"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Kadınlar üzerine

<B>MİLLİYET </B>Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni <B>Mehmet Y. Yılmaz,</B> tarihini tam hatırlamıyorum ama herhalde 3-4 yıl önce Radikal'de yayınlanan bir yazısında şöyle bir cümle kurmuştu: <B>‘‘Türkiye'de meşhur bir yazar olmak istiyorsan, ya futbol yazacaksın, ya da kadınları...’’</B>

Yanlış hatırlıyorsam, kusuruma bakmasın, toyluğuma versin. Şimdi efendim, Mehmet Y. Yılmaz'ın şiar kabul edilebilecek pek çok cümlesi varken ben niye bu cümleyi sevdim ve takıldım hálá anlayabilmiş değilim.

Hayat ağlarını, beni bir gün futbol yazacağım şekilde ördü. İyi bir futbol seyircisi ve Galatasaraylı olarak bu duruma çok sevindim haliyle.

Fakat insanoğlu açgözlü bir yaratık. Yanlış anlaşılmasın, şöhret olmak gibi bir isteğim katiyen yok, utanırım. Fakat bir kadın yazısı yazmadan kariyerimi noktalamak da istemem.

* * *

Şimdi tamam, karar verdim, bir kadın yazısı yazacağım ama ne yazayım? Dedim ki kendi kendime; ‘‘Bak evlat! Karşı tarafı çözmek istiyorsan, onun gibi düşünmeye çalışmalısın...’’

Bu derin mevzuda bana rehberlik edebilecek bir kitap buldum, odanın ışıklarını söndürdüm, bizim katta çalışan kızlardan mum istedim, bir tane tütsü bile buldum hatta. Çok pardon, kadınlar böyle çalışıyor demiyorum. Affedersiniz, öküzüm ya kendimi kandırıyorum.

Sonra ambiansı kuvvetlendirmek için fon müziği aramaya koyuldum. Pek hisli müzikler dinlediğim söylenemez. Onu da -ismi lazım değil- bir arkadaşımdan temin ettiğim Bee Gees'in ‘‘Greatest Hits’’i ile çözdüm. ‘‘Massachusetts’’, ‘‘Words’’, ‘‘I Started A Joke’’, ‘‘How Can You Mend A Broken Heart’’ filan derken, ‘‘More Than A Woman’’da kendimi kaybetmişim.

Müzik desteğinden o dakika caydım. Kaynak kitaba yoğunlaştım. Ortaokul sıralarında sınıfça okuduğumuz ‘‘Kız Tavlama Teknikleri’’ kitabından üniversite yıllarına kadar faydalanmıştık. Ama ‘‘kahve falı/el falı uydurma’’, ‘‘hava olsun diye durup dururken etrafa dayılanma’’ gibi yöntemlerin yetmediği noktada bu başeserle vedalaşma zamanı geldiğini anlamıştık.

* * *

Bu sebepten dolayı, kadın ruhunu çözmüş bir erkeğin eserine yoğunlaşma kararı aldım. Yardımıma belli ki kadınları kalpten sevmiş olan ve bu sevgisini ‘‘Allah'a İnanmasaydım Kadınlara Tapardım’’ adı altında kitaplaştırmış olan Bekir S. Ünver koştu.

Kitabı bulacağım diye kendinizi harap etmeyin. Ben 1959 tarihli kitabı, şans eseri bir sahaftan bulmuştum. Yanlış kaynak seçmiş olabileceğim endişesiyle yine bizim kattan aklı başında bir hanımefendiye kitaptan şu bölümü okudum ve ne düşündüğünü sordum:

‘‘Kadına, kadınlığını kaybettirenlere çatmak, bağırmak, yakalarına yapışıp onlardan hesap sormak istiyorum fakat bunu yapamıyorum.

Kadını ne o tarafa çekip çarşafa koyun, ne de bu tarafa çekip çırılçıplak soyun! Hayır, kadını yalnız ve yalnız kadın yerine koyun, yeter!’’

Fikirlerine güvendiğim arkadaşım, ‘‘Doğru söylemiş adam’’ dedi.

Ben de o özgüvenle oturup, Bekir S. Ünver'in rehberliğinde ilerledim...

Ünver, kadınları gerçekten seviyormuş. Diyor ki: ‘‘Derler ki, hayatta en güzel şey; kadın sesi, su sesi, para sesidir... Ben derim ki; hayatta en güzel şey; kadın sesi, kadın sesidir. Anamızın sesi, karımızın sesi veya sevgilimizin sesi, kız kardeşimizin veya kızımızın sesi. Canımıza can katar, hepsinin ayrı nefesi...’’

Kadın sesi, yüksek perdeden çıkmadığı sürece katılıyorum ben de.

Sonra diyor ki kitapta: ‘‘Her erkeğin sevdiği bir kadın tipi vardır: Renk olarak esmeri, kumralı, sarışını ve beyazı sevenler... Şekil olarak tombulu, balık etlisini, zayıfı, narini, minyonu, iri yarıyı, uzun boyluyu tercih edenler...

Kadını kadın olarak görüp her renk ve cinsten haz duyanlar ise hemen hemen yok gibidir.’’

Burada muhalefet edeceğim. Tanıdığım pek çok erkek (isimlerini vermem pek uygun olmaz), farklı ortamlarda, gizli bir teşkilattan bahseder gibi ‘‘Biz ‘nefes alıp versin yeter abi'ciyiz’’ demiştir. Yani bu o insanların kadınlara duydukları derin sevgi ve muhabbeti göstermiyor mu, sorarım size.

* * *

Mecburen bağlayacağız yazıyı. Affınıza, sanata duyduğunuz saygıya ve hoşgörünüze sığınarak kadınlar için yazdığım bir dörtlükle bitirmek istiyorum yazıyı:

‘‘Kadınların hepsi bir çiçek/ Isırma sakın onları pis böcek/ Uç etraflarında gıdıkla onları/ Bak hepsi nasıl da güzel gülecek.’’

Umarım siniriniz fazla bozulmamıştır...
X