti çıkar’’ diye düşünmeye başlıyorsunuz.

Anlayacağınız cannibalizm başlıyor bir süre sonra, yani insan eti yemeğe eğilim gösteriyorsunuz.

Bu da çok normal, çünkü daha sonra anladım ki tuz yemeyen Yanomami yerlileri de birbirlerinin etini afiyetle yiyebiliyorlar.

***

Bazıları da diyor ki: ‘‘Tuz o kadar önemli değil, yaşamınızdan stresi uzaklaştırın.’’

Böyle diyorlar.

Yemin ediyorum hayatta en kızdığım, en gıcık olduğum tipler de bunlar.

Stresi nasıl atayım hayatımdan, ne yapayım yani Rana'yı mı öldüreyim?

Cinayete teşvik bu be...

Bunlar bilim adamı değil, provokatör vallahi de billahi de.













X