"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Kadınlar aşkı hep ilk bakışta çarpar sanıyorlar

Sevgili Güzin Abla, 24 Şubat Cuma günkü yazında "Sevgi emek mi ister" diyen okuruna söylediğin "Ama bazen bu sevgi ilk bakışta da çarpar seni.

Bazen de yavaş yavaş gelir ve yüreğine yerleşir" sözün çok hoşuma gitti.

Ben 28 yaşında bir gencim. 2004 yılında benden 6 yaş küçük bir genç hanımla ailelerimiz vasıtasıyla tanışmıştım. Yurt dışında olduğum için e-mail ve telefonlarla devam eden tanışmamız Türkiye’de buluşmamıza dek sürdü. Mayıs 2005’te bu güzel ilişkinin bitmesindeki sebep ise işte aynen bu senin sözündü. Kadınlar, aşkı ve sevgiyi hep ilk bakışta çarpar sanıyorlar. Hep ilk defada elektriklenme olur sanıyorlar, ama değil. Senin sözün de bunu doğruluyor.

O genç hanımla hálá e-mail ile görüşüyoruz. Ben yine yurt dışındayım. Aramızda kavga gürültü olmadan ayrılmıştık. O yüzden hálá görüşebiliyoruz. Ah, keşke hanımlar senin söylediğin gibi düşünebilseler. Mektubu yazan genç kızın "Bu zamanda bana değer veren, emek veren, sevip sayan, el üstünde tutan birini sırf yüreğim kıpır kıpır olmuyor diye reddetmek doğru mu" sözü de dikkate değer. Reddetmek doğru değil. Yüreğin kıpır kıpır olması için ise yaşanan ilişkiye süre tanımalı bence. Belki iki tarafın da yüreği hemen hop etmeyebilir, ama ilişkiye son vermek ya da insanları reddetmek mi gerekir? İlk zamanlar olmasa bile sonradan ne aşklar doğabilir. Sanırım kadınlar aceleci ve de çok çabuk karar veriyorlar. Yazık olmuyor mu?.

RUMUZ: AMERİKA’DAN


Bana göre de o ilk bakışta yüreğini hop ettiren aşklardan çok, yavaş yavaş gelip yüreğe yerleşen, karşılıklı saygıyla, sevgiyle, anlaşmayla ve birbirini tanıdıkça pekişen aşklar daha kalıcı oluyor. Bazen o ilk bakıştaki aşk, tam tersine karşındakini tanıdıkça, onun hiç de umduğun kişi olmadığını gördükçe, yok oluveriyor da. Bu ağır ağır oluşan, giderek değer verdikçe güçlenen aşk, daha uzun ömürlü olabiliyor.

Senin bu genç hanımla şanssızlığın, sanırım aranızdaki o ciddi mesafeden, birbirinizden çok uzakta olmanızdan kaynaklanıyor. Seni iyi tanımaya çalışsaydı, eminim sende gerçekten çok değerli noktalar bulabilecekti. Evet, bence de acele etmiş. Evet, bence de bazen genç kızlar aceleci davranabiliyorlar.

Bir de insanlar kendilerine önem vermeyen, onları üzüp, inim inim inleten erkeklere (ya da kızlara) ilginç bir şekilde daha fazla değer veriyor ve daha çok sevdiklerini sanıyorlar. Sanıyorlar, diyorum; çünkü aslında sevgi bu olamaz.

Evlenmeden birbirini tanımak çok önemli

Köşenizde "Kızları kandırmak için dinimizi kullanıyorlar" başlıklı yazıda, ’Dinimize göre bir erkek ile bir kızın dolaşması ve hatta konuşması bile yasak’ deniyor. O zaman doğal olarak insanın aklına gençlerin birbirini nasıl tanıyacağı geliyor. Bir kızla tanıştığımda, evlenmeden önce onu tüm iyi ve kötü yönleri ile tanımak isterim. Bunun için de elbette onunla gezmek, dolaşmak gerekir. Evlilik kararı büyük bir risk; geriye dönüşü, hatanın telafisi olmuyor. Gençler bence evlenmeden önce cinsel açıdan da uyum içinde olup olamayacaklarını anlayabilmeliler. Ben evleneceğim kızla cinsel deneyim yaşamadan asla nikah masasına oturmam. Cinsellik sadece yaşamın bir parçası olarak görülmemeli. Gençlerin birbirlerini tanıması açısından da son derece gerekli.

O hanım zaten 29 yaşına gelmiş, sakın evlenmesin! Onun gibiler ne kadar az evlenip, o kadar az çocuk sahibi olurlarsa o kadar iyi olur bence.

RUMUZ: MERARİ

Bir dönemlerin Türk filmlerine çok kızgınım

Güzin Abla, köşenden her zaman kendime yön vermeyi başarmışımdır.

"Benim hiç arkadaşım olmadı" diyen arkadaşla aynı durumdaydım. Ailem kimseye güvenmezdi. Eve getirdiğim arkadaşlarıma da mutlaka bir bahane bulurlardı. Kapı komşumuz olan, tam onların istediği gibi bir arkadaşım vardı. Ona bile yollamazlardı. Bahaneleri hemen hazırdı: "Arkadaşlık çıkar içindir. Senden bir çıkarı olmasaydı sana yaklaşmazdı." Arkadaşlarım bana hediye aldıkları zaman aileme gösteremezdim. Yoksa "Sen karşılığında ne verdin" derlerdi. Arkadaşlarımın doğum günü oldu mu gidemezdim. Babam hemen "Kolana ilaç atarlar" diye söylenmeye başlardı. O dönemin Türk filmlerine çok kızgınım bu yüzden...

7. sınıftayken babam, 19 Mayıs gösterilerine bile göndermedi beni "Stada bomba atarlarsa kaçamazsın" diye. Onun yüzünden 3-4 ay okul nöbeti tuttum okulda, ceza olarak. Gerçek erkek arkadaşlarım vardı, ama sadece sınıfta konuşurduk. Dışarıda hiçbir arkadaşıma selam bile veremezdim. Adım sınıfta yabaniye çıkmıştı. Neyse zorluklarla liseyi bitirdim. Polislik sınavlarını kazandım. Kurtuldum dedim, kendi hayatımı yaşarım dedim; olmadı. Babam ona da engel oldu. Daha sonra çalışmaya başladım. Gençsin ve en önemlisi aşıksın, bir arkadaşın yok ki konuşabil, önünde engel var... Derken bir gün dayanamayıp, sevdiğim kişiye kaçtım. Büyük bir hataydı. Gerçi resmi nikah oldu. Ama kurtulmak istediğim ailemle ancak geçtiğimiz Kurban Bayramı barıştım; 2 sene hasret çektim.Gelelim evliliğime... Şimdi de arkadaşım yok, hiç özel hayatım yok; çünkü eşim karşı. Eşimle aynı işyerinde çalışıyoruz. 24 saat beraberiz. Sabah iş, akşam ev. Şu anda bir çocuk istiyorum, o da olmuyor. Eşim tedaviye de karşı çıkıyor. Bunalım içindeyim. Keşke kaçmasaydım; ailem sıkıyordu, ama insanın eşi böyle davrandı mı daha çok zoruna gidiyor.

RUMUZ: DERTLİ


Haklısın güzel kızım. Belli ki aile baskısından kurtulmak için fazla düşünmeden, eşini tanımadan kaçmaya kalkmışsın. Bu defa da aynı baskı eşinden gelmiş. Gerçekten ilginç bir kader!

Ama bence, sana bu kadar baskı yapan bir adamdan çocuğun olmaması daha iyi. Bakalım bu baskıya ne kadar dayanacakzsın.
X