Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kadına şiddet her tonda, her yerde

MİLLİ Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’ya, MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un “Koparırım senin o dilini” demesi hak ettiği tepkiyi bulmadı.

Bulut, Çubukçu’dan özür dilemiş olsa da kadına yönelik şiddet, baskı, ayrım farklı tonlarda hayatın her alanında ‘sakat bir kültür’ olarak varlığını sürdüğünden, böylesi eylem ve söylemler en sert tepkiyle karşılanmalı.
O zaman belki bu tür olayların sayısı azalabilir; ancak kadın vekillerden dahi beklenmesi gereken yüksek sesin çıkmaması dikkate değer bir durum.
CHP’li, MHP’li, BDP’li kadın vekiller ayrı veya ortak bir tavır geliştirseydi ne güzel olurdu; ama öncelik AKP’li vekillerden en gür sesin çıkmasıydı.
Artık özrün ötesine geçilmeli; ancak bu seferki özürde, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin etkisi hissedildiğinden sevindirici bir yan bulabiliriz.
SADECE KADIN TEPKİSİ YETMEZ
Liderler bu konudaki özeni en yüksek düzeyde tutarsa, o sakat kültürün alt edilmesi daha kolaylaşır, her liderden ayrımsız tavır beklemek de hakkımız.
Örneğin keşke Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu’nun odasını basması karşısında bu tavrı bulabilseydik.
O gün de en azından kadın milletvekillerinin ortak bir tavır beklenebilirdi; ama artık ‘o tavır’ önce erkeklerden gelmeli, çünkü asıl küçük düşen onlar.
Bu vesileyle Arınç’ın o gün, “Basmak isteseydim tek başıma mı basardım” demesinin üzerinde hiç durulmamasını da hep yadırgadığımı belirteyim.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın Arap kadınını küçük gören sözleri üzerine, CHP’li kadınların tümünü aynı tornadan çıkmış diye nitelemesi de son dönemin başka bir sorunlu söylemi oldu.
Bir yandan kadının siyasetteki oranını yükseltmekten söz edip, diğer yandan şiddet içerikli eylem ve söylemlere başvurma, hatta onları topluca suçlama, dışlamak eğilimleri tabi ki sadece siyasetle sınırlı değil.
Baksanıza, 13 yaşıdaki kız çocuğu ile cinsel ilişkiye giren onlarca erkeği, “Canım çocuk da itiraz etmemiş” diye temize çıkaran kararlar alınabiliyor.
ERKEK DOĞURANA KADAR BEKLE!
Hiç sağa sola dönmeyelim; bu kararlar erkek gözüyle alınıyor ve kadın, her alanında hak ettiği yere çıkarılmadığı sürece de böyle kararlar çıkacak.
Azıcık izan sahibiyseniz, işte gelin de son yargı seçimine bu gözle bakmayın.
Hani daha yeni anayasaya, kadına pozitif ayrımcılık diye bir hüküm kondu.
Ama ne ayrımcılık(!); yargıda birinci sınıf hakim ve savcı arasında kadın oranı yüzde 20’nin üzerinde olduğu halde, yüksek yargıya seçilen 211 üye arasına sadece 6 kadın sokuldu; kendilerinden özür dilerim ama, maalesef ikisinin seçiminin arkasında eş föktörü olduğu algısı ister istemez yaratıldı.
Çok gerekçe üretiliyor da hele hele, “Kadın doğumda mazeret izni kullanıyor. O da siciline işlendiğinden, erkekten geri kalıyor” anlayışı doğruysa vay kadının haline; çünkü erkekler doğurana kadar bekleyecek demektir!
Bunun ötesi hikaye; çünkü halen kadın üye oranı Danıştay’da yüzde 50’ye, Yargıtay’da ise yüzde 40’e yakınsa her şey apaçık ortada, yani kaynak var.
NECMETTİN ERBAKAN’a kim nasıl bakarsa baksın o, Türk siyasetinin en önemli simalarından, liderlerinden biri olarak hayata geçti. Tüm yaşamını siyasette vermiş biri olarak Erbakan geride önemli bir siyasi miras bıraktı; siyasete renk kattı, kadrolar kazandırdı. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyorum.
X