"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Kadın olmak

Kadın olmak zor filan demeyeceğim. Ama zor, o ayrı.

Kadın olmaktan daha zor olan, insan olmak. Öyle çok emek vermek gerekiyor ki insan yetiştirmek için, insan olmak için.

Bazen çok uğraşıyorsun ama yine de olmuyor.

Neden hiç bilmiyorum.

Kimisi yaptım oldu sanıyor. Övünüyor.

Ben oldum artık” diyen de var.

Ben diyemiyorum inanın.

Övünemiyorum da.

Her Allah’ın günü yeni bir şey öğreniyorum. Olmama daha çoook var, biliyorum.

Bazen çok canım yanıyor. Bazen bir bakıyorum, derim o konuda kabuk bağlamış. Aslında bu bile üzücü. Kabuk bağlamak demek, hissizleşmek demek.

İstemiyorum ben öyle olmayı!

Sürekli kendini eleştirebilir olman lazım mesela. Hatalarını görebilmen, kabul edebilmen lazım.

Gocunmadan.

Aman ne zor bir şey! Ama imkansız değil asla.

Aslında insan olmanın, insan yetiştirmenin özünde çok basit şeyler var.

Belki de bana basit geliyor.

Mesela, kendine bakarak yaşamayı bilmek gerek gibi. Başkasının hayatına göz dikerek, kıskanarak, özenerek yaşamak felaket.

Sürekli “O ne yapmış, bu ne etmiş?” diye vakit geçirmek çok yorucu, yıpratıcı ve yıkıcı.

Kendini yıkıyor insan.

Kendi elindeki hiçbir şeyin değerini bilemeden geçiyor günleri.

Mesela, her şart altında kendin gibi olmayı ve öyle kalmayı bilmek gerek gibi.

“O bana böyle yaptı, bu bana böyle yaptı, al işte ben de sana aynısı yaparım” şeklinde yaşamak, geri tepiyor sanki. “Al sana!” dedin mi, biri de sana “Al sana” çekiyor.

Karma var.

Yemin billah var.

Sen kendi halinden şaşarsan, bumerang gibi geri gelip kendi elinle kendine tokat atıyorsun. Ha olmadı, bumerang yolu uzatıp gelip çocuğuna çarpıyor.

Şakası yok.

Bazı şeyleri görmezden gelmek, hoşgörmek, karşılıksız bırakmak en büyük ceza sanki.

Hatayı yapan, altında daha da fena eziliyor gibi. İnsanın kendi kendine kestiği cezaları başkası asla kesemez ki!

Mesela, önyargılı olmamak gerek.

Önyargı bir felaket.

İnsanı boğa yılanı gibi sıka sıka boğarak öldürüyor.

Kim için önyargılı davranıyorsan, bil ki bu dünyada en az 1 kişinin de senin hakkında önyargılı davranma hakkı var.

E var.

Kimi yargılıyorsan, bil ki seni de yargılayacak birileri illa var.

Mesela büyük konuşmamak gerek.

Büyük konuştun mu, bil ki bir gün tükürdüğünü yalama ihtimalin de var.

Mesela öncelikleri bilmenin önemi var.

En öne maddeyi koyarsan, bil ki seni yarı yolda kolayca bırakabilecek bir canavarı besliyorsun. Maneviyatı koyarsan en başa, ne olursa olsun karşılığını alıyorsun. Mutluluk dolu bir yola yatırım yapıyorsun. Çok bir şey kazanmayacağını düşünüyorsan da bil ki, bir şey de kaybetmiyorsun.

Mesela, güvenebilmenin, güvenilir olmanın çok büyük önemi var.

İnsanın güveni bir kere sarsıldı mı, sürekli hırsız giren bir evde yaşamaya başlıyor.

Tedirgin, huzursuz...

Mesela, çabalamak diye bir şey var. Çabayı görmek diye bir şey de.

Çok önemli.

Şans vermek diye bir şey var, kibirsizce...

Çabayı görmek insanın şansı oluyor gibi. Görmemek şanssızlığı...

Bir nevi hayati tercih meselesi.

Gönül diye bir şey var ve ondan daha fakir veya zengin bir şey de yok.

Eğer gönlün fakir cebin doluysa kimseye faydası yok, en başta kendine.

Yalnızsın.

Cebin boş gönlün zenginse, senden alası yok.

Bir başına bile her daim mutlu bir kalabalıksın.

Hoşgörü var ya, dünyanın en önemli ilacı. Sabah öğlen akşam kana kana içmek lazım. Her derde bin deva.

Bu yaz, benim için çok önemli bir yaz oldu. Yazdım bir kenara. Çok şey değişti kendi içimde.

Büyüdüm.

Başka türlü büyüdüm bu yaz. İnsan olmayı, insanlık hallerini öğreniyorum. Öğrenmeye devam ediyorum.

Sanırım en zoru kendimle geçirdiğim sınav.

Kendimi tanımaya daha yeni başlıyorum.

Küçüğüm, daha çok küçüğüm.

Ne kadar az yol almışım...

Ne kadar az...

Daha yolun başındaymışım.

Meğer.

Yonca
“yol uzun ama güzel”

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI