"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Kadınına göre aşk

Geçen hafta arka arkaya iki Monica Bellucci izledim ve bu kadının övgüler alan, Türk tipine uygun güzelliğinin benim estetik anlayışıma göre olmadığını anladım.

(Yok, kıskanmıyorum, zira yakın çevrem de benimle aynı fikirde!)

Özellikle Fransız zarafetinin en güzel örneği Sophie Marceau ile çevirdiği “Dönüşüm”de ikisi arasındaki fark barizdi.


“Aşka Dair”de ise birlikte olunan ama aşık olunmayan kadını oynuyordu Bellucci.


Hiç şaşırmadım doğrusu.


“Aşka Dair”, ilginç bir film.


Bir adamın iki farklı kadınla, iki farklı ilişkisini anlatıyor.


Erkeğin rolünün bir ilişkiden diğerine nasıl değişebileceğini ve ilişkilerdeki dinamiklerin farklı olduğunu da gösteriyor.


Filmdeki Roberto, Alba’ya karşı ne kadar soğuk, mesafeli ve hepsinden önemlisi ilgisizse, Sara’ya karşı da o kadar sevgi dolu, hassas ve tutkulu.


Alba’dan bahanelerle uzaklaşırken, Sara’yı el üstünde tutuyor, aşkını her fırsatta dile getirmekten çekinmiyor, onunla her anını birlikte geçirmek için fırsat yaratıyor.


Birinci ilişkisinde mutsuz, saçmalıyor, ikincisinde ise yüzü gülüyor.


Ve bu filmden çıkan, insanın aklına ilk gelen cümle de şu oluyor: “Aşık olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu”...


Avatar için gün sayıyoruz


Sinemada tarih yazacağı iddia edilen “Avatar”ın tüm dünya ile aynı anda Türkiye’de de vizyona girmesine sadece 3 gün kaldı.


2 saat 40 dakika uzunluğundaki “Avatar”ın dünyadaki ilk gösterimi ise geçen cuma Londra’daydı.


Filmi izleyen yazarlara pazartesi gününe dek tek bir kelime bile etmemeleri için bir kağıt imzalattılar.


Yorum alınamasa da yazarların gülen yüzlerinden filmin bekleneni verdiği tahminleri yapıldı.


Pazartesi olup da ilk yorumlar geldiğinde ise biraz kafa karışıklığı oluştu.


2154 yılında geçen “Avatar”ı her telden çalan, hızlı bir araba yarışı gibi buldu yazarlar.


“Titanik”ten 12 yıl sonra “Avatar” için kamera arkasına geçen James Cameron için “çantasının içi fazla dolu çıktı” yorumları yapıldı.

Irklar arası bir aşkı konu alarak “Twilight” tarzı bir romantizmden medet umduğu, çevre bilincini fazla ön plana çıkararak sinemanın Al Gore’u olmaya soyunduğu söylendi.


Peki ya manzara?


İşte o konuda herkes hemfikir; “Avatar”ın görselliği muhteşem olmuş.


Bekleyelim, görelim...


Kurbağa Prens’i öpmeyin


Lütfen iğrenmeyin, “bööğğ” de demeyin.


Çocukken ben kurbağalarla pek bir haşır neşirdim.


Erenköy’deki evimizin bahçesindeki su birikintilerinde balık gibi yüzen kurbağa yavrularının gelişimlerini yakından takip etmeyi marifet sayardım.

Güneş açıp, küçük birikintiler kurumaya yüz tutunca onları daha büyük göletlere transfer eder, hayatlarını kurtarırdık.


Bu yardım işini fazla ciddiye alınca annemin “kurbağayla oynama, elinde siğil çıkar” uyarıları gecikmedi tabii. (Bu arada sonradan öğrendim ki kurbağa ve siğil arasında bir bağlantı yokmuş.)


Bakıyorum da şimdiki çocuklar da “Kurbağa Prens” hikayesi ve Disney’in harika filmi “Prenses ve Kurbağa” sayesinde kurbağalardan tiksinmiyor.


Dahası masal alemine fazla dalıp, kurbağaları sevenler, hatta öpenler (apartman çocuklarından bahsetmiyorum tabii) bile oluyormuş.


Sonuç; uyarı tabii.


Amerikalı veterinerler birkaç gün önce çocuklara kurbağalardan uzak durun çağrısı yaptı.


Kurbağaya dokunmak ve öpmek, siğil değil ama salmonella enfeksiyonuna yol açıyormuş.


O zaman rica ediyorum, bu bahane olsun ve biyoloji derslerinde kurbağalar üzerinde uygulanan sadist deneyler de yasaklansın lütfen.


Madem sevemiyoruz, işkence de yapmayalım. Kurbağa Prens, en güzel haliyle masallarda ve filmlerde yaşamaya devam etsin.

Yorgunluk bahane olmasın!


MFÖ, Amerika turnesinin son ayaklarını yorgunluk nedeniyle iptal etmiş.

Mazhar Alanson “yorgunum” diyerek, Washington ve Boston’daki konserlere çıkmayınca, Özkan Uğur ve Fuat Güner’in eli kolu bağlanmış.

Acaba?

Oraya kadar git, bilmem kaç saat uç, okyanusu geç, sonra da “yorgunum” diyerek son konserlerine çıkma.


Sakın bu işin içinde başka bir iş olmasın?


Ya o konserler için yeterli bilet satılmamıştır.Ya organizatörler vaat ettikleri parayı ödememişlerdir.


Ya da organizasyonda ciddi bozukluklar vardır.


Kim bilir, asıl yorgunluk yaratan şeyler belki de bunlardır!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI