Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kadınlar ve erkekler-3

Serdar TURGUT

Evet farkındayım, bu yazı dizisi de ‘‘Hiç Bitmeyen Hikáye’’ (The Never Ending Story) filmine benzedi.

Ama ne yapayım, konu son derece derin.

Kadınlar ideolojik atakta ve birilerinin de çıkıp onlarla teorik düzeyde mücadele etmesi gerekiyor.

Yoksa biraz taviz verilirse dünya hegemonyasını tamamen ele geçirirler ve kısa süre içinde de tüm erkek cinsinin durumu Rana'nın kocası Serdar'ın zavallı haline dönüşebilir.

Yani anlayacağınız, kendimi insanlık için feda etmiş durumdayım.

* * *

Yeni kadın söylemi kendisine ‘‘Feminist’’ denilmesinden hiç hoşlanmıyor.

Kendilerine ‘‘Femaleist’’ diyorlar. ‘‘Female’’ İngilizce'de dişi anlamına geldiğine göre bunlar hafif abartılı çevirmeyle ‘‘Dişiciler’’ anlayacağınız.

Bunlar ‘‘EVET BİZ KADINLAR FARKLIYIZ. VAR MI BİR İTİRAZINIZ?’’ tavrını koyuyorlar.

Bu haykırışa hemen verilecek iki yanıt var:

1- Tamam ya, farklısınız hem de tamamen farklısınız bunu biliyoruz.

2- Haşa katiyen itirazımız yok, aman bize bulaşmayın da ne yaparsanız yapın.

* * *

Şimdi ilk bakışta kadınların farklı olduklarını söylemek için neden yeni bir ideolojik çıkışa ihtiyaç var diye sorabilirsiniz.

Bu sorunun cevabaını merak etmeyenler belki kafaları karışık yaşayacaklar, ama en azından mutlu ölecekler.

Ben ise maalesef sorunun cevabını biliyorum.

Bir süre öncesine kadar kadınlar için ayın belli günleri ve menopoz, klinik düzeyde ele alınan, hatta belki de üzerinde konuşulması ayıp sayılan konulardı

(ÖNEMLİ NOT: Kadınlar bu konulardan ne zaman utanırlardı -ki buna kadınların prehistoryası diyebiliriz- ve ne zaman utanmaktan vazgeçtiler bunu en azından benim pratikte fark etmem mümkün olmadı. Bu gazetecilik olayını atlamış olduğum için başta Hürriyet üst yönetiminden ve genelde halktan özür diliyorum.)

* * *

Femaleistler diyorlar ki ‘‘Artık biz vücudumuzdan utanmıyoruz. Ayın belirli günleri ve menopoz bizler için artık GURURLANACAĞIMIZ, kadınlığımızı derin olarak hissedeceğimiz olaylardır.’’

Böyle diyorlar.

Menopoz için fazla bir şey söylemeyeceğim. Amerikalılar çeşitli olumsuzlukları ‘‘kutlanacak olay’’ haline dönüştürüp bunlardan mutlu olabilmeyi çok iyi becerirler.

Bu, bir tür oto-psikiyatrik yöntemdir ve bence hiçbir sakıncası da yoktur.

Ben de aynen böylesine bir yöntemi andropozda uygulamayı düşünüyorum.

Sadece orada tek bir sorun olabilir, çünkü andropoza ne zaman girmiş olduğumu tespit edemeyeceğimi düşünen tanıdıklar çoğunlukta.

Hatta onların bir bölümü benim 7 yıldır filan andropozda olup bunun farkında olmadığımı söylüyor. Artık bilemiyorum gerçek nerede yatıyor.

* * *

Yeni femaleist söylem, aybaşını da politik bir mesele haline getirmiş durumda.

Gerçi bunu abartmasalardı itiraz edilecek bir şey de olmazdı.

Yani feminist hareket, bir zamanlar ayın belirli günleri meselesini politikleştirerek, işyeri çalışma koşulları konusunda hayli radikal değişiklikler yaptırmayı başarmıştı, kapitalist sınıflar ve onların sömürücü uşaklarına. (Önemli not: Son beş kelime için Hürriyet üst yönetiminden ve genelde halktan özür dilerim. Aniden kendimi tutamadım. Acaba andropoz bu kez hakikaten başladı mı?)

* * *

Ancak kadınların makul taleplerde bulunmayıp işi abuklaştıracaklarının ilk işaretini 1978 yılında yazmış olduğu ‘‘If Men Could Mensturate’’ (Eğer Erkekler de Aybaşı Olabilselerdi) adlı makalesiyle Gloria Steinem verdi.

(Önemli not: Gloria o zamanlar pek seksiydi ve eğer uygun bir teklif gelseydi ben onunla yatmayı katiyen reddetmezdim 1978 yılında. Şimdi düşünüyorum da o yıllarda teklifin kimden geldiği de aslında pek önemli değildi, ama tabii bu tamamen farklı, bambaşka bir yazı konusu olabilecek kadar derin ve zengin bir konu.)

Steinem'in makalesinde vardığı en önemli sonuç şuydu: Eğer erkekler de aybaşı olabilselerdi bunu da mutlaka bir erkeklik onuru haline getirip, ‘‘Benim aybaşım en uzun sürüyor, na'ber' diye övünürlerdi.

Bence bu, erkekler hakkında yapılmış olan en doğru tespitlerden bir tanesiydi.

* * *

Aybaşının politik bir mesele haline gelme tarihi bence o makalenin yayınlandığı gündü.

Sonra neler oldu neler.

Aslında onları da bugün yazma niyetindeydim.

Ancak genel yayın yönetmeni buna mani oluyor.

Yaklaşık 4 yıldır filan bu yazıyı bana kısa yazdırmaya çalışıyor. 9.75 puntoya takmış durumda, harfler okunmuyor diyor. Dünyanın neresine kaçarsam kaçayım beni bulup bu konuyu anlatıyor. Hiç susmuyor, hiç bıkmıyor, meseleyi katiyen unutmuyor.

YETER ARTIK. ÇEKTİĞİM BU ZULÜM YETER!!!

Ben de yazıyı bu baskı nedeniyle bugün kısa kesiyorum

(Yarın: Kadınlara göre bir ay neden 33 gün? PMS'deki P harfi neyi ifade ediyor?)



X